Duygularımın Sahibi Kim?

Hayata karşı bir duruşu olan insanlara hep hayranlık duymuşumdur. Duygularının sahibi olan. Sorgulamadan kimsenin kendisini duygularıyla, davranışlarıyla, düşünceleriyle etkilemesine izin vermeyen.

Kızıyorum kendime. İnsanların görüşlerine bu kadar değer verdiğim için. Beğenilmek güzel tabii. Görünüşümüzün beğenilmesi, düşüncelerimizin onaylanması, davranışlarınızın takdir edilmesi...Ama neden bazı kararlarımı herkesle beraber veriyorum? Kendi kendime karar verip uygulayamıyor muyum? İlla ki onaylanacak ya da müdahale edilecek. Sınır çizebilmek gerek. Bu benim hayatım. Sorumluluğu paylaşmak istediğim için mi? Sonuç iyi olmazsa "ama sen de böyle demiştin" diye haykırmak için mi ? O zaman konu aynı zamanda duygularımın, düşüncelerimin, davranışlarımın sorumluluğunu alabilmek mi ?

Çocukları değerlendirirken "sadece yanlış olan davranışı" vurgulamak, genelleme yapmamak gerekir. Yani "ne kadar dağınıksın" yerine, "odan bugün dağınık" demek gibi. Özellikle bu değerlendirme, çocuk için anne baba gibi önemli birinden geliyorsa, çocuk da kendisiyle ilgili algısını ona göre oluşturur. Yetişkinler için de geçerli. Karşımızdaki kişi, eğer bizim için önemli biriyse, bizi değerlendirmesine izin veriyoruz. Şunu yanlış yapmışsın, şöyle dememeliydin, neden sen böylesin...Hayır diye haykırabiliyor muyuz? Yoksa çocuk gibi miyiz?

Kaybetmekten korkar mısınız? Tabii ki herkesin kaybetmekten korktuğu şeyler vardır. Önemli olan kaybetme korkumuzun bize neler yaptırdığı. Kaybetmekten korktuğunuz için duygularınızı göstermekten, içinizden geldiği gibi davranmaktan, düşüncelerinizi paylaşmaktan kaçınıyor musunuz? İtiraf ediyorum; benim cevabım evet. Kaybetmekten korkuyorum. Hemen kafamda bir terazi oluşuyor; bir tarafta içimden geldiği gibi konuşmak, davranmak, diğer tarafta bunu yaparsam olacaklar. Ve sessiz kalıyorum. Bir şey değişmeyecek. Onu değiştiremeyeceğim, bari kırmayayım.

Son 1 aydır bir türlü beni terketmek istemeyen bir böbrek taşım vardı. Tam 5 doktorla görüştüm. Kararlarında ortak nokta oluşturamadım. Beraber çalıştığım herkes, ailem, yakınlarım, arkadaşlarım hep beraber yaşadık bu süreci. Dediler ki "bir doktora karar ver, kafanı karıştırma".  Ve ben kararsız bir kuş gibiydim. Taşın, kaybetmekten korktuğum şeyleri temsil ettiğini düşündüm, ona böyle bir anlam bile yükledim. Ve ne oldu ? O gitmediği için ben onu gönderdim.

Duygularımızın kontrolü kimde?  Etrafımızdakiler mi yönetiyor bizi yoksa içimizdeki korkular mı ?

Sürekli mutlu olmayı istememizin, mutlu olmamızın beklenmesi neden? Örneğin neden bugün hüzünlü kalmama kimse izin vermiyor? Hüzünlü şarkılar dinlemem, uzaklara bakıp düşünmem, kendi kendime kalmak istemem kötü mü yani? Herkes neden neşelendirmeye çalışıyor?

Ben iyiyim bugün böyle...


kişi tarafından beğenildi      3921 kez okundu
  • Yorumlar(0)

 

 

Facebook Twitter Google+ Pinterest Share
Facebook Twitter Google+ Pinterest Share