Bu yazı Annemisin yazarımız Aysu Apakay tarafından yazılmıştır. 

Selamlar efendiiim! Yazımı hayattaki rollerimden biri olan küçük kız kardeş rolümle yazıyorum.

Üstelik de son üç yıldır ev arkadaşı erkek kardeşi olan bir kız kardeş olarak! Zira bundan 22 yıl önce ailenin tek çocuğu olan abimin, ısrarla kardeş istemesi üzerine dünyaya gelmişim (en azından o öyle olduğunu düşünüp mutlu oluyor, bozmuyoruz biz de :D). O dönem anaokuluna giden küçük Aykan, arkadaşlarının küçük kardeşlerini o kadar çok sever, arkadaşlarının “Abiyim/Ablayım ben be!” hareketlerine öyle çok özenir ki “KARDEŞ İSTİYORUUUM!!!” nidaları dilinden düşmez. Küçük kardeşin olduğu resimler çiziliiir, doğmamış kardeşe hediyeler alınır derken en sonunda benim dünyaya geleceğim öğrenilir. Mutluluktan deliye dönen abiciğim, hemen biricik kardeşi için isim arayışlarına girer. Anaokulundaki güzel kızın adı Elif’tir ve gözleri de çok güzeldir. Ona benzememi istediği için adımın Elif olmasını ister. Fakat tek isim seçeneği de Elif değildir :D Daha birçok kız ismi abimin aklını kurcalar. Gel zaman git zaman adımın Aysu olmasına karar verilir falan filan.

Benim kardeş hikayem bu şekilde çünkü benden sonra ailemize üçüncü bir çocuk maalesef katılmadı. Aynı abim gibi ben de bir süre kardeş kardeş diye delirdim tabi ama “Her çocuk büyüdüğünde kardeş isterse ohooo!” düşüncesiyle ben küçük bir kardeşe sahip olamadım :(

Şimdi ben kendi hayatımdan aldığım bu kesiti sizinle neden paylaştım, niçin paylaştım, nasıl paylaştım; bunu izaha gerek yok derdi rahmetli Kemal Sunal olsaydı:) Ama tabii ki benim bahsedeceğim konu için izaha pek tabii gerek var. Çocukların çoğu benmerkezci düşünce yapısını barındıran ve kendini merkez alan oyunlar oynadığı dönemden işbirliğine dayalı oyunlara ve sosyal beceriler kazandığı döneme geçtiğinde böyle bir istekte bulunur.

Mesela daha bugün bir arkadaşımın iş çıkışında denk geldiğim bir olaydan bahsedeyim...

Arkadaşımın çıkmasını beklerken işyerinin önünde servis bekleyen bir kadınla ve 9 yaşındaki oğluyla sohbet ettim. Kadın hamileydi ve küçük çocuk kardeşinin bir an önce doğması için dua ediyordu. Üstelik kardeşinin adını bile düşünmüştü. Kardeşinin adı Leyla olacaktı.

Olaylar her zaman bu örnekte olduğu gibi vuku bulamayabiliyor. Tam tersi bir durumu yaşamak da mümkün. Tüm ilgiyi ve sevgiyi kendi üstünde toplayarak büyümüş bir çocuk, hayatının geri kalanında da annesini ve babasını sadece kendine ait görmek isteyebilir. Bu düşünce yapısındaki çocukların büyükannelerine ya da büyükbabalarına “O senin kızın/oğlun değil, benim annem/babam!” dediğini duyabiliriz. Bu örnekte olduğu gibi soyut düşünce becerisi henüz gelişmemiş çocuklarda kardeş kavramı çok farklı algılanabilir. Bebek doğmadan önce çok istekli ve mutlu görünen çocuklar bile bebek doğup da somut bir şekilde varlık göstermeye başladığında durumu daha net bir şekilde anlamaya başlar ve bu durumun sonucunda kıskançlık, geçimsizlik ve uyum problemleri yaşayabilir. Peki anne babalar ikinci bir çocuğa sahip olmak istiyorlarsa ve çocuklarına bir kardeş dünyaya getirmenin faydalı olacağına inanıyorlarsa kardeş fikrine çocuklarını nasıl alıştırabilirler? Kıskançlık, kardeşe alışma ve yeni hayata uyum gibi problemler yaşayan çocuklar için neler yapılabilir?

Tüm sorularınıza cevap bulacağınız ikinci bir yazıyla geleceğim. Benden ayrılmayın :)