DÜŞE KALKA BÜYÜYORDUK

Hepimiz her zaman söylediğim gibi iyi anne baba olmak için uğraşıyoruz. Çocuğumuz olabildiğince az zarar görsün, mutlu olsun, başarılı olsun istiyoruz. Onun elini tutuyoruz, koruyup kolluyoruz, yeri geliyor pamuklara sarıyoruz. Peki bir gün biz olmadığımızda çocuğumuz hayatla baş başa kaldığında bir prens ya da prenses olmadığını anladığında ne olacak?

Hayatta düştüğü için kimse kaybetmez ancak düştükten sonra kalkamayanlar her zaman kaybetmeye mahkumdur. Düştüğü yerde ahlayıp vahlarken oram mı acıdı buram mı acıdı diye bakınırken, düştüğü yerden en hızlı kalkıp, kaldığı yerden hayata devam eden herkes kazanır. Hatta düşmeyi bilmek de önemlidir. Daha önce birkaç kez düşmüş olan kişiler düşeceğini anladığı zaman kendini korumaya alarak düşer ve az zarar almaya çalışırlar. Bunlar hayata dair önemli anekdotlar olsa da 1 yaşında ki çocuk için hayat böyledir. Bir yerde okumuştum çocuğunuz yeni yürümeye başladığında bırakın düşsün, eğer düşerse zamanla düşerken kendini korumayı öğrenir. Eğer siz düşmesine izin vermezseniz ilerleyen dönemlerde ilk düştüğü zaman büyük ihtimal yara alacaktır. Çünkü nasıl düşmesi gerektiğini bilmiyordur. Bırakalım biraz dizleri kanasın. Hangimizin kanamadı ki? Aynı şey kalkması için de geçerli her düştüğünde kaldırırsanız kendi kalkmayı öğrenemeyecektir. Her düştüğünde sızlanacak, birinin gidip onu kaldırmasını bekleyecektir. Bu hayatta kaç kişi sizi her düştüğünüzde kaldırdı? Belki anneniz babanız ama ya onlar hayatta olmasaydı sizi kaldıracak her zaman elinizi tutacak biri var mı gerçekten?

İşte bu yüzden masal anlatırken bile dikkat edin. Yüzyıllardır prenslerini bekleyen o prensesler var ya onları anlatmayın ya da anlatırken değiştirin. (Ben masal anlatımı yapıyorum çocuklara anaokullarında, o prensesler mutlaka bir yolunu bulup prensleri beklemeden hayatlarını kurtarıyorlar siz takılırsanız topu çocuğunuza atın o mutlaka size bir kurtuluş bulacaktır :)

Bizim anne babalarımız bu kadar korumacı değildi sanki, sınıfın yaramaz çocuğu ile biz mücadele etmek zorundaydık, bir sınavda haksızlık yapıldığını düşünüyorsak notumuza kendimiz itiraz ederdik. Şimdi anne okula koşuyor sınıfta yaramaz çocuk var, ya da benim çocuğum haksız not almış. Eee neden çocuk bunu ifade edemiyor. Neden iletişime geçmekte zorlanıyor ya da hemen gidip anne babasına sığınıyor? Biz korumacı olma durumunu abartıyor olabilir miyiz? Şimdi koruyoruz, 7 yaşında da büyük ihtimal, 17 yaşında belki, 27 yaşında?

Aslında biz, bir problem çözdüğünde, kendi başına başardığında onun sevincini elinden alıyoruz. En basit örneğini bizim evden vereyim. Koltuğun altına kaçan oyuncağını almam için Altay hemen gelip yardım istiyor. Sen alabilirsin bir dene bakalım diyorum. Elini sokuyor olmuyor, bacağını sokuyor yok, odasından oyuncak vileda sopasını getiriyor onunla yavaşça çekerek alıyor. Ve sonuç hemen koşuyor yanıma ‘annneee aldım bak başardım’ nasıl anne diyor bir görseniz nasıl mutlu oluyor. Ben o çağırdığında gidip oyuncağını alsaydım onun elinden başardığında duyacağı sevinç, gurur, mutluluk, kendine güven hissi hepsini alacaktım. Bu 2.5 yaş için, ilerleyen yaşlarda daha büyük sevinçlerini elinden alabilirim. Ödevini yapıp öğretmeninden alacağı kırmızı kurdele heyecanını alabilirim, arkadaşı ile uzlaşma sağlayacakken sınıfını değiştirebilirim, sınavına itiraz edip hak ettiğini söke söke alacakken, gidip öğretmeni ile konuşabilirim.

Diyeceğim o ki, koruyalım derken çok abartmayalım. Gözümüz hep takip etsin, elimiz hep omzunda olsun, arkasında dağ gibi anne babası olduğunu bilsin ama kendi söküğünü dikmeyi de iğneyi batıra batıra öğrensin.

Sevgilerle,

Hayata kafayı takmış bir anne :)

drama.annesi

Not: fotoğrafın konumuzla pek alakası yok farkındayım ama arka plan çok renkli ve güzel değil mi sizce de. (eski foça)


kişi tarafından beğenildi      4295 kez okundu
  • Yorumlar(0)

 

 

Facebook Twitter Google+ Pinterest Share
Facebook Twitter Google+ Pinterest Share