Havanın güzel olmasını fırsat bilip okuldan sonra yavrularımı alarak parkta vakit geçirmek istedim. Tesadüf o ki, kızım okuldan bir arkadaşıyla karşılaştı. Onlar birlikte oynarken biz de arkadaşının annesiyle tanışıp, sohbet etmeye başladık. Meslek, iş, kardeş sayısı gibi klasik konuşmaların ardından tek çocuk ve daha fazla çocuk üzerine konuştuk.

Genel olarak bu sohbetlerde bana şu cümle kurulur: "Ne güzel ikisi birlikte büyüyecekler." 

Fark ettim ki bazen aynı durumda olanlara benzer cümleyi kendim de kuruyorum. Birlikte büyümelerinin güzel olduğuna bende katılıyorum -ama bir dakika- güzel deyip geçiştirmeyelim bu durumu. Her güzelliğin bir bedeli var. Kızımın arkadaşının annesine "Daha önce bedensel yorgunluğum oluyordu şimdi zihinsel yorgunluğum daha fazla oluyor’" gibi bir cümle kullandım. Bu cümleyi kurduğum andan itibaren zihnimin arka tarafında bu söylemimi irdelemeye başladım. Sonunda da bu yazıyı kaleme aldım.

Gerçekten, önceden zihinsel yorgunluğum fazla değil miydi? İki çocuğumun arasında 22 ay var. Kızım doğmadan iki üç ay önce oğlumu kreşe verdim yarım gün vakit geçirsin, kronolojisinde -kardeşimden sonra kreşe gittim- kavramı oluşmasın diye erken verdim. Ağustos ayında kızım doğdu. Kasım ayına kadar oğlum devam etti kreşe. Hastalıklarının artması ve henüz 2 aylık kardeşinin bronşit olmasına sebep olmasından sonra kreşten almak zorunda kaldım. Bir yıl çalışmadım iki bebekle evde yalnız kaldım. Neyseki komşumuz bakıcılık teklifimi kabul etti ve yarım gün bize yardım etti. O yarım günlük zaman dilimi ise oğlumla bana biraz da olsun nefes oldu. İkinci doğumdan önce tuvalet alışkanlığı için oğlumu hazırlamaya pek çalışmadım. Niyetim kardeşi doğduktan sonra regresyon (gerileme) davranışı göstermemesiyidi. Kardeşi doğduktan 6 ay sonra, evde yeni birinin varlığına alıştığını ve tamamen hazır olduğunu gözlemlediğimde bu alışkanlığı kazanması için uğraştım. Zaten 2.5 yaş civarına gelmişti ve olması gereken zamandaydı. Kardeşi emekleme aşamasına geçmeden halletmek istiyordum. Ancak mevsim kıştı. Kirlenen halılar yıkanırdı sorun değildi. Bir hafta sonra evde ciddi bir temizlik yapılması gerekse de sonuç başarılıydı. 6 ay boyunca aynı anda iki bebeği bezlemek maddi ve manevi olarak yeterince zorlayıcı olduğundan evin halini önemsemedim bile. İşte, bir aşamayı daha atlatmıştık. Baharda, yeniden, bu sefer sürekli olarak kreş maceramız başlarken benimde iş hayatım başladı. Artık kreşe tam gün giden bir oğlum, evde bakıcısıyla kalan bir kızım, işine, evine, çocuklarına ve eşine karşı sorumluluklarını yerine getirmeye çalışan bir ben vardı.

Önceki paragrafın başında sorduğum sorunun cevabına gelecek olursak; gerçekten öyle değildi. Bedenim yorulurken zihnimde yorulmuştu ancak ben fark etmemiştim zamanın içinden geçerken.

Peki, şimdi sadece zihnim mi yoruluyor gerçekten?

Zihnim yorgun evet. Çünkü evde, varlığını her geçen gün daha fazla ortaya koyan, farklı cinsiyetlerde iki birey var. Her birinin farklı özellikleri, kendini ifade şekilleri var. Anne babalarıyla kurdukları sessiz iletişim dilleri var. Bu iletişim biçimlerini değerlendirip kendisinde eksi ya da artı yönleri fark eden kardeşler var. Birbirleri ile kimi zaman rekabete dayalı diyalogları var. Bazen, gücünü küçük kardeşinde deneyen bir ağabey var. Küçüklüğünü kullanarak etrafını yönetmeye çalışan bir kardeş var. Şikayet eden, küsen, kimi zaman oyuncağını paylaşamayan, kendi özel alanlarını korumak için değer verdikleri eşyaları saklayan kişiler var. Kurallara uymayı reddettiklerinde birlikte hareket edip isyan eden, oyun kurmayı başardıkları zaman evi dağıtan, gürültü çıkaran kardeşler var. Tüm bunları, tarafsız kalma konusunda zorlanarak idare etmeye çalışan ebeveyn var.

Şu an oğlum 6.5 yaşında ve 1.sınıfa devam ediyor. Kızım ise 4.5 yaşında hazırlık öncesi sınıfta devam ediyor. Ben ise aynı sorumluluklarla işime devam ediyorum. Bedenim yorgun değil demiştim sohbetimde, aslında yorgun. Sebeplerini açıklamak yazımın konusu olmadığından hayal gücünüze bırakıyorum.

Yazının başında kullandığım cümlemi zihnimin arka tarafında irdelerken bunları düşündüm bugün. Her şekilde de yorgundum. Ancak mutsuz değildim.

Sonuç olarak ‘Ne güzel ikisi birden büyüyeceklerdi’ :)
 

“Hayat, ona ne yüklediğinle anlam bulur.”

                 Dilek Söylemez