Yeniden merhabalaaar!

Bir yandan derslerin, bir yandan asistanlığın, bir yandan stajın ve tüm bunlar yetmez gibi öbür yandan da vizelerin vurduğu bu muazzam(!) günlerde sizinle bir yazı süresi kadar da olsa buluşmak benim için müthiş bir arınma efendim. Birkaç yıl öncenize dönüp vize dönemini hatırlarsanız beni anlayacağınızı umarak vize haftamın ne kadar yoğun geçtiğinden bahsetmeye gerek duymuyorum. Şayet hatırlamıyorsanız çocuğunuz büyüyüp üniversite çağına geldiğinde Aysu bize -her konudan bahsettiği gibi- bu konudan da bahsetmişti diye beni hatırlarsınız umarım :) Hele ki çocuğunuz benim gibi takıntı derecesinde ayrıntıcıysa ve vize dönemlerinde bu özelliği had safhaya ulaşıyorsa beni daha net hatırlarsınız diye düşünüyorum. Şaka bir yana sevgili okurlar, ders ve iş konusunda takıntılı ve ayrıntıcı olmak çoğu zaman beni de çocuğunuzu da başarıya ulaştırabilir fakat hayatın genelinde bu şekilde davrandığımızı düşünün: Bu gerçekten korkunç olurdu.

Hayatınızın her alanında, evde, işte, sosyal hayatta, aklınıza gelebilecek her durumda yineleyen, istemeden bilince gelen ve sürekli tekrar eden düşüncelere yani, obsesyonlara sahip olduğunuzu düşünün. Bunun yanı sıra bu düşünceleri kovmak için yine istenmeyen davranışlarda yani, kompulsiflerde bulunduğunuzu da ekleyin. Biz buna psikolojide “obsesif kompulsif bozukluk” diyoruz. Şöyle ki kişi iradesi dışında ve engelleyemediği bir şekilde bir düşünceye yoğunlaşıyor. Engellemeye çalıştıkça da bu düşünce daha şiddetli bir hal alıyor. Bunun sonucunda kişi, rahatlamak adına istenmeyen davranışlarda bulunuyor. Toplumumuzda titizlik hastalığı olarak biliniyor çünkü bu bozukluk kendini en çok temizlik gibi konularda gösteriyor. Bu duruma bir misafirden sonra evi baştan aşağı son derece “titiz” bir şekilde temizlemek, ellerini yıkamak için durup dururken sık sık lavaboya gitmek, kapı kolu, para gibi başka insanların da dokunduğu nesnelere dokunamamak gibi örnekler verilebilir. Verdiğim bazı örnekler günlük hayatta sık sık rastladığımız durumlar gibi gözükse de bazı hastalarda çok uç durumlar yaşanabiliyor.

Diyelim ki obsesif kompulsif bozukluk derecesinde takıntılı ve saplantılı düşüncelere ve davranışlara sahip değilsiniz. Bu yüzden de bu yazıyı çok ilgi çekici bulmadınız. Peki öyleyse, şimdi sizinle ilginizi bu yazıda toplayacak bir istatiksel bilgi paylaşacağım: OKB hastalarının %80 gibi büyük bir çoğunluğu 18 yaşından önce tanılanıyor. Yani, obsesif kompulsif bozukluk (OKB) çocukluk çağında başlayabilen ve oldukça ağır seyredebilen bir psikiyatrik bozukluktur. Genellikle başlangıç yaşı 9-12 yaş olarak görülmektedir. Kız ve erkeklerde hemen hemen eşit sıklıkta rastlanır. Aileye dönüp bakıldığında benzer sıkıntıyı yaşayanları görme ihtimalimiz yüksektir.

“Nasıl yani? Ama neden?” dediğinizi duyar gibiyim. Bozukluğun oluşmasında iki önemli sebebin olduğu düşünülmektedir. Bunlardan biri annenin titizliğini çocuk eğitiminde de kullanması ikincisi ise yanlış tuvalet eğitimi.

Mükemmeliyetçi ve kuralcı ebeveynlerin çocukları bu hastalığa daha yatkın olmaktadır. Yani çocuk bu konuda anne babasını model alabilmektedir. Anne babalar bu durumdaki çocuklarının bir bozukluk yaşadığını fark etmeyi bırakın, “Bizim çocuk böyle, çok kibar, çok titiz’” diye övünebilmektedir. Lütfensiz konuşturmama, “misiniz, musunuz”suz bir şey istemesine ve soru sormasına izin vermeme, en küçük ıslaklıkta ve kirlenmede üzerini değiştirme, her şey için el yıkatma gibi davranışlarla sürekli karşı karşıya kalan çocuk, bu davranışları kendisi de farkında olmadan içselleştirecektir.

Ve size uzuuun uzuuun yazılarca bahsettiğim tuvalet eğitiminin ne kadar önemli olduğuna dair bir kanıt daha! Anne babaların, çocuklarının tuvalet eğitimine erken yaşta başlamaları; çocuğun tuvalet eğitiminde katı davranmaları ve sık sık ceza uygulamaları bu bozukluğa yol açar. Aileler çocuklara tuvalet eğitimini verirken uygun eğitimi uygun zamanda vermek yerine çocukla inatlaşmaya girerler. Tuvalet eğitimi hakkında detaylı bilgi için “Tuvalet Eğitimi İçin Doğru Zaman Ne Zaman?” ve “Dora’yla Tuvalet Eğitimi” başlıklı yazılarımı okuyabilirsiniz.

“Öyleyse ne yapmalıyız?”

Hemen açıklıyorum, dikkatle okuyun:

Bu sorunu yaşayan çocuklar, zihinlerinde devamlı yinelenen belirli düşünce ya da temalara sahip olabilirler. Örneğin, kir ya da mikroplara karşı sürekli endişe taşıyabilir ya da temiz, düzenli olma konusunda sürekli kaygıya sahip olabilir. Ayrıca bu çocuklar belirli hareketleri yineleyip dururlar. Örneğin kıyafetlerini sık sık değiştirmek isteyebilirler, başka bir çocuğun oynadığı oyuncağa dokunmak istemeyebilirler, eşyalarını çok özgün biçimde tekrar tekrar düzenleyebilirler. OKB, genetik nedenler, beyindeki yapısal değişiklikler, nörokimyasal değişiklikler nedeniyle olabilir. Ayrıca stresli bir olay da tetikleyebilir. Bakıldığı zaman, OKB olan çocukların yarısından fazlası böyle bir olayla karşılaşmadan, bir neden yokken başlar. İnatçı bir bozukluk gibi görünmekle birlikte tedavi edilebilir bir durumdur.

Tedavide aileyi desteklemek, çocuğa ve aileye bilgi vermek en önemli noktadır. Ailenin ve çocuğun OKB’nin ne olduğu ve ne olmadığını bilmesi, bir hastalık olduğunu öğrenmesi, bu durumun kendiliğinden düzelmesinin zor bir ihtimal olduğunu kabul etmesi ve tedavinin bazen zor ve uzun olma ihtimaliyle ilgili bilgilendirilmesi gerekir. Tedavide ilaç kullanımı gerekebilir. Araştırmalar ilaç tedavisi ve psikoterapinin en etkin çözüm olduğunu belirtmektedir. En uygun psikoterapi yaklaşımı konusunda bir sonraki yazımda sizleri bilgilendireceğim, takipte kalııın!