Fark Yarat Şanslı Ol!

Bebeklerim emiyor, hiç emme reddi olmadı. Çünkü ben şanslıyım.

Kendi kendine uyuyorlar. Benim bebeklerim çünkü kolay bebek :)

Gece sık uyanmıyorlar. Ne tesadüf ama :)

Kendi kendilerine yemeklerini yiyorlar. Bebeklerim ayrıca çok yetenekli :)

Kardeşler birbirini seviyor, ciddi bir kıskançlık yok. Tabii ki büyük şans bunlar…

Yabancılık çekmiyorlar. Doğuştan gelen karakter bu da, tabii.

Tabii ki işin aslı bu değil. Bunlar ne tesadüf, ne şans, ne ben mükemmel anneyim, ne de bebeklerim çok yetenekli ya da kolay bebekler. Hiçbiri değil. Sadece doğru iletişimle, doğru hareketlerle emek emek bu duruma geldiler. Hala daha eksiklerim, yetersizliklerim var. Öğrenmeye devam ediyorum.

Selim 29 aylık oldu ve hala altı bezli, tabii bu benim beceriksizliğim oluyor hemen :) Hazır olduğu zamanı bekliyorum. Her şey gibi kendi iradesini dinliyorum.

Anneler bebekleri için doğru yönlendirmelerle olumlu sonuç aldığında bu genelde annenin becerisi değil de sanki şansıymış gibi bir algı oluyor. Aksi durumda ise hemen, bu onların beceriksizliği olarak görülüyor.

Anne olduktan sonra gördüm ki kolay bebek diye bir şey yok. Her bebeğin mutlaka zorlayacağı bir yönü oluyor. Kendi kolay dahi olsa ona şekil vermek başlı başına büyük bir sorumluluk. Bu  sorumluluğu üstlenmek ise zaten tek başına gelen bir zorluk. Onlara örnek olmak, doğru olanı bulup uygulamak, bunlar kolay değil. Büyük emek gerektiriyor. Şimdi gelip de bana kimse “senin bebeklerin kolay, ay sen ne şanslısın” lütfen demesin :)

Benim şansızlığım da, şansım da yalnız oluşum. Bebeklerimin kafasını karıştıracak bir rol model kalabalığı yok. Anne baba ortak dil kullanıyor. Birinin A dediğine, diğeri B demiyor. Bu tutarlı, düzenli hayat onlarda güven duygusunu pekiştiriyor. Bu  durum büyük avantaj işte.

Sıkça duyuyorum: “Benim suçum neydi, bebeğim neden böyle oldu” deniyor. Hiçbir şey nedensiz değil. Genelde sorguladığımda sorunlu bir hamilelik dönemi, sıkıntılı bir doğum, mutsuz bir lohusalık hikayesi ile karşılaşıyorum.

Her şey daha biz hamileyken başlıyor. Hatta bebeğimize planlı ve isteyerek mi sahip olduk? İşte tüm bu koşullar bebeğimizin karakterine şekil veren etkenler. Aslında ne olursa olsun, doğru yaklaşımla, sorun olarak gözüken her şey düzelebilir.

Bazı annelerden de duyuyorum: “Kucağa alışmasın diye daha doğduğu gün bile yanıma almadım”. Bu, cidden acıklı bir durum. Bu ne doğaya, ne mantığa uyuyor. Bebeğimiz 9 ay boyunca en güvenilir yer olan anne rahminde, kalp atışınızla beraber yaşadı. Dünyaya gelmek, onlar için başlı başına bir travmayken, en çok size ihtiyaç duyduğu bu anda bebeğinizi sıcak kokunuzdan mahrum bırakmak affedilemez bir durum. Halbuki bu yapılan hareketle korktukları başlarına gelir. Çünkü aksine anne ile bebek bu dönemde ne kadar yakın olursa, çocukları ileride daha bağımsız, özgüvenli bireyler olurlar.

Örnek olarak anlatmak gerekirse geçen hafta sonu yaklaşık üç yıl sonrasında eşimle baş başa dışarı çıktık. Çocukları, daha önceden çok sık görüşememiş olsak da az çok aşinalıkları olduğu teyzelerine emanet ettim. Yaşları 4 ve 8 olan iki yeğenim var. Elbette endişelerim vardı. Daha evdeyken durumu Selim’e anlatmaya başladım. Gidene kadar Asya, Azra diye yeğenlerimin adını söyleyip durdu :) Ablam güler yüzlü, sıcakkanlı ve oldukça becerikli biri. Bu konuda gözüm kapalı güvenirim. Biz ablamların evinden çıkarken en ufak tepki vermediler. Selim biz gelene kadar bizi sormamış. Ferit ise uykusu geldiğinde bir kaç defa “anne, meme” demiş. Ablamın “annen gelecek” demesi yetmiş. Ne bir ağlama, ne bir huysuzluk. İşte bunun adı “güvenli bağlanma” olsa gerek.

Sürekli anne ile baş başa olmaya alışık bu küçük adamlar, annenin yokluğuna korkusuzca uyum sağlamayı bildiler. Bu sonuç elbette diğer tüm sonuçlar gibi tesadüf değildi.

Ben onlara hep birey gibi davrandım. Aslında “gibi” demek yersiz, çünkü doğdukları andan itibaren onlar birer birey demektir. Çevremdekiler ise genelde çocukları bireyden saymayı olumsuz bir durum olarak görüp “ay o daha çok küçük, nasıl olsa anlamaz” diyorlar. Hayır onlar her duyguyu anlayabilir. Bebekler sadece beslenip, altı alınıp, uyutulması gereken bir canlı değil. Eğer böyle hayalleri olan varsa eskiden olan sanal bebek oyunlarından edinebilir, gerçi onlar bile ilgi ister. İnsanların yapı taşları, birçok özelliği ve karakteri bebeklikte oluşmaya başlıyor. Sanki kimse bunun farkında değil. Bebeklik dönemi, beynin en hızlı öğrendiği dönem. Ne yazık ki bebeklere bu dönemde “anlamaz” denilerek adeta bir bitki muamelesi yapılıyor. Ki bitkiler bile konuşulduğunda daha bir canlanır. İlgiyi, şefkati hissederler.

Bebeklerinizle daha hamile olduğunuz andan başlayarak konuşun. Anlamasa da hisseder. Bu farklı mı geldi?

Fark yaratan bir nesil için önce siz fark yaratın derim.


kişi tarafından beğenildi      3230 kez okundu
  • Yorumlar(0)

 

 

Facebook Twitter Google+ Pinterest Share
Facebook Twitter Google+ Pinterest Share