Kızım için… Peki ya annem?

Ne kendimi kandırasım var, ne sizi.

Kendime iyi baktığımı söyleyemem. Beslenmeme dikkat etmem fazla, uykuma zaten etmiyorum. Fazla fazla üzülürüm gereksiz yere. Bünyemi yorarım. Tek tesellim, anında tepki verir vücudum. Sesim gitti mi, anlarım bir terslik var. Ağzımın kenarı mı yara oldu, “hah” derim, “beslenmene dikkat et Şebnem.”

Ne zaman ki “anne oldum, “hop” dedim, “bir dakika, bana ihtiyacı olan bir bebek var.” En azından üç öğün yer, daha fazla su içer oldum. O bebek büyüdü, çocuk oldu. Her meme muayenesine, jinekolojik kontrole gittiğimde (siz de her yıl kontrol ettirin) sıra ultrasona gelince tedirgin olurum. Eskiden doktora “neyi işaretliyorsun” demezdim, şimdi soru üstüne soru: Fibrokistim o değil mi? Dönmemiş bir şeye değil mi? Altında bir şey var mı? Kolum neden ağrıyor? Doktor elle muayene yaparken başka konudan konuşasım bile gelmiyor. Öyle panik oluyorum.

Ne bencillik ama… Oysa bir evlat sahibi olarak, annemi de düşünmem gerekmez mi? Hani kendime iyi bakmadım, hasta olursam o ne yapar diye düşünmek zor mu? Bundan 13 sene önce, abimin düğününün ertesi günü Hepatit A olup hastaneye yattığımda – kaldırıldığımda desem daha doğru-gördüm annemin gözlerini. Basit çocuk hastalığı aslında. 26 yaşında geçirince vücut kaldırmamış. Bir de beni gece götürdükleri hastanedeki nöbetçi doktor şak diye yapıştırmış kötü hastalığı. Çok şükür yanlış teşhis, dinlendim bolca, döndüm koşturmama… Ama gördüm işte annemi o sırada. Gözü göz değildi, bakışı bakış! Bana ultrason çekilirken doktor organları işaretledikçe “aaa ama neden bu kadar çok yaptınız” deyişi hiç gitmedi ki aklımdan. Ve ben durmuş, “şimdi kendime iyi bakmalıyım” diyorum.

Yok, amacım burada iç karartmak değil. Merak ediyorum. Biz hastalandığımızda perişan olan annelerimizi düşünmedik, şimdi evlatlarımız için yaşıyoruz bu korkuyu.

Dedim ya kendime iyi bakmıyorum diye. Bir itiraf, hamileyken, emzirirken ağzıma almadığım, yakınından geçmediğim illet sigaradan tam olarak kurtulabilmiş değilim. Irmak’ın yanında içmedim uzun süre. Ancak tüm tatiller 7-24 beraber geçince, gördü işte. Büyük hata olduğunu anlattım, zararlarını sıraladım. Ama gördü! Tıpkı milyonlarca diğer anne gibi ben de attım imzamı bu hataya. Bu yaptığımla gurur duyduğum için yazmıyorum. Açık açık anlatıyorum sadece.

Geçtiğimiz hafta Kapadokya’daydık. Yine gördü. Manzara karşısında kahvenin yanında dayanamadım çünkü… Bana dedi ki döndükten sonra: “Anne, beni Kapadokya’da çok üzdünüz babamla sen.” “Aaa” dedim, “Neden?” Aklımdan hemen şunlar geçti: Neye izin vermedik de üzüldü bu çocuk? Ay farkında olmadan kötü bir şey mi yaptık? Sordum sonra hafif de tedirgin. Dedi ki: “Gördüm ne yaptığını, hasta olmandan korkuyorum. Babamla senin hasta olmanızdan korkuyorum.”

Canım acıdı resmen bu cümleleri duyunca. Kendimden nefret ettim. “Yaptığın salaklık çocukta nasıl korku yaratmış, kendinle gurur duy eğitimli gerizekalı” dedim içimden. O an ne hissettiğimi anlatmam imkansız. Hani klişe laf vardır, kelimeler yetmez diye. Hah işte aynen ondan! Kelime de yetmez, internet de yetmez.

Gittim çocukluğuma. Babam ağzına sürmez, annem sever o zararlı illeti. O zaman bu kadar zararlı olduğunu bilmiyoruz biz tabii. Ondan bağımsız olarak, bazen gece kabus görürdüm. Annem hasta olurdu, babam kaybolurdu. Gider odalarına, yoklardım onları. Nefeslerini kontrol eder, yatağıma dönerdim. Hissetmezlerdi bile. Bazı rüyalar hâlâ aklımda. Tüm detaylarıyla. İşte demek ki tam o yaşta benim kızım da.

Ne yapıyorum? Bir daha denk gelmemesi için uğraşacağım. Bazen zaaflarına yenik düşen bünyemi kontrol altına alacağım. Zaten balkon yok, evde yapamıyorum o hatayı. Dışarıda da kendimi tutacağım. Evet düzenli olmasa da spor yapıyorum. Ama “bak merak etme, kendime bakıyorum” mesajı verip daha çok görmesini sağlayacağım yaptığım sporu.

Bir de bu endişeyi yaşasın istemiyorum. Zaten yeteri kadar büyüme kaygısıyla mücadele ediyor.

Aklım çıkıyor işte. “Kötüyü çağırmak” değil bu, bir annenin sesli düşünmesi diyelim.

Seni sen yapan annenin neler yaşayacağını değil, çocuğunun üzüleceğini düşünerek kendini frenlemektir belki de annelik. Çocuğunu kucağına aldıktan sonra anneni anlamak, fakat jetonunun geç düşmesidir belki de. Bulamıyorum doğru kelimeleri. Ama anladınız sanırım.

İki temennim var: Çocuklar çok sağlıklı olsun. Sonra da, onlara bakan bizler çok sağlıklı olalım. Kendi hayatlarını kurduklarını görelim. Dursunlar bizler gibi dimdik ayakta.

Çocuğumuz (çocuğum) korkuyor diye panik olduysak (olduysam), annemizin (annemin) suçu ne? Onlar (o) da evlatlarını sağlıklı görmek istiyorlar (istiyor). Benim kafam neden sadece Irmak bir şey söylediğinde dank ediyor? Neden o zaman görüyorum doğruları?

İşte biz de büyüyoruz. Çocuklarımızla birlikte büyümeye devam edeceğiz. Büyüdüğümüz sürece de çocuk kalacağız.

Sadece anneler günü değil, her gün kutlu olsun. Sağlık dolu olsun…

Ve evet, bu yazı “bir de yaptığınla gurur duyar gibi anlatıyorsun” mesajlarına kapalıdır. Kusursuz değilim, kusursuz profil de çizemem. Kimseye örnek olmak da değil amacım. Neysem, o… Varsa temelli kurtulmak için bildiğiniz “etkili” bir yöntem, paylaşırsanız sevinirim. Seve seve denerim, deneyimlerimi de paylaşırım. 


kişi tarafından beğenildi      7982 kez okundu
  • Yorumlar(1)
  • Merve Yörük

    11.05.2017 10:30

    Bende içiyorum o illeti bırakmayı o kadar çok denedim ama olmadi önce kafada bitirmek gerekiyo sizin düşündüklerinizi ben her gün düşünüyorum çocuklarıma sarılırken sigara kokmak istemiyorum ilk başladığımı öğrendiğinde annemin o ağlayışını hiç unutmuyorum hergun soruyorum kendime niye içiyorum diye neyse kısa kesiyorum gerçekten bırakma niyetiniz varsa eczanelerde zyban diye bir ilaç var etkili bir araştırın isterseniz umarım siz başarırsınız

 

 

Facebook Twitter Google+ Pinterest Share
Facebook Twitter Google+ Pinterest Share