Hamileliğiniz harika gidiyor! Her ne kadar titiz davranmaya çalışsanız da her şey o kadar normal ve olması gerektiği gibi ki, ister istemez sakince beklemekten başka yapacak bir şey kalmıyor. Ben de gayet rahat ve sağlıklı bir hamilelik geçiren her çalışan kadın gibi 32.haftamda çalışabilir raporu istemiş, doktorum da adeta "hay hay" diyerek raporu onaylamıştı. Ancak daha rapor işleme alınmadan ufaktan bir sorun olduğunu hissetmiştim. Bir şeyim yoktu, yine evham yapıyordum büyük ihtimalle ama tabi ki doktora gidip ''sen de bebek de turp gibisiniz kızım çok iyisin süpersin'' sözlerini  duymadan da eve gidemezdim. Hamileliğimde fazlasıyla titiz olduğumu söylemiş miydim? Evet söylemiştim, doğruca hastaneme gittim ve sonuç.....bu kez korktuğum başıma gelmişti. Hatta tam olarak yaşadığım şuydu: Korka korka başıma getirmiştim. Doktorun dediği; "Erken membran rüptürü"  yani, amniyon kesesinin zamanından önce yırtılması... yani 32.haftamda suyum gelmişti... En açık tabirle doğuruyordum ve  her şey mükemmel giderken bu da neyin nesiydi? Neden oldu peki?Neyi yanlış yapmıştım?Ne olacaktı şimdi? Gebeliği sorunlu giden insanlar bile çeşitli tedavilerle, ilaçlarla bir şekilde vaktinde doğum yapabilirken, ben güle oynaya sabah işyerinde evrak düzenleyip akşamına 32 haftalık bir bebek mi dünyaya getirecektim?Değil doğumu durduracak bir çözüm,sebebini bile bilemedikleri birşeymiş bu. Nasıl oluyordu böyle bir şey ve nasıl yapılacak bir şey olmuyordu? Bir şeyler yapılabilmeliydi. Erkek adam yaa..sakalları bıyıkları olan bir adam hamileydi, geçen internette okudum. Erkek doğuruyor bu devirde öyle gelişmiş tıp ama benim mükemmel giden hamileliğimi bozan bu şeye tıp bir çözüm bulamıyor öyle mi? Ama böyle hayal etmemiştim ki. Ama her şey insanlar içindi ve bu da benim sınavımdı, Allah beterini vermesindi. Bu daha neydi ki, ne dertler vardı insanların başında? Allah sabır güç verirdi. Hem prematüre doğan bebekler çok güçlü olurdu, hele kız prematüreler daha güçlü olurdu. Olsun canım, nerdeyse bütün hazırlıklarını da yaptımdı hem. Ama ben doğum fotoğrafçısı istiyordum. Daha lohusa geceliğim gelmemişti, ne güzel gelmişti de küçük olur diye iade ettim, halbuki gerek yokmuş keşke kalsaymış. Belki doğuma girmeden birkaç fotoğraf çekinirim makyaj malzemelerim? Hemen mi doğurucam, suyu bitti şimdi nasıl nefes alıyor boğulur mu acaba, yok kordondan  oksijen alıyordu saçmalama."Hocam bol bol su içsem su yerine gelir belki he! Bence iyi fikir he? Ne dersin? Ikınmiyim dii mi bebek gelebilir. Yatırın beni bi odaya artık nasıl hastaneydi burası ayaklarımı havaya dikmeliyim bence." Beynimde olayla alakalı alakasız saçma sapan bunun gibi binlerce şey dolanıyordu ama ağzımdan çıkan tek şey: "Bebeğim"... ve "çok erken..hayır çok erken..bir şey yapın çok erken"...kelimeleriydi. Sonunda aklımdan geçen şekilde beni bir odaya aldılar ve doğumu olabildiğince bekletmeye çalıştılar. Sular bir anda gelmediğinden 3 gün kazandık. Bu üç gün içinde iki doz akciğer geliştirici iğne ve 4 saatte bir  enfeksiyon oluşumunu engellemek için antibiyotik aldım ve 40 dakikada bir nst cihazıyla bebeğin kalp atışı ve kasılmalar ölçüldü. 3 günün sonunda kesede bir gram su kalmadı, bebeğin kalp atış ritminde ufak düzensizlikler gelişti ve bende ufaktan enfeksiyon belirtileri başladı. Bu da artık bekleyemeyeceğimizi gösteriyordu. Halbuki o hastane odasında değil üç gün, üçyüz gün yatmaya razıydım yeter ki biraz daha karnımda kalsaydı, yeter ki biraz daha büyüseydi. Çektiğim sıkıntının hiçbir önemi yoktu. Ama öyle olmuyordu işte. Şimdiye kadar olan şeyler nasıl benim isteğim dışında olduysa-doğum tercihim hariç- doğum yaptığım gün de isteğim dışında belirlendi. Nasıl doğum yapmak istediğimi doktorum tercihime bırakmıştı. En çok istediğim şey normal doğum yapmaktı ancak bu mümkün değildi.Bebek küçük olduğu için risk taşıyordu normal doğum. Epidural anesteziyi ise göreceğim şeylerden pek memnun olmayacağımı düşündüğümden kabul etmedim. Sonuçta kuş kadar bebeği kollarıma alıp bağrıma basamayacağıma göre ona oksijen maskelerini bağlayıp yoğun bakıma götürülüşünü de seyretmenin bana bir faydası yoktu. Oyumu "beni bayıltın uyandığımda boş bir karın ve süt pompasıyla başbaşa kalayım" yönünde kullandım.. Ve uyandım.Tahmin ettiğim gibi boş bir karın ve süt pompasıyla başbaşaydım.Tabii ablam, yengem, giden gelen, kalabalıktı ama ben sarhoş gibiydim. Gözüm yarı açık bakıyorum bana makineyi takmaya çalışıyorlar, sağdıkları süt kablodan makinaya yürüyor, çıkarın şunu elektrik çarpacak beni diyemiyorum meğer parçaları yanlış takmış hemşireler... Kah yanılarak kah ite kaka birkaç damla gelen kolostrumu hemen bebeğe götürdüler. Narkozluyken sayıklarmışsın ya hep bebeğim, beni bebeğime götürün diye sayıklamışım. Doğduğu anı kaçırmayayım diye normal doğum isteyen ben bebeğimi,daha doğrusu bebeğimin olduğu kutuyu, ilk kez gece yarısı görmüştüm.Vücudunda kablolar ve tüm suratını kaplayan bir oksijen maskesi mi desem ne desem koca bir boru vardı. Ayağa kalkmak bile çok zordu benim için. Gözyaşlarım sümüğüme karışmış, tamamı küçük parmağım kadar olan bir ele yine küçük parmağımla dokunuyordum.Yer yarılsaydı da en dibine girseydim. Ölseydim de yine bebeğim için canım çıkmasaydı. Nasıl bir acı, nasıl bir suçluluk hissi. Babam ve oğlum filmindeki gibi "benim yüzümdeeeğğğğnnn" diye bağırmak istiyorum, hıçkırıyorum. Bunları ben yaptım kızım sana, bunu ben yaptım. Evet benim suçum değil belki ama o kablolara bakınca öyle düşünmüyorsun işte... Doğuma kadar yaşanan bir erken doğum hikayesiydi bu. Bunun onlarca katı duygusallıkta bir de doğum sonrası hikayeleri vardır her prematüre annesinin.Bu benim hikayem. Dünya başına yıkılmıyor da işte....çok şükür...ama koca dünyayı omuzlarına yükleniyorsun öyle birşey...Bir yerlerde birileri erken doğum yapar, erken doğum yapan her kadın bunları, hatta bebeği daha küçük doğan anneler daha kötülerini hisseder ama çevremizdeki erken doğum algısı pek de hissettiklerimizi karşılamaz maalesef... "Nazan da 7 aylık doğurmuş, hıı evet suyu gelmiş,yok kıız şimdikilerde hiç iş yok ben bizim büyük oğlanı on buçuk ayda doğurdum,neyse aynen aynen kurtuldu hamilelik sıkıntısı çekmedi. Çocuk da toparlar çabucak. Erken doğanlar çabuk toparlıyor. Ne koymuşlar adını, ay benim dilim dönmüyor. Ne? Çeyrek mi?Çeyrek çok canıım gram takılır zaten bebek kaç gram ki ayol :)