Güvenle Bağlanamıyorduk

İnsan gelişimi üzerinde sosyal faktörlerin de önemli olduğunu düşünen Erikson, kişilik gelişiminin hayat boyu devam eden 8 aşamalı bir süreçten meydana geldiğini belirtmektedir. Bu aşamaların birincisi 0-2 yaş dönemini kapsayan ‘güvene karşı güvensizlik’.

Güvene karşı güvensizlik döneminde çocuğa yeterince güven duygusu verilmez ise hayatı boyunca güvensiz bir birey olacaktır. Erikson’a göre bebek dünyaya geldiğinde ihtiyaçları zamanında, yeterince ve tutarlı bir şekilde karşılanır ise bebek güven duygusu kazanacak böylece insanlara güvenmeyi öğrenecektir. Ancak ihtiyaçları düzenli karşılanmayan bebekler bu dünyanın güvenilmez bir yer olduğuna inanacaklardır. Kendinizi bebeğin yerine koyun ve düşünün. Etraftan anlamsız sesler geliyor, hava biraz da soğuk sayılır, karın bölgenizde bir boşluk var sizi rahatsız ediyor ama ne olduğunu bilmiyorsunuz ve yapabildiğiniz tek şey ağlamak. Sonra biri geliyor sizi sıcacık sarıyor, emziriyor, yumuşak ses tonuyla her şeyin yolunda olduğunu söylüyor. Siz ne söylediğini anlamıyorsunuz ama yumuşak ses tonu sizi rahatlatıyor. Karnınızdaki boşluk da gitti. Kendinizi daha huzurlu hissetmez miydiniz?

Bowlby, annesiz babasız kalmış savaş mağduru bebeklerle çalışan bir psikiyatristtir. Çalıştığı hastanede annesi babası yanında olan bebeklerin yattığı bir bölüm daha vardır. Bowlby  annesiz babasız olan bebeklerin tüm fiziksel ihtiyaçlarının karşılanmasına rağmen ölüm oranının daha yüksek olduğunu fark etmiştir. Çünkü bebekler hiç kucağa alınmıyor, sevip, okşanmıyordur. Bundan yola çıkarak anneleri ile bebekler arasında bir bağ olduğunu söylemiştir. Bu kuramın adı bağlanma kuramıdır. Bowlby’ye göre 3 tip bağlanma vardır. Güvenli bağlanma, çelişkili (saplantılı) bağlanma ve kaçınan bağlanma.

Biz annelerin, çocukları ile arasında kurmak istedikleri bağ, güvenli bağlanmadır. Fiziksel ihtiyaçlarının tutarlı, düzenli, zamanında karşılanmasının yanı sıra duygusal ihtiyaçları da aynı şekilde karşılanan çocuklar bu grupta yer alır. Burada önemli olan çocuğun isteklerine kulak vermektir. Yani çocuğunuz acıktıysa uyku saati geldi diye uyutmayın önce yemek yesin. Uykusu geldiyse yoo şimdi oyun zamanı diyip onu zorlamayın. Çocuğunuz size sarılmak istediğinde onu geri çevirmeyin ona sarılın ve kollarını ilk o ayırana kadar bekleyin. Saçlarını okşayın. Yumuşak ses tonu ile konuşun. Göz teması kurun ve onu anladığınızı ona hissettirin.

Güvenli bağlanma sağlanmış çocuklar, anneden bir süre ayrı kalma konusunda sıkıntı yaşamazlar. Sizin geri geleceğinizi, onun ihtiyaçlarını unutmayacağınızı bilirler. Sizin yokluğunuzda ortama kolayca uyum sağlayabilirler.

Gelelim biz Türk annelerine. Her ne kadar amacımız güvenli bağlanma sağlamak olsa da maalesef birçoğumuz saplantılı bağlantı sağlıyoruz. Çünkü biz annelerin en hasıyız, korumacıyız, ısrarcıyız, yardımseveriz, pimpirikliyiz. Çocuğumuz aç değilim dese bile yemesi için ısrar ederiz. Üşümese bile kat kat giydiririz. Altını sık sık kontrol ederiz aman pişik olmasın. Çocuğumuzun tek başına oyun oynamasına gönlümüz razı olmaz o çağırmasa bile yanına gideriz. Düşse kaldırırız. Anne yüreği dayanamaz çünkü. İhtiyacından fazla vermemiz veya ihtiyacı olduğunda fark etmememiz bebekte tutarsız olduğumuza dair düşünceler oluşturur. Bu durum da bizlere bağımlı olmalarını, yanımızdan ayrılmamalarını sağlar. Bunun en somut halini okulların açıldığı ilk gün gözlemleyebiliriz. Kendini yerlere atan, ağlayan, annesinin bacağına yapışan çocuklardan geçilmez ortalık. Gün sonunda tekrar anneleriyle buluşan çocuklar kaygılarının şiddetine göre tepkiler verir. Bu şiddet o kadar yükselir ki annesine vuran çocuklar bile olabilir. Saplantılı bağlanma sağlamış çocukların özgüvenleri de güvenli bağlanma sağlamış çocuklara göre oldukça düşüktür.

Üçüncü bağlanma kaçınan bağlanmadır. Günümüz koşullarında çalışan anneler oldukça artmıştır. İş hayatı ile aile hayatı arasında dengenin kurulmaması veya yoğun çalışma koşulları nedeni ile çocuğa yeterince ilgi gösterilmemesi durumunda anne ile çocuk arasında istenilen bağ kurulamamaktadır. Kaçınan bağlanma sağlamış çocuklar ‘en iyisi ben kendi başımın çaresine bakıyım’ diyerek içe dönük yaşamaktadır. Annelerinden ayrıldığında güvenli bağlanma sağlamış çocuklar gibi görünürler. Ancak annelerinin yokluğunda mutsuz, dışarıya ve iletişime kapalı olurlar. Bu durumda bütün hayatları boyunca duygusal iletişim kurmaktan kaçınırlar. Ancak bu demek değildir ki bütün çalışan annelerin çocukları böyle olur. Önemli olan çocukla ne kadar zaman geçirildiğinden çok ne kadar kaliteli zaman geçirildiğidir. Çalışan anneler de gerekli özen gösterildiğinde rahatlıkla güvenli bağlanma sağlayabilirler. Bu yüzden hiç bir anne çalıştığı ya da çalışmak zorunda olduğu için kendini suçlu hissetmemelidir.

Sevgiyle ve güvenle bağlanmanız dileği ile..

Oğlunu beline bağlamış anne:) (bu hangi bağlanma ki acaba :))

drama.annesi


kişi tarafından beğenildi      6307 kez okundu
  • Yorumlar(0)

 

 

Facebook Twitter Google+ Pinterest Share
Facebook Twitter Google+ Pinterest Share