Herkese merhaba. Bazımızın acemilik, bazımızın tecrübesizlik dediği; kimi zaman cekingenlik olarak görülen, ya da özgüvensizlik sanılan bir girdap var aklıma takılan.

Biraz karmaşık bir giriş olsa da kaynağı önceye, çok derine dayanıyor bu durumun. Aslında diğer davranışların dayandığı yere, çocukluğa, bebekliğe dayanıyor. Son zamanlarda, ailesinin arkasına saklanan çocuklar, ellerinde telefon, kulaklarında kulaklık olan gençler sıklıkla gözüme çarpıyor. Sanki bir şeyden kaçıyorlar, kabahat işlemiş gibi utanıyorlar, ya da... kafaları önde hiçbir şey yapmıyorlar. Bir şeyin fiyatını öğrenmek çok zor bir şey değilse, 'kaçıncı sıradasın' sorusu ahiret sorusuna denk gelmiyorsa, olay sandığımızdan da vahim demektir.

Tam bu konuda bir şeyler yazacakken, gözümün içine içine giren birkaç olay, işimi kolaylaştırdı. Neler yapacağımız çeşitli kaynaklarda sürekli önümüze çıktığından, şöyle yapalım, böyle söyleyelim diyerek ahkâm kesmeyeceğim. Ama ne yapmamamız gerektiğine değinmeye çalışacağım. Hiçbir yetişkin rencide edilerek tecrübe kazanmak istemez, ama çoğunluk çocuklarını rencide ederek, utandırıp, yer yer korkutarak tecrübe kazandırma yolunu tercih eder, bilerek ya da bilmeyerek. İşte buna dikkat etmemiz gerektiğinden bahsedeceğim.

Ne yapmamalıyız bir bakalım.

Çocuğunun eline para verip, siparişini bakkalın önünde bekleyen o baba gibi; çocuk eli boş çıkınca; 'Neyi beceremedin? Aradığın var mı soracaksın, parayı vereceksin' dememeli; bu tecrübeyi kazandırana kadar, bunu birlikte deneyimlemeliyiz. Ya da, kendi durması gereken sıraya çocuğunu bırakıp giden, geldiğinde çocuğunun önüne başkalarının geçtiğini gören ebeveyn gibi bunun nasıl olduğunu kabaca ve uyanıklık öğütleyerek sormamalıyız. Çocuğumuz sıra kurallarını öğrenene kadar yanında ve örnek olmalı, uymayanları net şekilde uyarmalıyız. Veya, başka bir yetişkinle iletişim kurarken heyecanla araya giren çocuğunu azarlayan ebeveyn gibi yapmamalı; çocuğumuzun anlık heyecanını ve deneyimini paylaşmasına izin vermeliyiz. Söz hakkı alma şekli ve üslubunu ayrı bir yer ve zamanda anlatmalıyız.

Çarşıda, pazarda, evde, markette çocuğunu yaftalayan, etiketleyen ana-babalar gibi yapmamalı, çocuk olduklarını unutmamalı, hatalarına fırsat vermeliyiz. Evet hep evlatlarımızın yanında olmaya çalışacağız; ama olamadığımız zamanlarda kendilerini ifade edebilmelerine, eksiklerini kendilerinin tamamlamalarına fırsat vermeliyiz. Hatta işe, işaret ve baş parmaklarıyla yaptıkları yarım kalbi aynaya yaslayarak, diğer yarısını yine kendilerine tamamlatarak başlayabiliriz.

Sevgiler...