Eyvah! Çok Kötü Düştü

Herkese merhaba.

Öncelikle hepimize kazasız belasız bir gün diliyorum. Bloga aslında bambaşka bir yazı yazmak üzere girdim ama an itibariyle aklım evde, civcivimde olduğu için kendimi bunu yazarken buldum.

Dün gece ufak bir kaza geçirdik.

Ben lavabodaydım. Babasıyla beraber yatak odasındaydılar. Yatmaya hazırlanıyoruz ufaktan. Birden gümm diye bir ses duydum. Düşmelerine çok alıştırdım kendimi aslında, panik olmuyorum eskisi gibi. Ben panik olmayınca İlke de korkmuyor ve yapacağı şeye devam ediyor. O düşme seslerinden sonra ya ses gelmezdi ya da bir iki mızıldanır, "aa hadi bak ayıyla şarkı söyleyelim" dediğim an unutmuş olurdu bile.

Öyle olmadı. Gümm sesinden sonraki sessizlik hoşuma gitmedi. Birkaç saniye sonra katılma sesi duyunca, resmen klozetten olduğum gibi kalkıp yanına -tabiri caizse- ışınlandım.

Fatih hemen kucağına almış. Ne oldu? Düştü. Nasıl düşer, yanında değil misin? Yanındaydım, anlamadım, dedi. İlke "anne, anne" diye sayıklamaya başlayınca çekip kucağıma aldım. Çok kızdım Fatih'e, ama gerçekten çok kızdım. Oysa ki şimdi sakin kafayla düşünüyorum, o düşmesini ister miydi? Elbette hayır. Bu kadar sinirlenmemin ve korkmamın sebebi, onu kucağıma alırken ağzından kan gelmeye başlamasıydı. Çok az kustu kırmızı kırmızı, ya da ben o an öyle sandım, çünkü devamı olmadı; salya sümük ve kan içinde kaldık. O an elim ayağım boşaldı işte. Böylesi ilk kez oldu çünkü.

Çok hızlı hareket etmek zorundasın. Ne yapacağına karar vermek zorundasın. Sakin kalmak zorundasın. Sakinlik konusunda çuvalladım bu kez. Bir yeri mi kesildi, dişi mi kırıldı, ya kanama durmazsa, kanayan nokta neresi, çok mu canı acıyor yavrumun, çocuğa nasıl olur da müdahale etmezsin, hastaneye mi koşsak, yok önce onu sakinleştirelim vs vs vs derken bir yandan banyoda eline yüzüne soğuk su çarpıyoruz. Defalarca ağzını çalkaladık, kan durdu. Hem canı yanıyordu hem bizim gerginliğimizden etkilenmişti.

Bunu fark ettiğim an topladım kendimi. Kucağıma oturttum, tamam dedim, geçti. Saçlarını okşadım, yüzünü kuruladım. Hıçkıra hıçkıra, anne, meme, anne, meme... Kalbimin nasıl ezildiğini sözcüklerle anlatamam, her hıçkırığı tokat gibiydi benim için. Yani tabii ki Allah beterinden saklasın, insanlar nelerle uğraşıyorlar...

Ağlarken ağzını açtığında zor da olsa dudağını kaldırmaya çalıştık yukarı, kesinlikle o bölgeyi elletmiyor. Sol üst dişinin üst kısmındaki diş eti mosmordu. Muhtemelen yatağın kenarında ayağı kayıp düşerken ağzı takıldı ve diş eti sıyrıldı. Ya bunları yazarken bile tüylerim diken diken oluyor.

Üstünü başını değiştirdik, ne zaman istediyse meme verdim. Sakinleşti. Sonra da yorgun düşüp uyuyakaldı zaten. Bir süredir gece yatıp sabah kalkıyoruz ama dün gece öyle olmadı. İnledik, sayıkladık. Sonra yanıma aldım onu, sabaha kadar emerek uyudu. Umarım bu geceye özgü bir durum olarak kalır, tekrar eski sık kalkmalara dönmeyiz.

Sabah neşeli uyandı. Dudağının üstünde hafif bir şişlik ve yara var. Yarına epey toparlayacağını umuyorum. Doktora gitmedik. Ateşi, halsizliği veya başka bir şey olmadı çünkü. Başında da bir şey yoktu. Çocuklar düşe kalka büyür diyorlar ama böyle durumlarda ömründen ömür gidiyor insanın.

Ben o an yanında olsaydım olmazdı düşüncesini bir kenarı atmak lazım. Benim yanımda düşmüyor mu bu çocuk? İnsan tuvalette çişini yaptı diye vicdan azabı çeker mi? Çekmemeli. Her şey olacağına varıyor. Eminim ki bu küçük kazada ben ondan daha çok hasar gördüm. Tedbirli olmak lazım ama daha da ötesi soğukkanlı olmak lazım. Dün gece gördüm ki çocuğu korkutan şey yaşadığı kazadan çok senin tutumun.

En kötü kazamız böyle olsun.

Sevgiyle kalın...

Şeyma


kişi tarafından beğenildi      357 kez okundu
  • Yorumlar(0)

 

 

Facebook Twitter Google+ Pinterest Share
Facebook Twitter Google+ Pinterest Share