Tükenmiş Annelere Sesleniyorum!

Korkmayın bu bir sendrommuş!

Daha bu yazıyı yazmayı düşünürken bile bir sağ omzumda ki melek, bir de solda bıt bıt konuşanı, atışmaya başladılar desem!. BirisiHadi ama o kadar da zor değil, şu miniği kokla hepsi geçer” derken, diğeri  “Kızım gözünü aç bittin sen, artık sürekli sana bağlı bir canlı var bu dünyada” diye konuşuyor. İçimden ise “Susun” diye haykırmak geliyor.

Her şeyin başladığı zamanı anlatayım. Bebeğim ek gıdaya tam anlamıyla geçmiş, emeklemeye başlamış, ilk dişini çıkarmakta ve kendi benliğini bize kabul ettirmeye çalışmaktaydı. Ben ise her şeyi en mükemmeli ile sürdürmeye çalışıyordum. Bebeğim için tüm ek gıda tariflerini hatim ediyor, onun mental gelişimi için gerekli oyunları sürekli araştırıyor, sağlığı ve kişisel bakımı için deli gibi özeniyor, bir yandan da ev işleri yolunda gitsin, kocamı da ihmal etmeyeyim, sosyal yaşamdan uzak kalmayayım, kendi bakımıma dikkat edeyim ve biraz da dinlenebileyim diye olabildiğinden fazla çaba harcıyordum. 

Bir kırılma noktası oldu: Babamın 4. evre kanser olduğunu öğrendim. O an üzerime yeni bir sorumluluk daha eklenmişti ve önceliklerim arasında değişiklikler olmuştu. Sonrasında bebeğimi 6. ay kontrolü için doktoruna götürdüğümde (ki ben herkese anne psikoloğuna gidiyorum diyorum çünkü kendisi çocuk doktorundan öte büyük çözüm ortağım), ona sadece bir cümle kurdum: “ Annelik yapamıyorum, ona yetemediğim gibi hiçbir şeye yetemiyorum ve hatta en kötüsü ben bu bebeği artık istemiyorum”. Doktor ise tüm rahatlığı ile beni hiç yargılamadan şöyle dedi: “ Korkma, bu 6-9 ay arası bebeği olan annelerde gördüğümüz ve genellikle " tükenmiş anne sendromu" olarak bahsettiğimiz durum.” Bir tarafım rahatlamıştı; çünkü benim gibi başkaları da vardı, diğer taraftan ise bana kalan psikolojik bir bozukluk ile oradan ayrılıyordum.

Genel olarak durumumun gösterdiği belirtilerden de bahsedeyim. O kadar yorgundum ki bir bardak su içecek halim yoktu. Her yerim ağrıyordu, bebeğimi kucaklamaya kolumda derman kalmamıştı. Hiçbir şeye odaklanamıyordum Ne ev işi, ne bebeğimin işleri, ne kendim, her şey yarım yamalaktı. Kafamda binlerce soru, içimi sıkan endişeler, gergin ve sinirli hallerim, hep bir şeyleri planlama ve yoluna sokma çabası, unutkanlık (hatta o kadar ki telefon ve anahtar unutma rutine girmişti), derin nefes alamama hissi gibi durumlar içerisindeydim. Cevapsız çağrılara ve yanıt bekleyen mesajlara dönmesi için bir sekreter olsa diye dua ediyordum. Arkadaşlarımla görüşmekten kaçmaya başlamıştım ve en kötüsü kendim harici etrafımda kimseyi istemiyordum. Benden beklenenleri göz önünde bulundurunca 24 saatin bana yetmediğine artık emindim. Kendimden bir adet klonlasam, her şeyin en mükemmelini yapma fırsatım olurdu diye düşünüyordum.

Aslında sorunumu cümle içinde belirttim. Benden beklenen şeyler mi yoksa kendimden beklediğim şeyler mi? Ben her anlamda en mükemmeli hedeflediğim için asla kendimi yeterli göremedim, hep daha fazlası olmalıydı. Mesela, bebeğime yoğurt mayalayacaksam o mayayı ben yapacağım; çünkü doğal olsun. Bırak olmasın değil mi yani? Veya bebeğimle belli oyunlar oynanmalı çünkü beyin gelişimi hızlı oluyormuş. Ne gerek var sen oyna ama başkasını oynasın diye zorlama, takip etme, tecrübeli insanlara emanet ediyorsun sonuçta. Ya da parfüm/sigara kullanmış biri bebeği öperse onu komple karantinaya alma, biraz alışsın. Bırak ev işleri eksik kalsın, televizyon programı yapmıyoruz, kimse evimizin temizliği, kurduğumuz sofra, yaptığımız yemek ya da ütümüzün detayı ile bizi puanlamayacak. Kısacası tüm bu çaba içinde kendimizi kaybedip, sonunda bebeğimizden kaçmaya çalışmanın veya tüm bu stresi ona da yaşatmanın anlamı yok. İnanın bebekler bizi hissediyor ve giderek daha asi daha hırçın ve mızmız oluyorlar. Sonra siz, kıyaslama yapıyor, niye herkesin bebeği sakin ve güler yüzlü, benimki böyle diye bir de bunu düşünmeye başlıyorsunuz.

Peki ne yapmak lazım?

Benim doktorum bana üç yol göstermişti. Ya işe başla, ya spora başla ya da bir hobi edin! Kafamızı bebeklerimizden başka bir yöne odaklamamız ve beynimizi birazcık rahatlatıp boşaltmamız gerekiyor. Zaten hayatın kendisi hep bir telaş ve kargaşa halinde sürüp gidiyor. Üstüne bir de bebek eklenince yetiş yetişebilirsen. İnsanoğlu hep tüketmeye alışmış ama en azından kendimizi tüketmeyi bırakabiliriz. Annelik ne yazık ki istifa edilmesi mümkün olmayan bir iş, o yüzden minik patronlar bizi kovmadan kendimize bir öğle arası verip, tükenmişliği üstümüzden atıp, onlar için daha da üretken olmaya başlamalıyız.

Haydi şimdi kalkın, bebeğinizin kokusuyla derin bir nefes alın ve sağ omzunuzda konuşan meleğinizin ne söylediğine bir kulak verin!


kişi tarafından beğenildi      819 kez okundu
  • Yorumlar(0)

 

 

Facebook Twitter Google+ Pinterest Share
Facebook Twitter Google+ Pinterest Share