Nereden Başlayalım?

Aslına bakarsanız ben yaşam hikayesi ve kariyer hikayesi iç içe geçmiş bir kadınım. O bakımdan belki çalıştığımda yaşadığımı daha çok hissettiğimi düşünüyorum. Ya da Konfüçyüs’ün dediğine gelmişimdir belki, sevdiğim işi yaptığım için çalışmak zorunda kalmıyorumdur…  Ama bu hikayeyi başka bir yazıda ayrıntıları ile anlatacağım sizlere. Gel gelelim hikayemizin şimdi anlatacağım kısmına; aslında pek çoğumuzun öyküsü bu, ve benim de yaşamımla işimi birbirine kavuşturan yer.

Hamilelikte alınan kilolar, bu kilolar gider mi kaygıları, vücut algımız ve hayat algımız arasında kurduğumuz bağların her zamankinden daha çok su yüzüne çıkması… Kendimizi bu halimizle hem sevmemiz, hem de bu yeni halimize alışamamaktan korkmamız. Amacın ulviliği ve bu denli kilo almadan hamileliğini tamamlayan insanlara hayret ve belki de gıpta ile bakış… Hep bir “nasıl” sorusu yani…

“Nasıl aldım bu kiloları?”

“Nasıl verebilirim?”  Ya da “Kendime nasıl alışabilirim?”

“Nasıl görünüyorum ve nasıl görülüyorum?”

Ve peşinden daha kişisel başka sorular…

İki dirhem bir çekirdek bir genç kadınken o hamilelik bize ne etti de yirmi sekiz kilo birden alıverdik? Bunun başka bir yolu yok muydu? Mesela 28 değil de 18 kilo alınarak bitemez miydi bu gebelik? Ya da bazı arkadaşlarımızın başarabildiği gibi 8 kilo… En nihayetinde sağlıklı olduktan sonra bu sayıların görünüşümüzde yarattığı sarsıntıdan/ değişimden başka anlamları olabilir miydi?

Bu soruların deryasında kendime net ve gerçek bir yanıt vermemi sağlayan tek bir pusulam oldu: “Bu ben miyim? Şu anda aynada gördüğüm görüntü, ruhumdaki insana mı ait?” sorusu… Ve kesinlikle değildim. Kendime böyle alışık değildim. Alışmak istiyor muydum? Çünkü bazı kadınlar büyük beden oldukça güzelliklerine güzellik katıyorlardı. Ama hayır ben onlardan biri olmadığımı anlamıştım.

Yaptığım en doğru şeylerden bir tanesi, bu soruyu benim yerime başkasının sormasına asla izin vermemiş olmaktı. Ne aldığım kilolarla dalga geçen ne de bu kiloların vücudumdaki ağırlığı ve rahatsızlığını hafife alan hiç kimseye, ne düşündüğünü danışmadım ya da sözlerine kulak asmadım.  Öyle ki beni böyle daha çok beğenenlere bile paye vermemeye kararlıydım. Kimine üzüldüm kimine şefkatle güldüm ama ı-ıh asla onları belirleyici olarak düşünmedim.

“Ezgiciğim popon maşallah bir dünya olmuş”

“A aaa sana ne olmuş öyle?!”

“Kızım sen her halinle güzelsin”

“Aşkım sen böyle etli butlu pek seksi oldun”

Vesaire…

Dışarıdan gelen tepkiler değişkendi ve eğer yola çıkma nedenim o tepkiler olsaydı yol boyunca daima fikrimi değiştirebilirdim. Ancak ben kendime bir tek soru sormuştum, bu soruya cevaplarımı yalnız başıma ve sadece kendim için vermiştim. Kilo verme sürecimde anlayacaktım ki, bu yaptığım ilk ve en doğru motivasyon hareketiydi. Çünkü başka biri üzdüğü, sevdiği ya da istediği için değil, ben böyle olması gerektiğine inandığım için yola çıkacaktım. Bu sebeple de yolumdan hiç dönmedim. Gelen 28 kilonun 24’ü böylece gitti. (tabii ki başka bir yazıda ayrıntılarıyla anlatacağım)  Evet eskisinden daha atletik, daha fit olmuştum. Üstelik bebeğimi 27 ay emzirmiş ve destek hiçbir şeye ihtiyaç hissetmemiştim. Küçük bir bebekle, lohusalığınızın 5. günü itibariyle yalnız başınıza ilgilenerek ve bir yandan da kitap yazarak kilo vermenizi sağlayan ses içinizden gelenlerden başkası olamıyor zaten, bunu yaşayıp öğrendim.

Doğumdan sadece birkaç gün önce kendim için bir blog hazırlamıştım. O zamanlar bloglar yalnızca şiirlerimi ve makalelerimi bir editörün iznine ihtiyaç duymadan paylaşabildiğim mecra anlamına geliyordu benim için. Ama yeni blogum kilo verme yolculuğumu herkese duyuracağım, paylaşacağım ve belki de kim bilir benim gibi hisseden, düşünen ve hedefleri olan insanlarla buluşabileceğim bir yer olacaktı. Bugün bloğum artık milyonlarca ziyaretçiye ev sahipliği yapmanın gururunu taşımanın yanısıra bana, nereden başlamalıyız diye soran bir çok okuyucuma şu yanıtı vermeme izin verdi:

“Kendinize soracağınız dürüst bir sorudan ve kendinize vereceğiniz en dürüst yanıttan başlayın”

Bence en iyi yol arkadaşı samimiyettir.


kişi tarafından beğenildi      456 kez okundu
  • Yorumlar(0)

 

 

Facebook Twitter Google+ Pinterest Share
Facebook Twitter Google+ Pinterest Share