Bilgi Kirliliğine Dikkat!

Bilimin bize sunduğu en güzel şeylerden biri, uzun süren araştırmalar sonunda elde ettiği güvenilir bilgilerdir. Bu bilgilere dayanarak insanlar günlük yaşamlarında ya da daha uzun vadeli planlarında adımlar atabilirler. Her şeyde olduğu gibi bilimde de bir yanılma payı vardır; ancak bu yanılma payının ortaya çıkartılması bile uzun, meşakkatli ve itinalı bir çalışma gerektirmektedir.

Neden bu yazıya böyle başladım? Çünkü bugün sağlıklı yaşama adım atmaya karar verdiğimizde bizi etkileyen pek çok ekol ve yol olabilir… Ancak birinin doğru dediğine diğeri şiddetle karşı çıkıyorsa burada bir karmaşa ve kafa karıştırıcı bir yan vardır.

“Evet spor yapmak istiyorum ama kimisi, sabah aç karnına spor yapılması gerektiğini salık verirken bir diğeri de günün sonunda yapmam gerektiğini söylüyor. Birisi haftada üç gün sporu yeterli bulurken bir diğeri her gün yapmam için ısrar ediyor ve hepsi kendi savını kulağa çok doğru gelecek şekilde gerekçelendirebiliyor.” Bu gibi durumlar, örnekler çoğaltılabilir.

“Asla süt tüketmeyin diyorlar, bir yandan da kalsiyum kaynağı olarak süt ve süt ürünlerini kaçınılmaz olarak öneriyorlar. Başka bir ekolde et grubu besinlerin yenmesi için cesaretlendirilirken diğer bir grup tarafından bunun ölçülü olarak tüketilmesi gerektiği şeklinde tembihleniyorum… Hangisi doğru?”

Öncelikle şunu söylemekte fayda var; bazen spekülatif olabilmek, bazen de hoşa gideni söyleyerek bir tür popülarite edinmek modern insanın sıkça karşılaştığı ve maruz kaldığı bir dezavantajdır.  Bu durumda kulak vermeniz gereken ve kafa karışıklığınızı giderecek olan, hiçbir ticari rant bağlantısı olmayan, akademik olarak kabul görmüş araştırmalarla edinilen verilerdir. Bu veriler, bir anda pıtrak gibi çoğalmazlar. Bir hipotez halindeyken kesin bilgi gibi sunulmazlar. Mutlaka bir alt yapısı, araştırma grubu, onaylayan bir akademik ekip olmalıdır. Evrensel literatürde yerini almalı ve kişilere bu aşamadan sonra iletilmelidir.

Sağlıklı yaşam hakkındaki klinik bilgilerinizi mutlaka bir diyetisyenden almalısınız. Sizi motive edecek olan koçun da mutlaka bir diyetisyenin orientasyonundan geçtiğinden emin olun. Yani motive etmek ve bilgi salık vermek arasında hassas bir çizgi var. Herkes kendi görev tanımına, sorumluluk gereği sıkıca bağlı kalmalı. Kulaktan dolma, popüler, dipnot tadındaki kolay yayılan, kolay uygulanan ama bazen de kolay zarar veren “bilgilerden” uzak durmanız çok önemli. Hem sağlığınız hem de sağlıklı yaşam motivasyonunuz açısından.

Çünkü bir yola girmeye karar vermek başlı başına zordur. Bu yolda ilerlerken heybemizdeki bilgilerin temiz bilgiler olması, bizi yalnızca sonuca götüren değil sonuca götürürken bize çelme takmayan, kafamızı karıştırmayan, bizi sürekli yanlış mı yapıyorum acaba kuşkusuyla yiyip bitirmeyen bir haritamız olması bilgi kirliliğinden kaçınmaya bağlıdır.  “Bir de şunu deneyim bari” genelde iyi bir fikir değil sevgili annemisin okurları. Vücudumuz deneyler yapabileceğimiz değil, iyi davranmamıza ihtiyaç duyan bir bereket arazisi… “Bu kesinlikle denemeye değer çünkü güveniyorum” hissi (bilgisi) ihtiyacımız olan iç ses.

Çünkü bir gün afiyetle kefirinizi içerken “Duuuurrrr o senin zannetiğin gibi bir kefir değilmiş” diye haykıran birine, kendinizden emin bir halde “lütfen varsayımsal ya da kulaktan dolma bilgilere aldırma, eğer bilimsel gerekçelerin yoksa sen de al bir bardak” diyebilmek gerekir. Belirleyici olan diyetisyeninizin size önerip önermediğidir.

 


kişi tarafından beğenildi      341 kez okundu
  • Yorumlar(0)

 

 

Facebook Twitter Google+ Pinterest Share
Facebook Twitter Google+ Pinterest Share