Uykusuz Her Gece!

Herkese merhaba. Uykusuz annelere daha çok.

Uyku ile ilgili yazımı okumadan önce bilmenizi isterim ki uyku eğitimi verecek konumda bir ebeveyn hiç değilim, eğitimi geçtim öneride de bulunamam ve hatta yol da gösteremem. Gösteren olursa dinlerim. Yazan olursa okurum, tıpkı bugüne dek okuduğum gibi.

'Dertler paylaştıkça azalır'a inandığım için yazıyorum.

Çocuk büyütürken ögrenip de uygulayamadığım, uygulayıp da başaramadığım çok şey var. Bunun en başında uyku düzeni geliyor.

Tabii çok güzel öğrendiğim, hatta şu aralar hayat felsefem olabilecek kadar benimsediğim bir şey var: Büyük konuşmamak. "Ben asla..." ile başlayarak konuştuğum ne varsa yaptığıma dehşetle şahit olurken en azından artık her şeye daha ılımlı yaklaşmayı ve kimsenin çoluğunu çocuğunu eleştirmemeyi biliyorum. Belki bencillik ve belki de başıma gelmesin diye frene basıyorum ama sebebi ne olursa olsun, sonuç olarak büyük konuşmuyorum.

Kitaplardan öğrendiklerim kitaplarda kalıyor. Çocuk büyütmek "hayat biz planlar yaparken başımızdan geçenler" şeklinde ilerliyor.

Bunu okumayalım, araştırmayalım, fikir teatisi yapmayalım diye de yazmıyorum. Her şeyi çok iyi araştıranlar, öğrenenler, belki doğuştan (!) bilenler ve uygulayanlar da vardır elbette; ben onlara değil, şu an ayağımda kızımı sallarken, uyuşmuş bacaklarım ve içime gelen fenalıkla beraber, aynı dakikalarda benimle aynı eylemi yapan ve aynı duyguları hisseden yüzlerce hatta binlerce anneye yazıyorum. "Yalnız değilsin".

Ben "asla" ayakta sallamayacaktım çünkü o neydi öyle, alaturka yöntemlerle işim olmazdı.

Son haftalarda, 'sevimli iki yaş'ın da yaklaşmasıyla İlke'yi uyutma sürem iki saate kadar çıktı diyebilirim. Bir gece sırnaşma, oynaşma, tatlılık ile uykuya direnirken ertesi gece çığlık kıyamet direndi. Bir gece katılarak ağlarken diğer gece uyumuş gibi yaptı, ben yatarken kalktı. Ve hiçbirinde sevme, okşama, masaj, ninni, yanına yatma, yatağını sallama (hatta yatağa koymak ne haddimize) işe yaramadı, sadece memede uyudu. Memeler uyuşana, parçalanana ve artık hepten hissizleşene kadar... Ayağıma almaya çalışığımda hemen diklendi, kalktı, kaçtı veya yastıktan yuvarlandı. Ve ben o beğenmediğim ayakta sallayarak uyutma yöntemini arar, özler hale geldim.

"Ee sen onu çok fena alıştırmışsın", "çok geç kalmışsın", "senin artık işin zor", "bu kadar yumuşak olma", "bizimki kendi odasında uyuyor" gibi sözler de hiçbir zaman ufkumu açmadı, ilham vermedi, düzenimi değiştirmedi. Ben de böyle olmasından memnun değilim. Ama her şey birbiri ile bağlantılı, çalışmak gibi, dolayısıyla çocuğun farklı düzenlerde bulunması gibi, emzirmek gibi.

Kızımız doğduğunda hayatımızda böyle bir konu yoktu, önceden herkesten bildiğimiz, duyduğumuz "uykusuz geceler seni bekliyor"u biliyorduk ve hazırdık da ama sonu yoktu, hayaldi, öyle bir kavram zihnimizde yer etmiyordu. Zaten o günden bugüne atladık, 21 ay nasıl geçti fikrim yok.

10 gün erken geldi İlke hayatımıza, o on gün boyunca uyudu, uyandırmak için ve emmesi için tabiri caizse ağzımızla kuş tuttuk. Şu anki durumun tam tersiydi yani. Ilk aylarda günün büyük kısmı uykuyla geçiyordu, kaldır-emzir-yatır. O zamanlar lohusalık, depresyon, misafirler, "hepinizden tisskiniyorum" derken o rahatlığın değerini bilememişim, çocuk uyuyormuş aslında. Geceleri 4 saatte bir alarmla kalktığımı hatırlıyorum. Şu an yıllar önceymiş gibi hissediyorum bu durumu. O dönemde tabii ana kucağında taşıyorduk, hafif dokunuşlarla uyutuyorduk, aylar geçtikçe o dokunuşlar yetmedikçe şiddeti arttı, kollarımız Herkül olup, halılardan alev çıkarana kadar o ana kucağı gerek yerde gerek havada sallandı. O zaman hala direniyordum ayakta sallamaya ama aynısının lacivertini yapıyormuşum.

Bu sallama şiddeti arttığında da çocuk bir yandan kilo aldığı için sallamak zorlaştığı gibi, enine boyuna büyüdükçe ana kucağı da ona küçülmeye başladı. Ilelebet kullanamayacaktık onu ve o biricik "uyku aletimizle" vedalaşmak zorunda kalacaktık. Yetmezmiş gibi bu dönem benim doğum iznimin de sonlarına yaklaştığı döneme tekabül ediyordu. Hazır ben evdeyken, hazır bizimki küçükken, ağaç yaşken eğilirken, hem artık sallayacak bir yöntem kalmayacağından (!) hem de ben işe başlamadan önce bu gidişe son verecek, ona kendi kendine uyumayı öğretecektim. Duy da inanma.

Şu meşhur kendi haline bırakma yöntemini denedim işte. Karnı tok mu, tok. Altı temiz mi, temiz. Uykusu var mı, var. Tamam. Ağlayabilir. Bir problemi, ihtiyacı oldugu için ağlamayacak sonuçta. Öğrenecek. Hem ben o kadar gaddar olmayacağım. Ağlama süresi çok uzarsa hemen yanına gidip orada olduğumu hissettireceğim, sevip okşayıp odadan çıkacağım. Gündüz başladım buna, evde ikimiz yalnızken daha kolaydı. Yatağa koydum, oda kapısının önündeyim. O ağlıyor ben ağlıyorum. Ama direndim, uzaktan ninni söyledim, gidip göründüm çıktım ama üç gün, bilhassa gündüzleri yatağında uyumaya başlamıştı. Gece de denedik ama gündüz uyuyan o çocuk geceleri morarana kadar ağladı, burnu tıkandı, nefessiz kalacak diye korktuk. Aldım tabii kucağıma. Tabii gündüz uyuyor diye eşime anlattıklarım da masal gibi oldu. Gerçekten ikisi çok farklıydı. Zamanla olacağına inanmıştım çünkü o hafta boyunca gündüzleri uyku saatinde yatağına koyup çıkıyordum. O beni umutlandırmıştı..sonra ne oldu biliyor musunuz? Grip. Ona da, bana da, uğraşlarıma da 'geçmiş oldu'.

Yine eskilerin o meşhur lafı tam burada devreye giriyor "hasta olduğuna değil, huyunun değiştiğine yanarım".

Sonrası işe dönüş, sonrası onun artık ayakta sallanıyor oluşu, sonrası işten yorgun gelen annenin uyuyabilmek için kendini bu gekeneksel ve gündüzden alışılmış yönteme teslim etmesi, zamanın yine koşarak geçmesi, günümüze geliş, bu gece. Kızım, ayaklarım ve ben. Bir de koskoca 21 ay.

Uyudu.

Ben kaçar.

Haydi herkese iyi uykular...


kişi tarafından beğenildi      534 kez okundu
  • Yorumlar(0)

 

 

Facebook Twitter Google+ Pinterest Share
Facebook Twitter Google+ Pinterest Share