Hoşgeldin Pelin!

Kızım 39+4'te bir ‘1 Mayıs’ gününde gelmeye karar verdi ve bizim tüm dualarımıza ‘’Hayatta her şey mümkün anneciğim, babacığım’’ cevabını verdi. 'Her şey istediğiniz gibi olmayabilir ve her şeyi sakinlik ve olgunlukla karşılayın' mesajlarıyla dolu bir doğum oldu Pelin'in doğumu.

Doğum dalgaları beş dakikada bire düştüğünde 3 cm açıklıkla hastaneye gittik ve hastaneye girdiğim an dalgalar ve kasılmalar sanki bıçakla kesilmiş gibi durdu. Aldığım eğitimler sayesinde bunun ne demek olduğunu biliyordum. Hem hastaneyi ve tatil günü olmasını kendime bir engel olarak görüyordum hem de bağlanma kaygısıyla bebeğimi doğurmaktan korkuyordum. Onu hem çok özlüyor ve kavuşmak istiyor ama bir yandan da sanki onu ya istemezsem kaygısıyla baş edemeyip gelmesini sanki istemiyordum. En yoğun duygunun bu olduğunu şu an çok rahat söyleyebilirim. Ama tabi ki o an bunu kabul etmesi çok zordu.

Bunlar gibi karmakarışık duygular eşliğinde dalgaların tekrar gelmesi için çeşitli yollar denedik. Tatil günü ya, hastane bomboş... Terapi hissiyatı veren bahçede eşimle bol bol tur attık, aralarda birbirimize sarıldık, öpüştük gelsin oksitosinler diye. Yürüyüş çok iyi geldi. Dalgalar tekrar düzene girmeye başladı. Pilates topunda vücudumu dinleyerek neye ihtiyacım varsa o şekilde hareketler yapıyordum, yatağa sabitlenmemek için damar yolu açma, sürekli nst bağlanması ve ayrıca suni sancı verilmesini istemedik. Rutin müdahalelere olabildiğince direndik. Acelem yoktu, bugün olması gerekmiyordu ya illaki. Hem yarına sarkarsa belki kendi doktorum da gelirdi, icapçı doktoru tanımıyordum, doktora güvenmek ve bağ kurmak önemliydi. Doktor gebe için çok önemli bir yere sahip oluyor. Hem çok sevmek, hem sözünü dinlemek hem biraz da çekinme duygusunu yaratması gerekiyor. Tıpkı ilkokul öğretmenimiz gibi. O yüzden kolay kolay bırakılamıyor doktorlar, tam bu şartlara uygun biri bulunduysa. Ben de doktorumla bu ilişki içindeydim, seviyor, güveniyor ve biraz da çekiniyordum. O yüzden şimdi hiç tanımadığım biri mi bana yaptıracaktı doğumu?

Bu da bir engeldi benim için mesela.

Sevgili stajyer doulam da yoktu yanımda. O da şehir dışındaydı ama sürekli telefonlaştık, eşimle irtibat halindeydiler. Bize sürekli destek oluyordu. Ama niye bugün? Niye şanssızım? Ne doktorum ne doulam ne de iletişim halinde olduğum hastanenin baş ebesi var burada? Çok güvensiz hissediyordum.

Ama bebeğim, canım bebeğim, o da artık kavuşmak istiyordu bize, ne doktor ne doula ne ebe dinliyordu benim kızım. Bana güven, kendine güven, ihtiyacın olan tek şey bu diyordu aslında.

Ona ve bedenime güveniyordum. Güveniyordum da bir terslik vardı, içimde bir kaygı hissetmeye başladım. Dalgalar çok düzensizleşti ve bebeğim sanki içimde dondu, hareket etmiyor sanki gelmeyi bıraktı gibi hissetmeye başladım. Aslında birkaç ciddi kasılmadan sonra açılmam artmıştı ama verilen lavmandan sonra işler çok değişti. Ölüyorum sandım! Hem dalga hem lavmanın sancısı bana çok çok ağır geldi ve o noktadan sonra bir şeyler oldu. Ağladım, yoruldum, acıktım, endişelenmeye başladım. Tam o sırada doulamı karşımda gördüm. Meğer bana söylememişler yola çıktığını, taaa Ankara'dan kalkıp geldi. Onu görünce sımsıkı sarıldım, ağladım, büyük bir rahatlama yaşadım. Keşke en başından beri olsaydı. Ama olsun şimdi burada işte diye düşündüm ve aşırı derecede rahatladım. Ona çok güveniyordum, artık bir şeyler daha kolay ve daha kontrollü olacaktı hissediyordum.

Ama..

Ama bütün bunlar olurken dalgalar tamamen durdu. Hiçbir hareket yok kızımdan, nst'de kalp atışı duyuluyor ama n’oluyor? Bir ara eşimi çağırdılar ve bir şeyler konuştular. Sonra o sırada doulamla birkaç çalışma yaptık, sezeryandan bahsetti, çok zorlanırsam bunun kesinlikle bizim için daha iyi olacağını hatırlattı. Sezeryan mı?

Neden? Ama ben sezeryan istemiyorum, o kadar boşuna mı uğraştık?

Ya kızımın sağlığı?

Ama ya hayallerim?

Ya kızıma bir şey olursa?

Ama bu bir ameliyat? İlaç demek, ameliyathane demek?

Ya bebeğim bu doğumu kaldıramazsa? Ama’lar ve Ya’lar…

Ama'ların boşuna olduğu bir durum. Dalgalarla birlikte Pelin'in kalp atışı yavaşlıyormuş.

İcapçı doktorun ve çeşitli ebe, hemşire ekibinin odayı ziyareti pek hayra alamet gibi görünmüyordu. Odada ayrıca eşim, ablam, arkadaşım ve doulam vardı. Kalabalık bir oda yani. Hissedilen çeşitli baskılar yani. Kocaman bir hayal kırıklığı, büyük bir gerginlik, sorumluluk duygusu, anne yüreği vs vs gibi sis perdesi arkasında olan biten bir gerçeklik.  

‘Sezeryan olmalısın!’???

‘Bebeğin bu doğumu kaldıramaz!!’???

‘Kalbi dayanmayabilir!!’

Kalbi mi? Hani o 4-5 haftalıkken ilk duyduğumda beni hüngür hüngür ağlatan kalbi mi? Yani o minicik kalbi mi? Ona hayat veren kalbi? Kalbim yani?

Anne ve bebek sağlığı bir doğumda gözden çıkarılamayacak tek şeydir. Doğal doğum, ten teması, rutin müdahaleye karşı yapılan dirençler, doula, doğum psikoloğu vs her şeyden vazgeçilebilir. Ama bebeğimin ve benim sağlığımız her şeyden ötede. Bunu çok iyi biliyordum. İnat etmenin şu anda kesinlikle bir değeri yoktu.

Sezeryana karar verdik. Çeşitli hazırlıklar yapılırken, sevgili doulamla sezeryan hakkında hatırlamalar yaptık. Sezeryan hızlı olması gereken bir ameliyat. Oda sıcaklığı düşük ve bebekle annenin ilk buluşması yanak yanağa çoğunlukla burun buruna 2 saniyede gerçekleştirilip bebek hooop bakıma alınıyor. Bu bildiğimiz ve kesinlikle böyle olması gerektiğini düşündüğümüz bir bilgi(ydi). Doğuma hazırlık eğitimine kadar. Anne-bebek dostu sezeryan diye bir kavram var. Bunu daha sonra ayrıntılı anlatmayı planlıyorum. Bunun olmasını çok isterdik ama maalesef bizim hastanemizde böyle bir yapılanma yoktu. Olabildiğince anne-bebek dostu sezeryan yapmaya karar verdik. Bir kere o hastanede ameliyathaneye yani sezeryana ilk giren baba ünvanını eşim kaptı. Bunca yaşadığım şoklardan sonra onun yanımda olması bana büyük güç verecekti. Epidural analjesi olmasını istedim. Onun dışında ten temasını tam usulüne uygun olamasa da babası yapacaktı. O yüzden içim bir parça olsun rahattı.

Sopsoğuk bir odaya alındım. Nöbetçi anestezi uzmanı geldi. Allahım! Anestezi uzmanını da seçme şansım olmamıştı. Çok hassas bir iş olduğunu ve işin ehli kişilerce yapılması gerektiğini duymuştum çok kez. Ama tamamen teslimiyet duygusuna kapılmış bir ruh halim vardı ve bunu o an çok sorgulamadım.

Hee dalgalar mı? Tamamen gitti. Son bir kez, tam epidural yapılmadan önce küçük bir dalga geldi ve sonra uyuşturuldum.

Önüme çok profesyonelce setler konuldu. Yüzleri kapalı çeşitli insanlar vardı. Kim kimdir hiç bilmiyordum. Belki görsem tanırdım, ama göremiyordum yüzlerini.

Kaygım en üst seviyeye çıktı, şimdi kızıma kavuşacağım diye kendimi telkin ede ede dünyaya gelen yeni bir varlığın haberi yayıldı. Eşim bir yandan da kameraya çekiyordu. Baba olmanın heyecanını mı yaşasın, o anı ölümsüzleştirmenin telaşını mı yaşasın bilememiş.

Kordon dolandığı için kanala bir türlü girememiş bebeğim, doktor öyle söyledi. Ben de kordonlu bir bebektim ne tesadüf!

Mor ve sıcak bir et parçası değdirdiler yanağıma. Yüzü buruş buruş ama gözleri kapkara bakan bir insan yavrusu. Öptüm, kokladım, yetmedi. Götürüyorlardı. ‘Biraz daha’ dedim. Ben değil hücrelerim bağırıyor; ‘Yavrum, yavrum’ diye. O da beni istiyor. O yüzden ağlıyor. ‘Anne, anne’ diye.

Alıp götürdüler hayattaki en önemli görev için. Kaç santimetre, kaç kilogram doğduğunu öğrenmek için.

Sonrası klasik hikaye. Kıyafetler giydirildi, ben odaya alındım, emmesi için yanıma getirildi, aileler bebeği ve beni görmek için geldiler gibi çeşitli seremonilerle bir doğum hikayesi daha gerçekleşmiş oldu.

Her doğum hikayesi özeldir. Benim hikayem de böyle. Hikayemin içinde çeşitli eleştiriler ve ufak bazı farkındalık yaratıcı noktaların varlığı dikkatinizi çekmiştir. Bunlar hakkında daha sonra çeşitli paylaşımlarda bulunmayı ümit ediyorum.

Hamilelik ve doğum sürecim bana yepyeni bir misyon kazandırdı. Bunu ifade edebilmek ve bilinçlendirme yaratabilmek en büyük isteğim.


kişi tarafından beğenildi      324 kez okundu
  • Yorumlar(0)

 

 

Facebook Twitter Google+ Pinterest Share
Facebook Twitter Google+ Pinterest Share