Anne Mi Baba Mı

Kimi daha çok seviyorsun? Anneni mi yoksa babanı mı?

En nefret ettiğim soruydu çocukken: “Anneni mi daha çok seviyorsun, babanı mı?” Cevap veremezdim. O gün birine kızgın olsam diğerini daha çok sevdiğimi sansam da bu soruda cevapsız kalırdım. Soran insanları da yadırgardım o yaşımda.

Yıl 2017, hâlâ bunu soran oluyor.

  • Irmakcığım anneni mi daha çok seviyorsun, babanı mı?

Çocuk cevap vermiyor. Ama saz soran kişinin elinde ya, devam ediyor.

  • Annenlere söyle de kardeş yapsınlar sana. Hem yalnız sıkılmıyor musun sen? Yazık sana. Söyle söyle de yapsınlar.


Yemin ederim, içimdeki ilkel insan devreye giriyor gayet “aklı başında görünen” biri bunu küçücük çocuğa söylediği zaman. Artık sözlü cevap vermenin yetmeyeceğini düşünüyorum. Öyle de hissediyorum. Yalan yok, soranın saçını çekmek güzel olabilir, ağzını dikmek daha güzel olabilir. Kan beynime sıçrıyor. Irmak ona da pek cevap vermiyor. Sonra, yalnız kaldığımızda sorguluyor durumu. Birinin boş boğazlığı, bizim evde başka şeylere neden oluyor.

Ne kadar kolay değil mi ailenin her şeyine karışmak, ufacık çocuğun hislerini düşünmeden “sırf konuşmuş olmak için” bir şeyler “gevelemek”

Neyse… Konum o değildi.

Bu anne baba sevgisini karşılaştıran soru farklı şekillerde karşımıza çıkıyor. Bazen Irmak durup dururken “bunu babamla yaparken daha çok eğleniyorum” ya da “baba, annem olmadan oynamak istemiyorum” diyebiliyor. Gayet iyi niyetle, oynamadan, dürüstçe aklına geleni söylüyor.

Hemen Arkın’a bakıyorum ne tepki verecek diye. Hani üzülecek mi yoksa sevinecek mi diye. Genelde tepkisiz kalıyor. Gözünde bir bakış yakalamaya çalışıyorum. Yok, bulamıyorum. Göremiyorum. Ya gerçekten tepki vermiyor ya da duygularını saklıyor.

Aynısı bana olduğu zaman da babasıyla olmak istediğinde ne hissettiğimi düşünüyorum. Sanırım zaman zaman bozuluyorum. İstem dışı ama. Hem bozuluyorum hem bu yüzden kendime kızıyorum.

O sırada ne geliyor aklıma? “Ama ben kariyerimi bıraktım çocuğumu kendim yetiştirmek için, yanında olmak için. Neden şimdi böyle diyor ki?” Ne kadar bencilce değil mi? Çocuk mu istedi bunu benden. “Ben doğunca bırak her şeyi birebir benimle ol” mu dedi? Sanki haberi mi var yapılanlardan? Kendi aldığım bir kararı neden ona yüklüyorum? Bunu anlamak için çok küçük. Belki de benden beklediği şey farklıdır? (Demek birimizi daha çok sevdiğini söylese, çocuk bu söyler, o zaman neler olacak?)

Sonra kendimi sorgulamalar başlıyor.

  • Tabii, bu aralar sinirliyim ya ondan etkilendi. Bir de ben daha çok zaman geçirdiğim için (özellikle bütün yaz) kızan da oluyorum, izin vermeyen de.
  • Neyi yanlış yapıyorum?  İyi bir şey yapacağım derken kötü mü oldu şimdi her şey?
  • Tabii evden çalışıyorum ya benim bilgisayar ve telefon başında görüyor. İşimin saati de yok. Babayı çalışırken görmüyor ama. Ardından da o daha çok ilgileniyor sanıyor.
  • Sabahları da uyandığı hazırlayan benim, 15 dakikada 30 kez “hadi” diyen de. Neden çocuğu sinir eden her şey benim üzerimde?
  • Büyüdüğünde anlayacak bence. Nasıl ki ben şimdi annemi takdir ediyorum. Evet evet, o da yapacak. Anlayacak değil mi?
  • İyi de ben takdir etmesi için mi yaptım? Teşekkür beklediğim için mi? Yooo… O zaman neden üzülüyorum?


Bitmiyor. Çocuk büyüdükçe insan kendini daha çok sorguluyor. Hele ki artık o da büyüyüp mantıklı düşünmeye başladıkça, “Hah” diyorsun, “o daha farklı baktığı için doğruyu görüyor.” Sonra da kalbine yumru oturuyor işte. Yukarıda yazdığım gibi en çok da içine girdiğin beklentiye sinirleniyorsun.

Gerek evladın, gerek eşin, gerek çevredekiler… Bu beklenti kötü bir şey. Ayağım kırıldığında kızmıştım kendime, “beklenti içinde olmayacağım” demiştim. Bak yine başa sardım, aynı yerdeyim. Beklemek ve kendini sorgulamak. İkisi de birbirinden yıpratıcı.


kişi tarafından beğenildi      17219 kez okundu
  • Yorumlar(0)

 

 

Facebook Twitter Google+ Pinterest Share
Facebook Twitter Google+ Pinterest Share