Gebe Kalamama Durumu

Gebeliğin planlı olmasının anne ve bebek sağlığı açısından önemli olduğunu daha önceki yazılarımda anlatmıştım. Gebeliğin planlanan zamanda oluşmasının, her zaman mümkün olmadığını da biliyoruz.

Kadınların yaklaşık yarısı denemelerinin birinci yılında gebe kalabilmektedirler.

İnfertilite(kısırlık), bir yıl korunmasız ilişkiden sonra gebe kalamamaya denir. Daha önce hiç gebe kalamamaya primer infertilite, en az bir gebelik sonrası gebe kalamamaya sekonder infertilite denir. İnfertilite üreme çağındaki çiftlerin % 10-15'inde görülebilen bir durumdur. Bir kadının bir ayda gebe kalma olasılığının %20-25 olduğu gösterilmiştir. İnfertilite, bir yıl gebe kalamama durumu olarak kabul edilmekle birlikte, daha erken muayene ve tedavi gerektiren durumlar da vardır.

  • İleri yaşta kadın olmak( 35 yaş üzeri olmak)
  • Düzensiz adet kanamalarının olması (sık yada seyrek adet olmak)
  • Pelvik enfeksiyon geçirmiş olmak (özellikle cinsel yolla bulaşan enfeksiyon öyküsü)
  • Şiddetli ve uzun süren adet sancısı çekiyor olmak (endometriozis olası tanısı almış olmak)
  • Erkekte prostat enfeksiyonu öyküsü
  • Erkekte testislerin küçük olması yada testislerle ilgili operasyon öyküsü.


Bu durumlarda hekime başvurmak için bir yıllık süreyi beklememek daha doğru olur.

Bilimsel yaklaşım böyle olmakla birlikte, toplumların özellikleri ve yaşamın farklı koşullarının yarattığı durumları, meslek yaşamımda yaşadığım çarpıcı yaşam öyküleriyle anlatayım.

Muayenehane hekimliği yaptığım yıllarda...16 yaşında, sevimli bir genç kadın annesiyle birlikte muayeneye gelmişti. Şikayeti gebe kalamamaydı. 16 yaşında gebe kalmak isteği ile muayeneye gelmesi şaşırtıcı değil mi? Hikayesini öğrendiğimde daha da şaşırmıştım. Eşi askere gitmek üzereydi ve o gitmeden gebe kalmak istiyordu. Henüz yaşı küçük olduğu için nikahı yoktu. Ailelerin istememesine rağmen kaçarak evlenmişti. Eşine ve ailesine bağını güçlendirmenin yolu olarak gebeliği istiyordu belli ki. Bir iki ay takip etmiştim fakat gebe kalamamıştı. Eşi de askere gitmişti.

Aradan epeyce bir zaman geçmişti ki bir pazar sabahı bir telefon aldım. Annesi durumun acil olduğunu söylüyordu. O küçük kadın doğum yapmış, bebeğini tuvalete düşürmüş ve kanaması varmış. Ben durumu inandırıcı bulmamıştım ama muayene için acilen gittim. Muayene ettim, ne doğum ne de gebelik bulgusuna rastladım. Durumu anlattım fakat annesi ve görümcesi inanmadılar tabii. 9 aydır adet görmediğini, karnının şiştiğini söylediler.

O küçük kadın gebeliği o kadar çok istemişti ki, eşi askere gittikten sonra hem kendisini hem ailesini gebe olduğuna inandırmış.''Yalancı gebelik "durumunu yaşamıştı. Bu durum yaşandıktan bir süre sonra eşi askerden döndü, kendiside büyüdü, nikah kıyılacak duruma gelince nikahı da oldu, gebe kaldı, doğum da yaptı.

Başka bir kısırlık vakasında da çok çarpıcı bir olay yaşandı...19-20 yıllık evli, açıklanamayan infertilite tanısıyla uzun yıllar takip olmuş bir hastam, eşinin başka bir kadınla evlenmesini, çocuk yapması amacıyla kabul etmişti. Bir süre sonra, doğu illerimizin birisinin köyünden, hiç türkçe bilmeyen, okuma yazması olmayan bir kadın kuma olarak getirilmişti. Kısır olan kadın, kuma olarak gelen kadını 3-4 aydır adet olmuyor şikayeti ile muayeneye getirmişti. Gebelik beklentisi ile getirilen kadının muayenesinde gebelik tespit etmedim. Yaptığımız hormonal tetkiklerde ise menapoz ile uyumlu sonuçlar tespit etmiştik. Bu durum kısır olan kadın açısından, biraz da sevindirici olmuştu (Allah'ın adaleti gibi yorumlamıştı).

Aylar sonra kuma olarak gelen kadın da gebelik oluştu, doğum da yaptı.

Hemde ardı ardına 3 kez doğum yaptı. 3. doğumunu yaptırdıktan sonra yaptığım sohbette artık türkçe konuşabiliyordu. İlk geldiği aylarda neden adet olamadığını ve tahlillerinin menapozla uyumlu olmasının nedenlerini sorguladığımda; köyünden, istemediği halde bu evliliğe zorlanmış olduğunu, hiç bilmediği uzak bir şehire, hem de kuma olarak gönderildiğini öğrendiğimde, bu travma nedeniyle uzun zaman adet olmadığını, hormon değerlerinin ise yoğun strese bağlı menapozda gibi tesğit edildiğini düşünmüştüm.

Kısırlık nedeniyle eşinin kuma getirmesine razı olup aynı evde eşinin ve kumasının çocuklarını büyütmek durumunda kalan kadın mı, evli bir adamla, çocuk doğurması için evlendirilen kadın mı daha şanssız sizce!!

İnfertilite (kısırlık) nedenlerini anlayabilmek için öncelikle kadında ve erkekte üreme döngüsünün nasıl çalıştığını kavramak gerekir.

Cinsel ilişki sonrası normal yollarla gebelik oluşabilmesi için özellikle erkekte sağlıklı yapıda ve yeterli sayıda sperm üretebilen testislerin olması, üretilen spermlerin kanallardan dışarı atılabilmesi gereklidir.

Kadında ise vajina ve rahim denilen organın, yumurta üretebilen yumurtalıklarının olması gereklidir. Cinsel ilişki ile vaginaya dökülen spermler, rahim ağzındaki mukus tıkacı geçip rahim içine ulaşabilmeli, daha sonra tüpler olarak adlandırılan kanaldan geçerek, kadının yumurtalıklarında üretilen yumurta ile karşılaşıp döllenebilmeli ve döllenmiş yumurta rahim içine gelip, rahim içindeki tabakaya tutunup gelişebilmelidir.

Bu doğal süreçte tespit edilebilen bir patoloji bulunmamakla birlikte gebe kalamayan çiftler de bulunmaktadır. Açıklanamayan infertilite olarak adlandırdığımız bu çiftler de azımsanmayacak kadardır.

Dünyada çok farklı kültürlerde evlilikler ve gebelikler olmaktadır. Eğitim ve çalışma hayatında olan kadınlar daha geç evlenmekte veya çocuk sahibi olmayı ertelemektedir. Evliliklerin birçoğu da çocuk sahibi olmak için yapılmakta, ya da çiftler veya aileleri evlenir evlenmez çocuk beklentisine girmektedir. Bu durum çiftler üzerinde psikolojik baskı oluşturmakta ve özellikle kadın sorumlu tutulmaktadır.

Yapılan çalışmalarda ise infertiliteden üçte bir oranında kadın, üçte bir oranında erkek, üçte bir oranında da hem erkek hem kadın sorumlu bulunmuştur.


kişi tarafından beğenildi      993 kez okundu
  • Yorumlar(0)

 

 

Facebook Twitter Google+ Pinterest Share
Facebook Twitter Google+ Pinterest Share