Şayet Evlatsa Bahsettiğin İşte O Senindir

Sahip olduğun ne varsa hayatta, tam anlamıyla benim diyemezsin.

Dostun ise sahiplendiğin gidebilir, bunu bilirsin. Eşyan ise benim diyebildiğin, eskiyip yenisiyle değiştirebileceğini düşünebilirsin. Ailense sana ait olan, kardeşinle paylaştığını düşünüp benim değil de bizim diyebilmeyi öğrenirsin.

Şayet evlat ise bahsettiğin, işte o senindir, sen gitsen bile ondan o senden asla gitmeyecek bunu bilirsin.

Beyaz gelinliklerle bir düğün hayalinden çok, çocuk dolu bir yuva hayali kuranlardanım ben. Sebebi çocuk ruhlu olmamdan mı yoksa mükemmel bir anne babanın mükemmel aşkıyla büyürken bize bakışlarındaki güzellik miydi bilemesem de, hormon denilen şeyin bir gerçek olduğunu kabul etmiş durumdayım.

Öyle ki, üç yıllık evliyken tesadüf eseri gidilen bir doktor kontrolünde öğrendim normal yollarla anne olamayacağımı. ‘İmkansız değil‘ diye doktorumun ağzından dökülen iki kelime, eşimin zoraki gülümsemesi ve benim ödün vermeyen saçma tavrım hala gözümün önünde. İçimden bir şey çocuk yapmalısın, bebek kokusu, minik ayaklar diye bağırıp dururken ona, “sen sus, benim bebeğim olamayacakmış “ nasıl dersin ki? Ya da kendini buna nasıl inandırırsın?

İşte tam da bu aşamada başladı annelik benim için. Henüz görmediğim, bilmediğim, tatmadığım bir duyguya özlemle yaşadım ben. Bebeğimin beni seçeceği günün hayallerini kurarken ona bağlandım ben. Var olmayan bir hayalin hayaline tutunup, yaşam kurdum ben. Ve sonra o mucize beni buldu. Adını koyamadığım bir şeydi bu sevgi.

İzmir dedik biz ona. Adına anlamlar yükledik. Biz onun adına aşkı, aşkı onun adına verdik. Her zorlukta gözlerine baktım. Babası gibi bakan gözlerine. Bunaldığım her dakika sebepsiz kımıldattığı ayaklarına baktım. Ben nasıl iyi bir anne olacağım dedim, her olayda anneme baktım. Evet bu bir süreçti. İzmir dünyaya, bende İzmir’li dünyaya alışacaktım. Alıştım da. Öyle bir alıştım ki İzmir'den önceki hayatımda ne kadar boş zamanım varmış diye düşünüp 'boşa geçen zamanmış' diye değerlendirdim.

Herhalde çok düşünmüş olacağım ki, bir mucize daha gerçekleşti. Kardeşi en iyi dostu olan biri ben, İzmir’i yalnız bir hayatIn beklediğini düşündükçe üzülürken üç aylık hamile olduğumu öğrendim. İzmir kucağımda öğrendim sonucu. 13 aylıktı henüz. O minik ayakların altı hala yumuşacıktı. Gözümden dökülen yaşların sebebi iş hayatına dönmeye hazırlanan Yaprağın isyanı mı, hiç uyumayan İzmir!in yarattığı yorgunluk mu yoksa mutluluk mu nitelendiremesemde, ilk aradığım kişinin kardeşim olması her şeyin üstünü örtüverdi bir anda.

Evet zordu, hatta çok zordu. Aldığı 35 kiloyu yeni veren bir anne iş hayatına dönmeye hazır, enerji doluyken, kucağında hala emzirdiği bir bebek varken… Elimde telefon ağlayarak haber verdiğim kardeşime koşar adım, kucağımda İzmir'le giderken, aradım boncuk gözü. “Hamileyim Alpsu” dedim. Üç saniyelik bir sessizliğin ardından “emin misin” diye soran şaşkın bir ses tonu. Bende bir bağırma çığırma, derken boncuk gözden gelen bir ses “çok mutluyumm çokkkk”…

Kalan altı aylık hamilelik sürecimin çok da keyifli geçtiğini söyleyememekle birlikte İzmir’e bakıp bakıp ağlamalarımı da düşünürsek yapılacak en iyi hareketi yapmanın zamanı geldiğini anladık. Annem ve babamın karşı apartmanına taşındık. Emekli olmalarına vesile olduk. Ve artık rahattık.


kişi tarafından beğenildi      343 kez okundu
  • Yorumlar(0)

 

 

Facebook Twitter Google+ Pinterest Share
Facebook Twitter Google+ Pinterest Share