“Çocuğa kendiliğinden bir şey yapma özgürlüğü vermemekle onu korkak bir köle yapıyoruz.”

Montaigne’nin sözüyle başladığıma bakmayın. Bu hafta size Montaigne’den değil Maria Montessori’den bahsedeceğim. Sözden de anlaşılacağı üzere çocuğunuzu yetiştirirken bir şeyleri kendiliğinden yapmasına olanak tanımak, kendi başına bir şeyler yapabildiğini, yeni şeyler yaratabildiğini göstererek özgür ve özgün bir birey olarak yetişmesini sağlamak çocuğunuzun geleceği için en değerli yatırım olacaktır. Tıpkı Montaigne’nin ve benim dediğim gibi Maria Montessori de “Çocuğa hazırlanmış bir çevrede, çocuğun kişiliğini oluşturması için özgürlük tanıyan, kişiliğinin gelişim sürecini destekleyen, çocuğun kendi onuru içerisinde bireyselleşmesi ve sosyalleşmesini ciddiye alan, bireye özgü adil bir eğitim.” den bahsetmiş ve “Montessori Eğitimi”ni eğitim dünyasına sunmuş. Peki, Maria Montessori kimdir? Montessori Eğitimi’nin içeriği nedir?

İtalya’nın ilk kadın doktoru, pedagog ve antropoloji profesörü, kendine özgü bir eğitim sistemi ortaya atmasına şaşırmamalı, öyle değil mi? - Maria Montessori (1870-1952) her bir çocuğun bireyselliğine azami ölçüde uyan bir pedagoji geliştirir. Bu, çocuğun bireysel becerilerine ve ilgi alanlarına, bireysel öğrenme hızına ve karakter özelliklerine uygun bir pedagojidir.

Maria Montessori 1907 yılında ilk çocuk evi “Casa dei Banbini”de çalışmalarında yaptığı gözlemlerde çocukların nelerden hoşlandıklarını ve nelerden hoşlanmadıklarını saptar.

Maria Montessori çocukların;

  • Ödüllerden,
  • Cezalardan,
  • Yetişkin tarafından programlanmış eğitimden

hoşlanmadıklarını,

  • Özgür seçimden,
  • Hatalarını kendilerinin denetiminden
  • Hareket etmekten,
  • Sosyal ilişkilerini kendileri tarafından kurulmasından,
  • Özgür faaliyete dayalı bir disiplinden,

hoşlandıklarını gözlemledi.

“Eğitimde metot değil, insan kişiliği göz önüne alınmalıdır.” düşüncesini savunan Montessori’ye göre,

  • Çocuk, özeldir, tektir.
  • Kendine has bir varlıktır.
  • Çocuk, insanların mimarıdır. Farkında olmadan içlerindeki inşa planına uyarak kendi ritimleri doğrultusunda kendilerini geliştirmeye çalışırlar. Bu gelişime yetişkinler etki edemezler çünkü onlar inşa planını bilmemektedirler.
  • Montessori eğitiminin temel taşlarından birisi hazırlanmış çevredir. Çocuklar hazırlanmış çevredeki Montessori materyallerinden, bireysel ilgi ve eğilimine göre bağımsız olarak seçim yaparlar.
  • Montessori eğitiminde çocuklar, istedikleri materyalle, istedikleri zaman, istedikleri yerde çalışırlar.
  • Çocuklara istedikleri kadar tekrar etme imkanı sunulur. Erken öğrenen, yeni bir çalışmaya geçebilecektir, çünkü öğrenmede herkesin farklı bir ritmi vardır.
  • Hata kontrolü çocuğun kendi hatasını bulmasıyla gerçekleşir. Başka birinden uyarıya, onaya ve düzeltmeye gerek kalmaz. Kendi kendisini düzeltmesine olanak sağlar. Böylece yetişkinden bağımsızlaşmak doğal olarak gerçekleşir.
  • Yetişkinlerin görevi çocuğun içindeki yeteneği ve gizli gücü uyandırmak ve onları gelişim sürecinde desteklemektir.


Montessori eğitiminin Türkiye’deki yerine ve önemine bakacak olursak Montessori’nin ülkemizin eğitim sistemiyle uzun yıllara dayanan bir tanışıklığı olduğunu görürüz. Eğitim sistemimiz hiç belli etmese de özgün bir ruha ve özgür fikirlere sahip, yaratıcı, bağımsız çocuklar yetiştirmeye çalışıyormuş meğer! İfadelerimden de anlayacağınız üzere Montessori Eğitimi ülkemizde bilinen ve desteklenen bir sistem olmasına rağmen ne Milli Eğitim tarafından ne de aileler tarafından uygulama açısından hak ettiği değeri bulamamıştır.

Bunun yanında Modern Türkiye’nin kuruluşunda Mustafa Kemal Atatürk konu ile yakından ilgilenmiş ve bu sahada Maria Montessori’nin eğitim anlayışının ülkemiz öğretmenleri ve aileler tarafından mutlak surette öğrenilmesini istemiştir.

Fazla söze ne hacet? Başöğretmen öyle diyorsa vardır elbet bir bildiği!