Ten Rengi Çorap ve Evlilik

Annem ev kadınıydı. Biz liseye başlayana kadar… Sonradan çalışma hayatına atıldı. Şimdi de işte babamla yün dükkanları var. Liseye kadar hep evdeydi. Okuldan geldiğimde tepsinin içinde hazır olurdu yemeğim… Ama yazmak istediğim mesele başka.

Evdeydi, her şeyi tek başına yapıyordu. Arkadaşları vardı ve sıkça günleri olurdu. Bakardım, bakardım, bakardım… Sohbetler, ikramlar. İncelerdim gelenleri tek tek. En çok da kıyafetlerine takılırdım. Hani sanki ben çok meraklıymışım gibi! Şimdi sosyal medyada en çok “rüküşsün” eleştirisini alıyorum. Neyse.

Bir gün dedim ki anneme: “Ben evlenmeyeceğim.” “Aaaa” dedi, “neden?” “Çünkü anne ten rengi çorap giyiyor evli kadınlar, bir de taytlarının- pantolonlarının altında ayaklarına geçen o şeyden var. Ben evlenip böyle giyinmek istemiyorum.” Bir istemediğim de akşam her çeşit yemek yapmaktı. Eti, pilavı zeytinyağlısı, salatası… Her gün hepsini yapmak inanılmaz zor geliyordu. Ki bunu halen yapmıyorum. Daha doğrusu benden her gün pilav, makarna beklemeyen bir adamla evliyim. 😊

Çok güldü annem haliyle. Takmıştım o ten rengi çoraplara. Bütün evli kadınlar, çalışan kadınlar giyiyordu. O taytların adı da füzoydu sanırım. Altına topuklu ayakkabı seçen de vardı bu taytların. Sanıyordum ki evlendin, artık renkli pamuklu çorap giyemezsin. Renkli çoraplarını atacaksın. Pantolon da giysen, etek de o ten rengi çorap seninle olacak. Etekler de düz ve dar olacak. Otururken bacaklarını paralel tutacaksın. Vatkasız da çıkmayacaksın. Tişört de giysen, ceket de kazak da, o vatkalar hep seninle olacak. Arada annemin cırt cırtlı vatkalarını alır, takardım giysilerime. Anlam veremezdim kullanılmasına…

Daha evliliğin ne olduğunu bilmeden soğumuştum. Tabii annem komik komik anlattı bana, dört – beş yaşındaki çocuğa nasıl anlatılırsa. İstediğimi giyeceğimi duydum, rahatladım. Vatka ve ten rengi çorap giymek zorunda olmadığımı öğrenince evlilikle barıştı bünye! Yalnız hâlâ ten rengi çorap fobim devam ediyor. Giymeyi geçtim, giyene bakamıyorum.

Şimdi duruyorum düşünüyorum bazen. Acaba Irmak da bizim bazı yaptıklarımız yüzünden evlilikten soğuyor mudur? Ne bileyim arada tartışıyoruz ya da ikimiz de çok yorgunuz deyip atıyoruz kendimizi koltuğa. O tam oyun oynamak istediğinde ev işi yapmak zorunda kalıyoruz, zaman geçiremiyoruz. Birimiz bir şey istediğinde diğeri söyleniyor “ben de yorgunum” diye.

Hep bir koşturma hali. Bir aralar “evlenmeyeceğim, kedi alıp yalnız yaşayacağım” diyordu. Korkumdan soramadım nedenini. Bizim tartışmalar yüzündense bozulurum diye. Neye bozuluyorsam ayrıca? Sanki tek tartışan biziz! Zaten ne zaman hır gür çıksa yanında barışıyoruz ve oturup anlatıyoruz “herkes tartışabilir” diye. Ama korkmuştum o zaman sormaya işte. Evliliği çocuğa nasıl yansıttığımızı bilemiyorum.

Evlilik meraklısı olması değil dileğim, sadece bizim yüzümüzden ya da gördüğü bir şey nedeniyle olaydan soğuması. Tek hedefi evlenmek olmasın fakat sevdiği biri karşısına çıkınca da “işte bu” desin.

Bir de not düşmek isterim: Oğlum olsa da aynı şeyleri düşünürdüm. Hani kızlar için “Evlensin, yeri yurdu belli olsun” derler. En kızdığım sözlerden biridir bu. Evlenmeden yeri yurdu belli olmuyor mu? Yalnız yaşamayı seçmiş olamaz mı? Bir kızı/kadını evlenmesi mi yerli, yurtlu yapıyor? Yanlış anlaşılmaktan korktuğum için bu notu da eklemek istedim.

Ten rengi çoraptan nereye…


kişi tarafından beğenildi      12979 kez okundu
  • Yorumlar(0)

 

 

Facebook Twitter Google+ Pinterest Share
Facebook Twitter Google+ Pinterest Share