Anneliğimi Sürdürme Çabası

Ankara’nın soğuk kış günlerinde bebeğimle alışveriş merkezlerine gitmekten başka şansım olmadığı için farklı insanlarla ve farklı durumlarla daha sık karşılaşıyorum ve artık her şeyin daha da iyi farkına varıyorum. Ne yazıkki bizler “Cennet anaların ayakları altındadır.” diye bahsedilen annelerden değil, daha çok “Sırtta sopa karında sıpa” anlayışı dayatılan annelerdeniz ve ben bu anne düşmanı toplumda anneliğimi sürdürme çabası içinde gerçekten çok yoruluyorum.

Lütfen sözlerimi herkes üstüne almasın, amacım sizi gaza getirip feminist bir anlayışa sürüklemek değil. Amacım sizi biraz da olsa biz anneler gibi düşünmeye itip, neler yaşıyoruz diye görebilmenizi sağlamak. Hiç çocuk sahibi olmamış kişilerin anneliğe sempati ile bakmasını beklemiyorum tabii ki, ama en azından şu toplumda bir kavga esnasında ilk olarak anneliği hedef alan küfürlerin kesilmesiyle bile bize karşı olan anlayışınızı daha sevimli hale getirmeye başlayabiliriz. Yani sonuçta sizi de bir anne doğurdu değil mi, söylenen sözlerin gittiği yer biraz aynı kapıya çıkıyor gibi. Lütfen yanımızda ana-bacı içeren kötü konuşmalarınıza bir son verin!

Başlıca en çok zorlandığım konu, müthiş altyapıya sahip şehirlerimizde bebekle yaşam mücadelesi vermek. Yani bu şehir planlamaları yapılırken acaba aile planlaması hiç düşünüldü mü? Düşünüldüyse de hiç çocuk olmadan ya da direk 5 yaş üstü çocukla planlanmış bu şehirler. Engelli insanlarımızdan özür diliyorum. Sizi bu zamana kadar hiç bu kadar iyi anlamamıştım. Ben elimde bebek arabası ile belli bir süre bu zorlukları yaşayacakken, siz belki de bir ömür bunu yaşayacaksınız. Bana karşı anlayışsız olanlar kim bilir size karşı neler yapıyorlardır. Bebek arabası ile kaldırımda yürüyemiyorum çünkü her yerde çukur, rampa ve bozuk alanlar var. Trafikte karşıdan karşıya geçemiyorum çünkü eğimli geçiş alanları yok ve ben indir kaldır yapana kadar ışık yeniden yanıyor, ezilmeden geçmek bir mucize. Işıksız ve sadece yaya geçidi olan yerlerde ise önce kendimi arabanın önüne atıyorum dursun diye, yoksa çoğu şoförler de anlayış yok. Hatta bir keresinde bir kadın otomobili üstümüze sürmeye kalkmıştı, o kadar korkmuştum ki, oturup ağlamıştım. Kadınlar bile böyleyse, erkeklerden bizi anlamasını nasıl bekleyebiliriz ki? 

Toplu taşıma araçlarına bebek arabası ile binmeye çalışırken de, olimpiyatlarda madalya almaya eş değer bir çaba gösteriyoruz. Zor vallahi çok zor…

Bu zorluklar alışveriş merkezleri için de geçerli. Binalara girmeye çalışırken bebek arabasına uygun rampalar bulunmuyor, rampa bulunsa bile bu defa da kapılar bebek arabasıyla geçmeye uygun olmuyor. Bekliyorum ki düşünceli biri olsun da yardım etsin diye. Kapı girişlerine yakın yerlerde engelli vatandaşlara ayrılan yerler gibi bebekli anneler için de bir yer ayarlanması gerektiğini düşünüyorum. Gerçi engelli vatandaşlarımızın yerine park edenler onları asla boş bırakmaz ama olsun. Buz gibi havalarda bebekle inip otoparkta koşa koşa içeri girme çabası biraz zorluyor. Asansör kullanımı ise ayrı bir tez konusu. Yürüyen merdivenlere bebek arabası ile binilmez çünkü tehlikeli diye düşünen insanlar, uygun sayıda ve büyüklükte asansör yapmayı unutmuş. Kaç defa kendimi “Lütfen iner misiniz öncelik sırası bebekli annelerde yazıyor burada!” diye uyardığımı ya da  “Gençsiniz inin, merdiven kullanın!” dediğimi bilirim.

Toplu yaşam içinde emzirmek veya bebeğimin altını değiştirmek için bana layık görülen kokulu bayan tuvaletleri için ne demeli? Var olan alt değiştirme ve emzirme yerlerinin pis olmasının yanı sıra ben neden tek başıma kadın tuvaletini kullanmak zorunda bırakılıyorum! Benim bebeğim alt değiştirme sırasında çığlık çığlığa bağırırken, eşime ihtiyaç duymam normal değil mi?

Restoranlardan bahsetmeden geçmek olmaz tabii. Geçen bir yere yemek yemeye gittik, Mahir Şahin’i bebek oyun odasına bakıcı ablası ile gönderdik. Bebeğim bir geldi, saçı başı üstü her yeri sigara kokuyor. Sağ olsunlar oyun odasını, sigara içilen yerin iç kısmında bir yere koymuşlar. Bu nasıl bir zekâ ürünüdür! Oyun odalarının ter/sigara/yemek kokması mı, pisliğimi, ya da hiç olmayışı mı, seçin bakalım. Mama sandalyeleri de içler acısı halde. Çoğu kırık, kusmuklu veya yemek artıklı oluyor. Bu noktada ebeveynler de hatalı, kullandıktan sonra temiz bırakabilirler. Yoğun bir cumartesi akşamı bir restoranda şöyle bir şey görmüştüm. Tüm bebek sandalyeleri temizlenmiş, hepsi aynı model, sapasağlam ve gıcır olarak girişte sıra sıra dizilmişlerdi. Üstelik hepsi streç film ile kaplanmış, ilk kullanıcıya sunulur gibi hazırlanmıştı. Keşke her yer bu kadar düşünceli olsa.  

Yazarken bile içime sıkıntı bastı, tüm yaşadıklarım aklıma geldi, yine sinirlendim. Ben görür müyüm bilmiyorum ama bari çocuklarımız "anne dostu" bir toplum içinde yaşasınlar, kendi bebeklerini bu toplumsal sorunları yaşamadan büyütebilsinler. Aslında çok kolay, sadece biraz empati…

Not: Annelerinizin yaşadıkları zorlukları biraz olsun gördüyseniz, şimdi gidin ellerinden öpüp bir helal olsun deyin, hak ettik.:))


kişi tarafından beğenildi      9366 kez okundu
  • Yorumlar(0)

 

 

Facebook Twitter Google+ Pinterest Share
Facebook Twitter Google+ Pinterest Share