TELEVİZYONUN ACI YÜZÜ

Kaçışınız yok. Heryer ekran, her yerde televizyon. Evet genel olarak herkes az çok nasıl zararları olduğunu biliyor. Peki çocuklarımızı televizyona maruz bıraktığımızda nelerle karşılaşacağımızın ne kadarını biliyoruz?

Uzmanlar özellikle iki yaşına kadar televizyonla bebeklerin hiç tanışmamasından yana. Bebeklerin bu dönemde öğrenme hızı oldukça yüksek. Hızlı akan kareler, parlak renkler, ışıklar, devamı olmayan kesik görüntüler… Her dokunduğu, gördüğü, hissettiği beyninde yeni bir bağlantı oluştururken televizyona maruz kalan bebeklerin oluşan bu bağlantılarında kopmalar meydana geliyor. Öğrenme, konuşma, sosyalleşme gecikiyor. Hatta aşırı televizyona maruz kalan çocuklar ciddi otizm riski taşıyorlar.

Bu çılgınlık. Yemiyor diye reklam karşısında yemek yedirilen ne kadar da çok bebek, hatta çocuk var. Televizyonun zararı yanında bu davranışla bebeğimize türlü türlü hatalı mesajlar ulaştırıyoruz. Çocuğumuza eğer sen yemek yemezsen ben sana televizyon izletirim mesajı veriyoruz mesela. Elbette bu çocuk bu lüksü bulmuşken bırakmaz. Bir de reklam. Görüntü hızı, ışıklar, müzik hepsine birden maruz kalmış bebeğiniz, ekrana bakınca beyni çözemiyor. Sonuçsuz bir uğraşa giriyor. Adeta bilinci kapanıyor. İşte bu fırsatla art arda kaşık kaşık yemek ağzına tıkılıyor. Lütfen bunu yapmayın. Hatta blw yöntemini uygulayın :)

Yapılan araştırmalarda şu an belirgin bir negatif etki görülmese de olgunluk döneminde psikolojik sorunlara sebep olduğu sonucuna ulaşılmış.

Çocukların çoğu televizyonu zaman kaybının aksine, zamanı en keyifli şekilde geçirdikleri araç olarak görüyorlar. Bu çocuklar için normal yaşam yavaş akıyor. Sek sek, gazoz kapağı, misket oynamak tarihe gömüldü ya da gömülüyor. Bu oyunlar televizyondan çok daha etkili bir güce sahip, sosyalleşmeye. Arkadaşların birbirleriyle yaptıkları bu aktiviteler, hem bedensel hem de zihinsel olarak oldukça faydalı. Ancak televizyonun hızına alışık olan çocuklar için hayat yavaş kalıyor. Okulda öğretmeni sıkıcı geliyor. Sonuç konsantrasyon eksikliği. Sırada oturmaktan sıkılıyor (gerçi eğitim sisteminde düzen daha özgür iradeli olmalı), hiperaktif oluyor. Tüm bu sorunların genelinin özünde fazla ekran karşısında vakit geçirmek var. Televizyon çağımızın uyuşturucusu olmuş durumda izlemeyeni dövüyorlar :)

Bir de izlenen programlar konusunda ebeveyn kontrolü yoksa her şeyle karşılaşması muhtemel, işte öyle olunca  durum çok daha çirkin boyutlara varabiliyor. Şiddete yatkınlık, kızlarda güzelliğe aşırı düşkünlük, sebepsiz korkular, endişeler ve daha bir çok sakıncalı duruma zemin oluşabiliyor. 

Yaşadığım bir örneği aktarmak istiyorum. Rize'de bildiğim bir köyde yakın zamana kadar evlerinde hiç televizyon olmayan akrabalarım var. Dede özellikle televizyonu istemiyordu. O evdeki çocuklar eğitim hayatlarında çok başarılı oldular. Eskiler sık sık dile getirir "bizim zamanımızda böyle imkanlar yoktu, mum ışığında çalışırdık" diye çok da başarılı olurlardı. Çünkü onların zamanlarını çalan televizyonları yoktu. Oturup ailece muhabbet eder, komşu çocuklarıyla kaynaşarak sosyal bir yaşam sürerlerdi.

Yaşadığımız şu teknolojik dönemde tamamen ekransız bir hayat sürmek elbette ki çok da mümkün olmayabiliyor. Ancak bu bağımlılığa dikkat etmeli ve izlenen programlarda seçici olmalı ve kontrolü çocuklarımıza bırakmamalıyız. Reklamlar özellikle büyük tehlike. Özendiricilik, yönlendirme, subliminal mesajlar dolu. Hatta bir belgeselde izledim. Yapılan araştırmalarda kişilerin markete girdiklerinde istedikleri ürünleri almadığı, reklamlarda sunulan ürünleri aldıkları ortaya çıktığı aktarıldı. Bu tehlike sadece çocuklarımızı kapsamıyor. Doğru kullanıldığında kaliteli programlarla güzel bilgiler edinilebiliyor. Elbette sadece bilgi değil. Bir Matrix de mi izlemeyelim :)

Benim iki evladım var. Doğumdan öncesinden beri bu konuda birçok araştırmam oldu. Selim doğduktan sonra o uyanıkken asla televizyon açmadık. Gittiğimiz yerler genelde yakın akraba olduğu için rica ile çoğunda kapattırdık. Açık olduğunda ise ekran olan odaya Selim’le girmedik. Hastanede ekran, cafede ekran, hava alanında ekran, lobide ekran. Hatta yollarda ekran. Selim’den önce bu kadar ekran olduğunun farkında değildim. Ve evlerde bakılmasa bile televizyonun açık olması isteklerinin, bu bağımlılıklarının bu kadar farkında değildim.

Benim bu konudaki tutumum “pimpirikli” olarak nitelendirilse de daha önce dediğim gibi evladım için tüm sıfatlara razıyım. 

Elbette ekran görecek. İki sene sonra ilk defa kara kutu içinde hareketleri gören çocuğun ilgisini tahmin edemiyorum. Ancak hayattan bağını koparmışçasına, televizyona kilitlenmiş halde çocuğun ekrana bakmasının önüne geçilmeli.

Bir yakınımın doğum gününe gittiğimizde oldukça kalabalık olan bir ortamda televizyon açıktı. Ev sahibi olan yakınımdan televizyonu kapatmasını rica ettim. Ne güzel akrabalar, dostlar, insanlar biraraya gelmiş televizyonun açık olmasının mantığını ben cidden anlayamıyorum. Bebek olmasa da açık olmamalı. Tüm bu düşüncelerimi de söylememe rağmen yanıt “bir bebeğe mi uyacak onca kişi, bir şey olmaz” oldu. Zaten kimse bakmıyordu. Çocuklar ise toplanmış, karanlık bir odada hepsi televizyona bakıyordu. İnanın abartmıyorum. Tüm gün bu şekilde olmasa da büyük çoğunluğu böyleydi. Üzüldüm tabi. Bütün akşamımız Selim’i ekranlardan kaçırmaya çalışmakla geçti. Fazla abarttığım düşünülüyordu. Abartsam da bu benim tercihimdi ve saygı duyulabilecek makul bir istekti.

Hamileliğimin son aylarında artık iyice zorlanmaya başlamıştım. Akşam işten gelen eşim dışında yanımda kimse yoktu. Ara sıra amatör kamerayla çekilmiş horon videosu açmaya başladık. Görüntü kesik kesik değildi. Bir akıcılığı vardı. Selim ekrana kilitlenmiş şekilde bakmıyor, etrafından kopmuyordu. Eğer o şekilde bir reaksiyon alsaydık devam etmezdik. Çok da iyi vakit geçiyordu. Kısa sürede Selim horon oynamaya başlamıştı bile :) 

Selim 14,5 aylıkken Ferit’i kucağıma aldım. Sadece iki hafta sonra iki bebeğimle başbaşa kaldım. Akşam işten gelen eşim yemek yapıyordu. İkisini emziriyor, uyku düzenini kuruyor, altını alıyor, bol bol ilgileniyor ve günlük mecburi yapmam gereken işleri yapıyordum. Bunlar bile beni fazlasıyla yoruyordu.

Ferit hareketlendikçe zorluğum daha da arttı. Selim artık iki yaşını geçmişti. Arada eğitici olarak geçen bazı çizgi filmler açmaya başladım. O ara Ferit’le ilgileniyordum. İçim bu konuda pek de rahat değildi. Açıkçası hala açıyorum arada. Sofradan kaldırdığımda masayı, mutfağı toplamak için zaman buluyorum bu şekilde. İki bebekle ilgilenmek tahmini, empati kurması zor bir durummuş onu anladım. Başka şekilde olabilirdi belki de. Ancak kendimi daha fazla zorlamam çocuklarıma da negatif olarak yansıyabilirdi.

Evet şuan hayatımızda Çekici Tom var. Ferit pek ilgilenmese de bakıyor. Genelde yine kapalı tutmaya özen gösteriyorum. İki kardeş birlikte iyi vakit geçiriyorlar.

Bu çizgi filmde araçlar tamir ediliyor, renkler, sayılar gibi basit bilgiler öğretilmeye çalışılıyor. Ancak bir bölümü karanlıkta geçiyor. Gece vakti devriye araçları bir parkta hayalet görüyor. Bölümün sonunda onun cadılar bayramı için üstüne çarşaf geçirmiş bir araç olduğu öğreniliyor. Ben bunu geç farkettim ve Selim "karanlıkta hayalet var" diye hala söylemeye devam ediyor. Ona anlayabileceği cümlelerle anlattık ancak televizyon işte o kadar etkili ki karanlığın korkunç hayaletleri barındırdığı fikrini aldı bi kere. Bir de gelişi güzel televizyon izlese nasıl bir sonuçla karşılaşırdım hiç bilemiyorum.

Konusu açılmışken TRT çocuk kanalını da açıyorum arada uygun bulduğum bir çizgi film varsa birlikte izliyoruz. Rafadan Tayfa, Niloya, Elif’in düşleri, Hapşuu, Ege ile Gaga’yı izlenebileceğini düşündüğüm masum çizgi filmler olarak görüyorum. Kare takımı da oldukça öğretmeye yönelik. Belli bir yaştan sonra ara sıra bunlar açılabilir diye düşünüyorum. Uzmanlar eğer izletilecekse günde bir, en fazla iki saat ekrana bakılmasını öneriyor.  Ancak iki yaşından önce ekrana bakılmaması konusu oldukça net.

Maddeler halinde okuduklarımdan edindiğim bilegiler ışığında televizyonun zararlarını aşağıda belirtiyorum;

  • Hayal gücü ve yaratıcılık azalabilir,
  • Bebeklerde beyin nöron bağlantılarını koparabilir,
  • Bebek gelişimini olumsuz etkileyebilir,
  • Saldırgan davranışlarda artış olabilir,
  • Uyku sorunlarına yol açabilir,
  • Erken ergenliğe neden olabilir,
  • Anlamsız korkular belirebilir,
  • Sosyalleşme azalabilir,
  • Değer yargılar bozulabilir,
  • Bağımsız oyun oynama becerisi azalabilir,
  • Bilinçaltında hasara neden olabilir,
  • Konsantrasyon sorunu oluşturabilir,
  • Göz sağlığı olumsuz etkilenir,
  • Zaman kaybına neden olur,
  • Hazır bulmaya, rahata alıştırabilir,
  • Obezite riskini arttırabilir,
  • Otizmi tetikleyebilir.


Çocuklarımızın sıkılmaları için fırsat vermeliyiz. Yeni okudum bu bilgiyi de :) Sıkılan çocuklarda üretkenlik ve düşünme potansiyeli yükseliyor. Ben televizyonu hayatımızın odağına koymadan kontrollü bir şekilde hayatımıza dahil ettim. Çocuklarımızı cep telefonları, tabletler gibi tüm ekranlardan mümkün mertebe uzak tutmaya çalışalım. Üretken, başarılı bir nesil yetiştirmek bizim elimizde. Koca renkli kutuya zamanımızı yedirmeyelim.

Zamanımızı dolu dolu geçirdiğimiz sosyalleşmenin bol olduğu günler dilerim.


kişi tarafından beğenildi      8419 kez okundu
  • Yorumlar(2)
  • Vildan Özdursun

    24.08.2017 14:14

    Artık daha fazla anne bilinçleniyor bu konuda. Bunu görmek çok sevindirici. Daha hamilelikte başlıyoruz bebeklerimiz için araştırmaya, öğrenmeye... \r\nEn güzelini yapıyorsunuz sizde. \r\nBebekleri hipnoz durumda kalmasından övünenler de gördüm ben. Bebeklerinin televizyona bakıp anladığı ya da anlaşmaya çalıştıklarını düşünüyor. Sanki bir bilgelik göstergesi misali. Aslında durum hiç de sanıldığı gibi değil işte.\r\nSizin de dediğiniz gibi zamanı geldiğinde doğru şekilde faydalanacağız inşallah. \r\nSevgiler,

    Duygu Yalduz

    16.08.2017 17:20

    merhaba instagram dan bi arkadaşım vasıtasıyla sizi takibe basladim bugünkü yazınızı okudum. tv ve ekranli araclar konusunda ben de sizin gibi düşünenlerdenim. 3 aylik bebegim ile telefonu foto çekmek icin kullaniyorum sadece tv ise izletmiyorum. meraktan gecen gun gosterdim hipnoz olmus gibi bakıyor insan o zaman anliyor uyusturucu etkilerini. kimi arkadssim yemek yedirirken video aciyor kimi alt alirken reklam izletiyor. hamileyken karar vermiştim uygulamayacağım dikkat edeceğim en az 1 yasina kadar diye. 2 yasmis sanirim önerilen. ingilizce video cizgi film vs izletmek icin kullanacağım ilerde zamani geldiğinde. teşekkürler yazi icin ..

 

 

Facebook Twitter Google+ Pinterest Share
Facebook Twitter Google+ Pinterest Share