BEŞ HARF İKİ HECE

Hayat bazen planladıklarımız ya da yön vermeye çalıştığımız şeyler doğrultusunda devam etmez. Bazı ummadığımız, zamanı var dediğimiz çoğu şey ansızın çalar kapımızı.


İşte o an ne yapacağımızı şaşırırız. Duygular, egolar, yaşam biçimimiz, iş hayatımız, olmazsa olmaz dediğimiz her şey bir bakmışız birbirine girmiş. Benim hayatım hep böyle ansızın olan şeylerden ibaret. Planlı bir hayat sürmek benim işim değil sanırım. Ben bunu hep hayatın bana sunduklarıyla doğru orantılı yaşayamadığımdan kaynaklandığını düşünürüm.

Beş harf iki heceden oluşan kısacık bir kelime koymuşlar bütün bir ömrün adını, bunu nasıl planlar doğrultusunda yaşayabiliriz ki. Anlarla ilerleyen geri alabileceğin hiçbir saniyen yok bu kelimede. Bu yüzden bize de bu anları en güzel şekilde iyi ya da kötü taçlandırıp beynimizin bir köşesine kaydedip ölümsüzleştirmek düşüyor. İşte benim hikayemde tam burada başlıyor. O ana kadar sanki hiçbir anım yokmuş hafızamda, hiç duygularım birbirine karışmamış ve ağlamakla gülmenin aslında aynı şey olduğunu bilememişim hiçbir zaman. 

POZİTİF!

Sonra biri seslendi ‘bakar mısınız sonuç pozitif’ diye. Anlayamadım yüzüne baktım öylece. ‘Hamilesiniz’ dedi. Oysaki ben sadece halsizim diye doktora gitmiştim. Şok oldum. Dünya durdu, zaman durdu, nefesim kesildi ve anlamsızca ağlamaya başladım. İçimde bir şey vardı artık. Hissetmediğim ama benle var olan. Sonra ne mi oldu? Bir buçuk aylık hamileyken içimde bir şey değil iki şey olduğunu öğrendim. Çift yumurta ikizlerine hamileymişim. Kalp atışlarını duydum. Benim duyduğum hiç unutamayacağım dünyanın en güzel sesiydiler o an. Tık tık, tık tık… Hamileliğimin ikiz olması nedeni ile düşük tehlikesi dışında hiçbir problem yaşamadım. Hatta sürekli yatmam gerektiğini söyleseler de ben hiç oralı olmadım. Beslenmeme dikkat edip günlük ev işlerimi ve yürümeyi ihmal etmedim. Erken doğum riski hep vardır ikiz gebeliklerde. Bu yüzden her an her şeye hazır olmak zorundaydım. Ben hazırdım belki ama ya onlar. Onlar hazır mıydı dünyaya gelmeye?

Biz üç kişi çok mutluyduk bir bedende. Üç kalp atışı, üç aşk, üç can… Tabii öyle olmadı, doktorumun kararı ile hamileliğimin 35’nci haftasında artık içimde durmayacaklarına karar verip hazırlıklara başladık. İyi bir hastane, akciğerlerini geliştirici iğneler, küvöz için bebek yoğun bakım başta olmak üzere en önemli hazırlıklar tamamdı. Kırk dört kilo ile hamile kalıp, altmış beş kilo ile 36+3 günlükken doğuma gittim. Doktorum mucize bir doğuma imza atmıştı. Çünkü birinin down sendromlu doğmasını bekliyorduk ve kilolarının az olması nedeni ile küvöze girmelerini umuyorduk. Ama öyle olmadı sağlıklıydılar ve ikisi de 2500 kg. doğması ile yanımda kaldılar.

O an onlarla birlikte ben yeniden doğdum.

Çünkü anne olmak yeniden doğmaktır, anne olmak mutluluktan ağlamaktır, bütün hafızandaki geçmişi silip hayata yeniden başlamaktır, canına can katıp mucizelerine nefes olmaktır ve dahası… Şimdi mi?

Tam bir yaşındayız ve ben onlara doğduklarından bu yana tek başıma bakıyorum. Bu benim hayatımın mükemmel ve en güzel yılıydı. Duyuyor gibiyim zor olmadı mı diye hayıflanmalarınızı. Oldu da, olmadı da. Her gece yatarken onların kokusunu içime çekip onları uyurken uzun uzun izliyorum ve bütün gün zorlandığım her şeyi unutup, şükür edip uykuya dalıyorum. Çünkü hiç mükemmel bir anne olmaya çalışmadım ve bunun var olabileceğine inanan biri de değilim. Sizde mükemmel bir anne olmaya çalışmayın. İyi bir anne olup çocuklara yetebilmektir önemli olan. Ben buna inanıyorum ve yetebiliyorum. Bu benim hayatımdaki en büyük başarım ve paha biçilmez zenginliğimdir.

Dedim ya beş harf iki hecelik kelime koskoca bir ömür. İşte o ‘HAYAT’ sizin elinizde. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle birlikte aksın…


kişi tarafından beğenildi      4305 kez okundu
  • Yorumlar(0)

 

 

Facebook Twitter Google+ Pinterest Share
Facebook Twitter Google+ Pinterest Share