Gerçekten Her Şey O Kadar İyi Mi?

Sosyal medya hayatımızda görece yeni bir olgu. Facebook’la ve diğer sosyal medya araçlarıyla tanışmamız demeyeyim ama hayatımızın bu kadar içinde kullanmaya başlamamız maksimum 10 yıllık bir olgu. Bu 10 yıllık süreçte sosyal medya da kendi kültürünü, normlarını, yazılı ve yazısız kurallarını oluşturdu. Haliyle kendi karşıt görüşlerini de oluşturdu.

En çok yapılan eleştirilerden birisi de sosyal medyanın herkes çok mutluymuş gibi bir algı yaratması. Geriye dönüp baktığımızda, sosyal medyanın atası bir anlamda evlerimizdeki fotoğraf albümleri. Evdeki bir fotoğraf albümünü açtığımda hep eskiye dair mutlu anıların fotoğraflandığını görüyorum. Herkesin de öyledir. Çünkü insanlar onları saklamak istiyor. Sosyal medya da aslında bizim için dijital bir fotoğraf albümünden fazlası değil. O yüzden insanların sosyal medyada sadece mutlu anlarını paylaşması oldukça doğal.

Asıl sorun insanların bunu algıladığı noktada başlıyor. Gördüğümüz fotoğrafları bir yapbozun parçaları gibi düşünürsek herkes kalan parçaları kendi hayal gücünü kullanarak tamamlıyor. Genelde de kalan kısmının da böyle mutlu olduğu şeklinde bir algı oluşuyor. Bu da beraberinde, herkes mutluymuş da bir tek biz mutsuzmuşuz gibi bir yanılsamayı beraberinde getiriyor. Sonra sosyal medyanın sahteliğinden bahsetmeye başlıyoruz. Oysa ki sosyal medya sahte değil, kimse mutlu anlarını bakın hep mutluyum demek için paylaşmıyor. O algıyı kendi kendimize biz oluşturuyoruz. Daha doğrusu, kimse gerçek hayatta olduğundan daha sahte değil. Amaç gösterişse, zaten sosyal medya yokken de takılarla, aksesuarlarla, ayakkabılarla, çantalarla, arabalarla insanlar birbirlerine gösteriş yapıyorlardı. Arkadaş ortamlarında olmadıkları bir kişi gibi davranıyorlardı. O yüzden sosyal medyaya biraz haksızlık yapıldığını düşünüyorum.

Ben Uçan Baba olarak yazmaya başladıktan sonra sıklıkla bu durumu dile getirdim. Sosyal medyada gözükenin ötesinde zorluklarla dolu bir dünya olduğunu, Melina’nın bize yaşattığı uykusuz gecelerin sayısını bilmediğimi, kolikken arabayla saatlerce ağlamasın diye gezdirdiğimizi çok defa yazdım. Diğer yandan Melina büyüdüğünde ben geri dönüp bakacağım ve zorluklarını değil, güzel hatıralarımızı hatırlayacağım. Bana bakıp güldüğü zamanları, gece üşüyüp koynuma sokulduğu geceleri, bana bakıp baba dediği zamanları, bizi kahkahalara boğduğu zamanları hatırlayacağım. İşte bu yüzden sosyal medyada, diğer bir deyişle anı defterimde de bunları biriktiriyorum.

Buradan yetersizlik hissiyatıyla kendi kendini yiyen annelere ve babalara çok net bir çağrım var: “Kendinizi sosyal medyada gördüklerinizle yarıştırmaktan vazgeçin”. Az ya da çok elinizden ne geliyorsa, elinizden gelenin en iyisini yapın, işte o zaman dünyanın en iyi anne babası siz olacaksınız. Evinize gelen misafirler ne kadar iyi anne baba olduklarından bahsetse de, sosyal medya sizde herkesin çok muhteşem anne babalar olduğu hissiyatını uyandırsa da hiç kimsenin de toz pembe bir dünyası olduğunu sanmayın. Herkesin hayatının anlatılmayan bir tarafı olduğunu aklınızda tutun. Çünkü bebekleri ağladığında her anne baba aynı çaresizliği yaşıyor.


kişi tarafından beğenildi      5679 kez okundu
  • Yorumlar(0)

 

 

Facebook Twitter Google+ Pinterest Share
Facebook Twitter Google+ Pinterest Share