Öyle net soruyor ki her şeyi.

Kapadokya’da bir kilisede mezarları gördü. Bir de temsili iskeleti. (Bilsem, o kiliseye sokmazdım onu. Aynı anda fark ettik. Geç kalmıştım) Anne, neden sadece kemiklerini gömmüşler de insan olarak gömmemişler.

Anne, çocukların anne babaları ölünce kim bakar?

Anne, nasıl olsa öldükten sonra bir daha doğuluyor değil mi? Ay hep biz aile olalım.

İçime fenalık geliyor. Böyle, koşup saklanmak istiyorum birkaç saat. O, konuyu unutsun da bir daha sormasın diye. Hele ki uyumadan önce sorduysa, rüyalarımı siz düşünün.

Ne sorsa, daha önce konunun uzmanı arkadaşlarımdan aldığım bilgilere göre cevaplamaya çalışıyorum. Bazen çuvallıyorum. Bazen doğruları çarpıtarak anlatıyorum. Benim yaşadığım korkularla tanışmasın istiyorum çünkü.

Kendimden emin olduğum en net konu, cevap verirken “anne sarı ve kırmızı karşısınca hangi renk” olur sorusuna “turuncu” diyormuş gibi rahat olmam.

Arkın anında ortamı terk ediyor. Hayat ona kolay. Kalıyorum bir başıma. Açıklıyorum. İçime fenalık gelse de, kalp atışlarım dışarıdan duyulacak gibi olsa da, sakin kalmayı başarıyorum.

Bir kez anneme denk geldi, “pes yani” dedi. Dedim “neye pes?” Siz, sizin nesil canınızı yakan konuları normal tonda anlatmadığınız için, duygularınızı belli ettiğiniz için çaktırmadan içimize yerleştirdiniz o  korkuyu.

Bazen de fazla detay verildiği için. Çok küçükmüşüm, 4 yaş civarı, bir akrabamız ölümü, öldükten sonra ne olduğunu anlattığında. Annem yokmuş o sırada yanımızda. Olsa izin verir mi? Aylarca “ben ölürsem beni gömmeyin, iyileşir çıkarım” demişim. Ağlamışım. Bazı rüyalar sanki dün görmüşüm gibi… Birçok korkumun altında bu var mesela. Minicik çocuğa her şey, yıkanmadan defnedilmeye kadar detaylı anlatılır mı? Art niyet olmasa da bu yapılacak şey mi?

Babam da mesela dedemin kaybını anlatırdı. Çok küçükmüş. Ondan saklamışlar. Camda beklemiş aylarca. İçime işliyor bu hikayeler… Kötü niyetle anlatmazdı belki ama yıllarca ona kızamadım mesela. Büyüdüm, çok büyüdüm, ebeveyn dilinde “eşek kadar” oldum. Ne zaman tartışsak bir yerde dururdum o anlattıklarına gidip. Terapi sayesinde çözdüm mesela bunu.

Herkes biliyor, uçakla aram iyi değil. Bindik, bana diyor ki “Anne şimdi iki kanat var ya, kopsalar da uçak düşmez mi " baksana.Var ya, bunu büyük biri söylese doğduğuna pişman edeceğim. Soran 5.5. yaşında çocuk. Ne dersin? “Aman kızım ne kopması. Bir şey olmaz o kanatlara…” Zaten orada ben ben değilim, bir de bunu cevaplıyorum. 

Anne olmak bize soğukkanlı olmayı da öğretiyor. Hem de kendimize şaşıracak kadar. Böyle özellikle ölümle ilgili soruların ardından, düşünüyorum, düşünüyorum… Bize yapılan yanlışları yapmamaya çalışırken, şimdi de çok şey okuyup-dinlemenin dezavantajıyla nereden başlayacağımı şaşırıyorum. İstiyorum ki bir durdurayım zamanı, hemen öğreneyim doğruyu, öyle anlatayım.

Bir ara kendime ödev vermiştim. Sorabilecekleri başlığı altında toplamış birçok şeyi, araştırmış, hazırlanmıştım. Misal: Ben nasıl oldum? Neden babaanneme anne diyorsun? gibi gibi… Bu soruları mumla arıyorum şu anda.

Şimdi bunu yapmam mümkün değil. "İlkokul bir" sendromundayız. Her gün yeni kelimeler, yeni cümleler. Bana da arada böyle buraya yazarak rahatlamak düşüyor.

Sizinkilerin de böyle “can acıtan” soruları var mı?