Epigenetik Kodlarımız

Epi, Yunanca; üstünde, ötesinde, oluşum anlamına geliyor. Yanına bir de genetik gelince, işler biraz şok edici olabiliyor. Yani, genetiğimizin üstünde, oluşumumuzun ötesinde anlamını taşıyan bu yeni bilim dalı, hayatımıza Mart 2005 tarihinde bir grup bilim insanının başlatmış olduğu Epi-Genom projesiyle hayatımıza girdi. İyi ki de girdi. Epigenetik, DNA dizimizdeki herhangi bir değişimden kaynaklanmayan, buna rağmen bu değişikliklerin nesilden nesile nasıl aktarıldığının cevaplarını arayan bir bilim dalı. Bu konuda kafa patlatan bilim adamları, gerçekten hayırlı bir iş yapıyorlar geleceğimiz adına. Zira bu adamlar, hamile bir annenin, iyi beslenmediği taktirde, doğacak olan çocuğunun epigenetiğine,   '' Yavrum, dışarısı çok fena. Yiyecek az. Sefalet gırla. Sen dışarı çıktığın zaman iyisimi, yediğin, içtiğin her şeyi yağ olarak depola ki aç ve güçsüz kalma.'' kodunu kaydediyor. Ve bu anne, torununun, dıdısının, dıdısının DNA dizilimine, bu epigenetik kod ile obeziteyi ve türevlerini nasıl miras bıraktığını araştırıyor. Bu da, hamile ve emziren annelerin neden oruç tutmamaları gerektiğinin ve oruç tutmaları durumunda olabileceklerin bilimsel bir açıklaması kabul edilebilir.

Epigenetik sistem, dinamik, değişken ve dış faktörlerden etkileniyor. Yani bu durumun bir reçetesi yok. Evet hastalıklarımızın bir çoğu bu epigenetik kodlar ile nesillerimize aktarıldığı keşfedildi ama bilim insanları, bu kodların da nasıl DNA dizilimine yerleştiğini şıp diye nasıl anladı? Cevap insan! Hiç şaşırmadın değil mi? Hatta ileri bir adım daha atıyorum, anne ve babadan başlıyor diyorum. Sen anne ve babandan DNA dizilimini alıyorsun. Sonra, evebeynlerinin kötü beslenme alışkanlıkları, stresli yaşam tarzları, spor yapmayan hantal huyları, sana, çocuklarına ve de torunlarına aktarılmak üzere, epigenetiğine kaydediliyor. Epigenetik, ne hikmetse yediğinden, içtiğinden etkilense de, genomuna dokunmuyor. Bildiğin araya kaynak yapıyor bu sistem. Oradan hoop.. diğer çocuk ve torunlara. Tabii nesil değişirken de bazı faktörler daha ekleniyor, çıkartılıyor, tekrar dış faktörler ile etkileşim oluyor epigenetik sistemde vesaire. Bu şekilde de, tek yumurta ikizlerinin tıpkısının aynısı olmalarına rağmen, çevresel faktörlerden dolayı, biri astım hastası diğerinin ise tamamen sağlıklı olması durumu ortaya çıkıyor. Astım hastası olan ikiz kardeşin, torun, tombalağının da bu epigenetik durumdan payını alması ve yine kodların aktarılması ile sürüp gidiyor bu iş.
 

Peki, bu epigenetiği kabaca bile anlamadık diyelim. Bu konuda yapılan araştırmaları örnek göstermek, Vikipedi ve bilimsel makalelerden daha açıklayıcı olacak sanırım. Tek yumurta ikizi iki fare üzerinde yapılan bir araştırmada, fareler iklim şartları, yaşam koşulları farklı iki yere koyuluyor. Farelerden biri, karanlıktan dolayı, rengi daha parlak bir sarı ve yağ tabakası daha kalın oluyor. Diğeri ise siyah ve daha cılız kalıyor yaşadığı yere bağlı olarak. Fareler olgunluk dönemine geldiklerinde, ikisi de yaşamış olduklarından daha da farklı bir yere alınıyorlar, Fareler burada tekrar ürüyorlar. Çıkan sonuç şaşırtıcı. Tek yumurta ikizi olan bu iki kardeş farenin çocukları, Yaşam şartlarından kaynaklı olarak farklılaşmış epigenetik kodlarını yavrularına aktarmışlar. Şişman farenin yavrusu, kendisine, cılız farenin yavrusu da kendisine has özellikleri ile beraber doğan yavrulara sahip oldu. Bu da bir sürü hastalığı nasıl bir sonraki nesillere taşımış olduğumuzun kanıtı. Epigenetik ile ilgili ilk veriler geldikçe, evrim teorisi de biraz yıkılıyor gibi geldi bana. Siz ne düşünürsünüz bilemiyorum bu konuyla ilgili. Bu naçizane benim fikrim. Velhasıl, düşünelim ki bir kitap aldık. Çok beğendik ve çocuğumuza bırakmak istiyoruz. Siz içine notlar alırsanız, içerikteki bazı bilgileri araştırıp kitaba yazarsanız, başka kitaplardan da bilgi eklerseniz mi çocuğunuz için daha yararlı bir kitap olur? Yoksa, okudunuz, rafa kaldırdınız, sayfalar yırtıldı, kapağı çürümeye yüz tutan kitap mı daha yararlı olur? İşte, epigenetik budur bana göre.


Epigenetik, genetik değil, ırsi dediğimiz bir durumdur. DNA yapısı veya dizilimiyle doğrudan ilgisi yoktur. Bu sistem, dış faktörlere bağlı olarak, bazı genlerin hayat boyu çalışmasına veya hayat boyu susmasına neden olabilir. Bunun dışında başka bir numarası yok bu sistemin. Epigenetik teriminin hayatımıza girişi ile birçok hastalıktan sorumlu tutulan genler hakkında bilgi sahibi olduk. Birçok hastalıktan, biz insanlar sorumluyuz. Bakın artık doğmamış bebeklerimizi ve torunlarımızı etkilediğimizi biliyoruz. Tabii ki siz bu yazıyı okuduktan sonra, hemen Google'a soracaksınız. Sormalısınız da zaten. Emin olun, okuduklarınız sizi dehşete düşürecek. Hala insanlık, girmiş olduğu bu yoldan dönebilir.

Epigenetiğin dinamik ve dış faktörlerden etkilendiğinden bahsetmiştim. Bu kuyunun daha derinine inmeliyiz. Yediklerimiz, yemediklerimiz, içtiklerimiz, içemediklerimiz, bağımlısı olduğumuz kimyasallar, toksinler, soluduğumuz egzozlu hava, çevre kirliliği, saçma, sapan savaşlarımız, incir çekirdeğini doldurmayan üzüntülerimiz, şehirleşmenin beraberinde getirdiği streslerimiz, üşengeç ve spor yapmayan vücudumuz ve biz insanları doğaldan, doğadan uzaklaştıran her şey suçlu. Sadece genetiğinizi suçlamayın. Gerçek suçluların peşine düşün. O suçlular ki sadece sizin değil, sevdiklerinizin bile hayatını tehdit ediyor. 
 

Hani derler ya ''Armut dibine düşer!'' aynen öyle oluyor. Sen sağlıklıysan, armudun da sağlıklı. Bu yazı öylesine uzatmak istediğim bir yazı ki... Ama şimdi başlasam kromozomlardan, çıksam sarmallardan, anlatsam metilasyonun dramını üç günde toparlayıp, sadeleştirdiğim bu yazıyı, önümüzdeki ay başı kitapçılardan almak zorunda kalabilirdik. Bu konuya değinmek istedim çünkü, bir çikolatadan kimseye bir şeyin olmayacağı gibi cümleler kuran umutsuz vakalar okusun istedim. Babaanne-anneanne-dedeler tayfasına da, ''Sen şimdi bana mutlu olmam için yemiş, paketli gıda alıyorsun ya, hani söz veriyorsun ya notlarım iyi gelirse tablet alacaksın diye strese sokuyorsun beni. Bak artık bunların bir önemi yok. Sen benim kalıtımıma zamanında bile isteye çok daha farklı hediyeler bıraktın. Teşekkür ederim'' demek istiyorum. Okul müdürleri ve diyetisyenlerimize de seslenmek istiyorum. Neden okul menülerinde, Öğlen arasında hamburger var? Neden köftenin yanında patates kızartması var? Neden? Yanına çok yakışıyor diye mi? Fırında yapılamıyormu o köfte patates yağsız? İlla ünlü gıda firmalarınınkine mi benzemek zorunda? Sebze hamburgeri diye bir şey duymadınız mı siz? Benzeteceksen buna benzet. Aileler, çocuklarının karnı doysun yeter ki kafasından çıkalı çok oldu millet. Hipokrat ne demiş biliyor musun ? '' Ne yersen osun'' demiş. Sanırım başka açıklamaya ihtiyacı yok bu yazının. 


Çocuklarımızın önüne brokoli koyunca onları sağlıklı kılmıyoruz. Onları doğal olana ve doğaya yaklaştırdıkça onları sağlıklı kılacağız. Çileği ocak ayında verince, bütün besleyiciliği vermiş olmuyorsunuz. Aksine muhteşem bir hormon kombini ve kimyasal cümbüşü edinmiş oluyor yavrunuzun metabolizması. Evet. Canı çekti sende iyilik yaptın, aldın çileği. Bravo. Alkış yapalım arkadaşa. Beslenme bir alışkanlıktır. Size nasıl alıştırmışlarsa, siz nasıl alıştırırsanız, ne sağa, ne sola sapmadan ayni istikamette giden bir yol bu. Mevsiminde meyve ve sebze tüketmek bir alışkanlıktır, yoğurdunuzu, kefirinizi kendinizin yapması da bir alışkanlıktır. Bunlar beslenme alışkanlıklarıdır. Pizzacıya gitmek bir tercihtir. Susayınca kola içmek te öyle. Bunlar bize öğretilen tercihlerdir. Epigenetik kodlarının iyi veya kötü kodlanması sana bağlı eyy canlı! Ve artık biliyorsun. Alışkanlık ve tercihlerin seni değil sevdiklerinin de sağlık ve uzun yaşamının sınırlarını belirliyor. Bir kereden bir şey olmaz deme...  Oluyormuş işte... 

Sevgiler...


kişi tarafından beğenildi      1612 kez okundu
  • Yorumlar(0)

 

 

Facebook Twitter Google+ Pinterest Share
Facebook Twitter Google+ Pinterest Share