“Annelik” hikâyeleri de bütün insanlık hikâyeleri gibi birbirine benzer ama yine de biraz farklılıklar vardır ve her hikâyedeki gibi bunlarda da sıkıntıları ve komik durumları aynı anda bulabilirsiniz… Bu da tamamen sizin bakış açınıza bağlıdır.Ben de “Evren” tarafından “Anne” olmakla ödüllendirildim. Pek çok kadın anne olmakla şanslı olduğunu düşünür ama ben –extra-- şanslıydım… 1989 yılında endometriozis sonucu tüplerimdeki yapışıklık nedeniyle “iyi bir tüp bebek hastası” olduğum söylenip Hacettepe’ye yollandım. Böylece Ankara’ya gelip gitmeler başladı. Sonuçsuz kalan bir tedavi sürecinin sonunda ilk tüp bebek denemesi yapıldı ve dış gebelikle sonuçlandı.Karakter olarak şartları zorlamaya inanan bir insan olmadığım için bu ilk kötü tecrübeden sonra “demek ki anne olmamam gerekiyor” diyerek vazgeçtim. Zaten çocuk delisi olmadığım için bunu da atlatırım diye düşünerek tam o defteri kapatmışken, eşimin ısrarları sonucu bir defa daha deneme yaptık. Bu ikinci deneme sonucu hamile kaldığımı öğrendim. Biraz şaşkın, tarifi zor tuhaf bir mutluluk yaşarken bir değil iki bebek beklemekte olduğumu öğrendim…Bütün ikiz bebeğe hamile olduğunu öğrenen anneler gibi bu mutluluk kaygılarla gölgelenmeye başladı. “İki bebeğe aynı anda bakabilecek miyim???”… (Bu ikiz olma durumu sadece tüp bebekten değil, o dönemde yaşadığım apartman komşularımdan da bulaştı diye düşünmekteyim. Çünkü iki komşumun da ikiz bebekleri vardı. Bu bebeklerden biri şimdi bu bloğun mimarı Öykü Yılmaz…:).Tahmin edilebileceği gibi tüp bebek tedavisi o zamanlarda yeniydi ve zorlu bir süreçti. Bu süreçten sonra hamilelikte yaşadığım kaygılara, yukarıdakine ek olarak şöyle kaygılar da geliştirdim: “Doğduktan sonra bebeklerimi tutabilecek miyim, bebeklerim sağlıklı olacak mı, bebeklerim beni sevecekler mi, doğum sırasında ölecek miyim???” gibi biraz daha düşük dozlu kaygılar… Anlayabileceğiniz gibi Helikopter imalatı bu dönemde başladı…Hamileyken yaşadığım şehirde kontrollerimi yapan jinekoloğum o zamanlar bana bir şey söyledi ve ben o sözü tam yedi sene sonra tekrar hatırladım; “zor anne olanlar; doğum sonrası bebeklerine ya çok aşırı bir düşkünlük gösterirler, ya da ilgisizliğe varan bir tutum geliştirebilirler”… Bu görüşün bugün psikologlar tarafından kabul görür bir yanı var mıdır bilemiyorum ama ben söylendiği anda unutmuştum zaten.1994 senesinin haziran ayında Koray Hisarlı ve Dila Hisarlı bebekler dünyaya geldiler ve 2000 yılında ilkokul birinci sınıfa başladılar. Ben her şeyin o zamana kadar normal ve yolunda gittiğini, hatta kendimin de gayet normal bir anne olduğumu düşünüyordum. Okul başladıktan iki ay sonra birebir rehber öğretmenle görüşmek üzere okula çağrıldım. Kızım bütün sınıf okumaya başladığı halde okumayı reddediyordu. Bu durumun tek sebebi de benim tutumlarımdı. Bunu bana gayet net bir şekilde izah ettiler. Başta direnç göstersem de çıkınca bahçede oturdum ve tüm o 7 yıllık süreç gözümün önünden film şeridi gibi geçmeye başladı. O andan itibaren bugüne kadar “Helikopter Anne” olma durumuyla savaşmaktayım (o zaman bu tanımı bilmiyordum).Bugün pek çok anne de benim gibi hissediyordur eminim. Çocuklarına iyilik yapmadığını bildiği halde çoğu zaman kendini tutmaya çalışarak ama bazen de tutamayarak bu aşırı koruyucu ve kollayıcı tutumunu devam ettiriyordur. Benim çocuklarım şimdi o zamanki hallerimle dalga geçebiliyorlar artık. Ben de bu durumu hazırlayan nedenlerimin arkasına sığınarak suçluluk duygularımı hafifletmeye çalışıyorum. “Şartlar beni bu hale getirdi” lafını bilirsiniz. Arkasına saklanmak için çok iyi bir sözdür. Bu şartların başında bu zorlu hamilelik sürecinden sonra çocuklarımın prematüre doğmaları vardı. Sanki dünyaya prematüre olarak gelen ilk bebekler onlarmış gibi etraflarında bir abluka oluşturdum ve 4-5 ay boyunca yanlarına çok az kimsenin yaklaşmasına izin verebildim. İlk aylar o kadar abarttım ki; biberonlarını kimseye yıkatmadım. Odalarında temizlik yapılacaksa, onları önceden temizlenmiş bir odaya alıp, odaları temizlendikten sonra bir de temas edebilecekleri yerleri ayrıca dezenfektan ile birebir elden geçirdim. Tabii bu tutumumun bana yol, su, elektrik olarak geri döndüğünü de çok sonraları anlayabildim.Şimdiki aklım olsa hiç o kadar titizlenmezdim. Hatta eve bir de evcil hayvan alırdım. 8 yaşına kadar çok sık üst solunum yolları hastalıkları geçirdiler. Kışın neredeyse her ay antibiyotik kullandılar. Kızım bir aylıkken ilk defa ateşlendiğinde tesadüfen evde yalnızdım ve fark ettiğimde çok korktum. Hemen doktoru aradım ama nasıl konuştuğumu hatırlamıyorum çünkü sonrasında uzunca bir süre konuşamadım. Doktorumuz hemen koşup geldi, onun tedavisi başladı, benim de durum güncellemem… Bir helikopter olarak son icatlarla geliştirilmiş modele dönüşümüm başladı yani… O günden sonra bir daha çocuklarımla evde yalnız kalamadım. Hatta mümkünse ve çoğunlukla benden başka iki kişi daha oldu evde hep. Onlarla evde başa başa vakit geçirebildiğimde heralde 6 yaşına gelmişlerdi.12 yaşındayken oğlum bir arkadaşının evindeki doğum günü partisine gitmişti. Akşam oldu ben haber bekliyorum ki gidip onu alıp, eve getireceğim. O da ev yakın yürüyerek gideyim diye düşünmüş. Telefonda ıssız bir yolda tek başına yürüyor olduğunu işitince küçük bir kriz yaşadım ve ona da yaşattım. Bu hatıra kısa bir süre önce tekrar gündeme geldi, oturmuş konuşurken; “Anne, sen bağırdığında öyle korkmuştum ki, sanki bütün organ mafyası benim peşimdeymiş gibi bir hisse kapılıp, olanca hızımla koşmaya başladımdı” diye gülerek anlattı. Ben de güldüm tabii…Biz anne babaların çocuklarımız nezdinde iyi niyetler barındırdığını düşündüğümüz çoğu zaman da öyle sonuçlanabilecek davranışlarımız olduğu kadar, hiç istemesek de günahlarımız da var maalesef… Çünkü anne babalar da insanlar ve bu da doğal olarak kusurlu oldukları anlamına geliyor. 28 yıl önce yola çıktığım anne olma maceram; bugün 23 yaşındaki çocuklarım sayesinde bir “mucize” şu anda benim için. Çünkü onlarla büyüdüm, onlarla dünyayı tanıdım, gördüm, kokladım, işittim ve özgürleştim… Ben anne olmayı çok sevdim… “Helikopter Anne” olma durumunu ise biraz aştığımı düşünüyorum artık. Çünkü onlara güveniyorum ve geriye dönüp baktığımda bu duruma sadece korkularımın sebep olduğunu açıkça görebiliyorum. “Korku” ise basitçe bir düşünüş şekliymiş aslında. Bu düşünüş şeklini değiştirerek korkularımızdan kurtulabilir, sadece çocuklarımıza değil etrafımızdaki herkese ve başta kendimize iyilik yapabiliriz…Sevgiyle kalın…Gaye Yeşilsoy