O Dans

Duymaktan en çok mutlu olduğum kelime ne, biliyor musun yavrum?

“Anne”

Bu küçücük kelime benim için her şeyin özeti gibi…

Sana hamile olduğumu öğrendiğim an, 9 ay boyunca neyle karşılaşacağımı ve bunları nasıl karşılayacağımı bilmeden bir bekleyiş, seni kucağıma aldığımdaki o kokun, ne kadar süreceğini bilmediğim o uykusuz geceler, sadece seninle benim aramdaki, o kimsenin anlayamayacağı yakınlık, ilk dişin, ilk emeklemen, ilk adımın derken o kelime gelir: “anne”.

Birden başka bir pencere açılır sanki. Tüm yorgunluklar, zorluklar, bekleyişler, olumsuz her şey o pencereden artık değerli olmayan bir balon gibi uçup gider. Dünyada benim için her şeyden daha önemli olan varlık “anne” dedi…

Böyle başlıyor değil mi annelik yolculuğu…Her anne için farklı olduğundan “yolculuk” demeyi çok seviyorum. Nasıl bir anne olacağımızla ilgili tahminlerimiz vardır tabii ama onu kucağımıza aldıktan sonra her şey değişiyor. Yapamam dediklerimizi yapmaya, asla söylemem dediklerimizi söylemeye başladık. Neden? Çocuğumuz da kendi paketiyle geliyor da ondan. Biraz sizden, belki biraz daha fazla babasından, biraz annenizden almış paketine. Hatta o kayınpederinizin pek de hoşlanmadığınız huylarını bile kopyalamış sanki. O zaman bizim de elimizdeki malzemeye göre şekil değiştirmemiz, uyum sağlamamız gerekiyor. Bırakın şu kafanızda dönüp duran beklentileri, hayalleri. Çocuk yetiştirmekteki en önemli dönüm noktası bu işte: Çocuk ve annenin uyumu. Annenin çocuğa göre, çocuğun da anneye göre şekil alması. Dans gibi.

Bu dansta ne kadar iyi olduğumuz, o ilk kural koymaya çalıştığımız anda belli oluyor. Çocuk masadaki vazoya uzanıyor ve “hayır” diyor anne. Çocuğun yüzünde şaşkın bir ifade oluşuyor ve düşünüyor “Aa niye ki ? Topumu aldığımda hoşuna gitmişti ama ?”

Sonra devamı gelir tabii. “Hayır” larla dolu farklı tonlarda seslenişler, engellemeler, sevdiği şeyden mahrum etmeler…Çocuğun yaşına göre büyüyerek, farklılaşarak devam eder gider bu “güç dansı”.

Peki 1.sınıfın ilk günü geldiğinde çocukla anne arasındaki “güç dansı” nasıl bir gelişme içindedir acaba?

Çocuğunuzla beraber siz de okula başlıyorsunuz sanki. Tüm okul hayatınız yeniden canlanıyor; size aferin diyen ilk öğretmen, teneffüste oynadığınız arkadaşınız, ilk kavganız, annenizin size “ödevini yaptın mı” diye sorması, ödevi bitirmeden sokağa çıkamayışınız, ödevinizi evde unutmanız… Ödev konusunda takılı kaldık sanki :) Devam edelim ama ödev konusuna döneceğiz. Sizin heyecanınız ona nasıl yansıyor acaba? Her çocuk ve her çocuğun tepkileri farklı. O umursamayan görüntüsünün altında büyük bir kaygı yaşıyor olabilir, gülen yüzünün altında en sevdiği oyuncağını evde bırakmanın üzüntüsü olabilir, okulun kapısına kadar hoplaya zıplaya gelen çocuk kapıda birden eteğinize yapışabilir, hatta okula 1 hafta güle oynaya giden çocuğunuza bakarak “tamam artık bu iş” dediğiniz uyum süreci birden tepetaklak olabilir.

Demiştik ya bu bir dans. Her şey düşündüğümüz gibi olmuyor. Bu sorunlar da sürecin bir parçası ve her zaman karşımıza çıkabilir.

1.sınıfa başlarken çocukların emin olmak istedikleri konu, aynı sizin onu okula bırakmanız gibi onu almaya da geleceğiniz, yani kendisinin okulda kalmayacağı. Bu servis için de geçerli. Okula uyum dediğimiz konu tamamen çocuğun okulda kendini güvende hissetmesi demek. “Okula geliyorum, sonra eve gidiyorum.” İlk adım bu.

İkinci adım ise arkadaş. Hangi yaşta olursa olsun eğer çocuk kendine uygun bir arkadaş bulduysa okul onun için kabul görür hale geliyor. Kendi öğrenciliğimize dönelim yine. Okuldaki en güzel anılarınızda yalnız mıydınız ?

Üçüncü adım ise öğretmenle çocuğun uyumu. Aynı dans burada da var ve sizin yapabileceğiniz tek şey okul ortamı dışında öğretmenin yanında durmak. Varsa öğretmenle ilgili olumsuz düşünceleri çocuğa yansıtmamak, çocuğun okula uyumunu kolaylaştıracaktır.

Ödev ve sorumluluklar bölümüne dönersek; unutulmaması gereken cümle şu “Okula başlayan siz değilsiniz, ödevler sizin değil, kitabını evde unutursa derste sıkıntı yaşayacak olan siz değilsiniz”. Eğer çocuğun okul yaşantısı boyunca bu cümleye uygun davranırsak hem biz hem de çocuğumuz rahat eder. Hatırlayın, anneniz sizi ödevinizin başına gönderdiği zaman ödev yaptınız mı yoksa kaleminizle mi oynadınız, birdenbire susayıp mutfağa mı gittiniz yoksa sizin oynamanızı bekleyen oyuncağınızı mı düşündünüz?

Peki ne yapacağız?

Öğretmenle tam bir iletişim içinde olacağız, özellikle ilk haftalarda. Çocuğumuzun ritmine bakacağız yani okuldan geldikten sonra neler yapıyor, çantasını yerine koyuyor mu, ödevini hemen yapıp kurtulmak mı istiyor yoksa son dakikaya kadar öteliyor mu? Onu farkettirmeden yönlendirmeye çalışacağız, o ödevini yaparken biz de kitap okuyacağız örneğin. Onun ritmine ve ihtiyaçlarına göre biz şekil alacağız. Onun yönlendirilmeye ihtiyaç duyduğu noktaları belirleyecek, öğretmeniyle birlikte hareket ederek “sorumluluğunu” kendisinin üstlenmesine yardımcı olacağız.

Aynı çocuğumuzun doğumunu beklerken olduğu gibi onun koskoca okul hayatıyla ilgili de düşüncelerimiz, beklentilerimiz var tabii. Ama yine o “dans” belirleyecek her şeyi. Sizin beklentilerinize çocuğunuzun uyumu. Yani çocuğumuzu o kadar iyi tanımalıyız ki ona yapamayacağı ya da yapmak istemeyeceği hayallerimizi yüklemeyelim.

Ne okul hayatı onu sevdiği her şeyden uzaklaştıran bir işkenceye dönüşsün ne de bu uğurda bizim için dünyadaki en önemli varlıkla aramızdaki ilişki zarar görsün…

Şimdi dansa hazır mısınız ?

 


kişi tarafından beğenildi      11231 kez okundu
  • Yorumlar(0)

 

 

Facebook Twitter Google+ Pinterest Share
Facebook Twitter Google+ Pinterest Share