Merhaba, Her işine çok düşünerek, aylarca planlayarak başlayan -nitekim aynı sebepten birçok fikri hayata geçirmeden rafa kaldıran ben, bugün burada hiç üzerine düşünmeden ilk (İlk? Devamı gelecek miydi ki?!) yazımı yazıyorum. Bunda yeni yazı girilmesinin oldukça kolay olduğu bir sistem oluşturulmasının da katkısı büyük elbette. Hamileliğimin 38. haftasındayım ve zorunlu doğum iznine ayrılalı yaklaşık on gün oldu. Hayır, kendimi yazı yazmaya verecek kadar sıkılmadım ya da 'Ana oluyorum ama sıradan olamam, hemen bir blog açmam lazım.' diye bir düşüncem de yok şükür. Aksine, geçtiğimiz on günü annemin gelmesini öteleyerek yine ertelediğim kişisel aktivitelerimi geçirmekle değerlendireceğimi düşünüyordum. Ancak daha ziyade, artık çalışırken yapmaya takatimin kalmadığı ancak evdeyken en azından aralarda uzanıp normal insan performansına ulaşarak yapabildiğim bazı ev işleri, hatta abartmayayım günlük işlerle geçirdim. 'Harcadım' diyerek kendime haksızlık etmeyeyim. Zira son zamanlardaki endişelerimden birini de gidermeye vakit bulabildim. Hamilelik sayesinde içimdeki evcimenlik rahatça gün yüzüne çıkacak alan buldu kendine. Hiç dışarı çıkmadım sanılmasın. Hem şahsi hem de iş için birçok yurtiçi ve yurtdışı seyahatte bulundum. Ancak memlekette olduğum süre boyunca cuma gecesinden evden çıkıp pazar akşamı eve girme şeklinde tanımlanabilecek, bol insanlı ve alkollü ortamım yerini evde pinekleme, hadi bir çılgınlık olsun ev gezmesine gitme gibi aktivitelere bırakmıştı. Ancak son zamanlarda içimden, bebek gelmeden sosyalleşmem lazım çağrısı yükseldi. Oysa ki bebekten sonra da hayat vardı değil mi? Telaşa gerek yoktu. Ama insanoğlu emin olamıyor tabii. Aylardır aktivitelerimi indirgemiş olmanın verdiği sıkılmayı cebime atıp, gündüz evde dinlenmenin artısını da önüme katarak, rakıya mı gitmedim, sabah birasına mı, doğumgünü partilerine mi... Sonuç? Rahatladım evet. Bir de aylarca kapanmanın anlamı olmadığını, illa ki uzun saatler sandalye tepesinde tünemek zorunda olmayıp davetlere 1-2 saatliğine de olsa katılarak çok daha faal bir hamilelik geçirebileceğimi fark ettim. İnsan tak demeden içine girdiği kısır döngüyü anlayamıyor. Ufak değişikliklerle kafayı dağıtmak mümkün oysa. Gelelim asıl meseleye. Beni burada yazmaya iten sebebe. Dün gece ilk kez rüyamda kızımı gördüm. Kanlı, canlı, elleri, tipi gözümün önünde... Sabah çok iyi uyandım. Ancak rüyamı anlatınca o kadar da iç açıcı olmadığını anladım. Rüyamda, en çok merak ettiğim doğum kısmı yok. Doğumdan hemen sonra oldukça kalabalık olan evimize geliyoruz, ben kendime sakin bir köşe bulup bebeğimi emzirmeye başlıyorum ve o dakika aslında hiçbir şey bilmedğimi fark ediyorum! Başka bir deyişle emziremiyorum ve hastanede neden kalmadık, geri dönelim diye söylenerek rüyayı noktalıyoruz. Bu rüya sayesinde bazı endişelerimin geçmediğini fark etmiş oldum. Geçtiğimiz ay, gece tuvalete kalkmalarım sıklaşınca, bir de bebek gelince kalkacaklarını düşün diyerek kendimi yemeye başladım. Daha çok uyanacaktım, emzirecektim, uyanabilecek miydim, enerjim tükenmez miydi gibi onlarca soru. Konformist yanım hemen, karnındayken kolay, çıkınca bir bebeğe bakabileceğini mi sandın diyerek konuşmadan duramayan teyze rolünü doldurmuştu. Bu endişelerimi eşim de fark edince beni yeteri derecede gazlayarak ve onun anneye yardımcı kisvesi altında bir yancı olmak yerine tam zamanlı ve çocuğuyla daha çok vakit geçirmeyi kar sayan sayan bir baba olacağına inancımı hatırlatarak tüm bunların üstesinden geleceğimize beni ikna etti. Öte yandan, kızımı görmek yeterince iyi uyanmama yetse de, bu rüya geçti sandığım endişelerimi yalnızca bastırdığımı fark etmemi sağladı. Ve buraya yazmama vesile oldu. Peki yazınca geçecek mi? Belki hiç geçmeyecek. Belki de bundan sonra hayat, iyi mi, bakabiliyor muyum, koruyabiliyor muyum, iyi yetiştiriyor muyum, iyi yetiştirmek ne demek gibi sorular arasında bocalayarak geçecek. Anneliğin insana yaptıklarından biri de bu belki de... Her söylenen, her duyulan çentik atar gibi soru işaretleri konduruyor zihnimize, umursamıyoruz desek de. Sanıyorum önemli olan sorular sorunlara dönüşmeden cesurca yanıtlarını bulmakta. Yapabilecek miyiz? Bu ise bir zaman meselesi...