Doymuş Çocuk Sendromu

İşte bir sendrom da benden gelsin. Yok iki yaş sendromu, yok dört yaş sendromu… Bunun adını da ben koyayım.

Öncelikle açıklayayım. Doymuş çocuk sendromu nedir?

“Annesi-babası tarafından bebekliğinden bu yana sürekli bir yerlere götürülen, evde sınırsız oyun oynanan, aktivite üzerine aktiviteye sürüklenen, boş kaldığı zaman ne yapacağını bilemeyen çocuk. ”

Peki bu çocuğun suçu var mıdır? Hayır. Bir gram suçu yok. Eğer bir suçlu ya da yumuşatalım -sorumlu- arıyorsak, o biziz. Ta kendisiyiz.

Aktiviteler, atölyeler, çok faydalı. Tartışmaya bile gerek yok bunu. Fakat bir sınırı olmalı değil mi? Çocuk istemeden oradan oraya sürüklemek, hem piyano hem jimnastiğe götürüp üzerine bir de yabancı dil dersi aldırmak, “bak sen istemiyorsun ama komşunun oğlu buraya gitti, sen de yap” demek… Hiçbirimize yabancı olmasa gerek. Bunlar abartı mı geldi size?

O halde diğer senaryoya bakalım. Çocuk o kadar kursa gitmiyor ancak anne haftanın her gününü doldurmuş. Boşluk olduğu anda da çocukla oynuyor, saatlerce. Bir yandan kendine zaman ayıramadığı için mutsuz, diğer yandan çocuğu için bir şeyleri eksik yaptığı düşüncesinde, iç sesini susturamayan bir anne. Bu tanım bana hiç yabancı gelmedi! Acaba neden?

Sonra birden annenin işi çıkınca çocuk ne yapıyor? “Aaa ben kendimi nasıl oyalayacağım?” hissine kapılıyor. Ya da bir yere gittiğinde orada yapılan aktiviteyi beğenmiyor. Çünkü doymuş… Çünkü hep onun için zaman geçirmesine yardımcı olan şeyleri ayarlayan birileri var. Çünkü genelde olabilecek en iyi yerlere gitmiş.

Bu annelere ben de dahilim ne yazık ki. Daha doğrusu birkaç sene önceye kadar dahildim. Artık değilim. Çünkü asla sıkılmasına izin vermiyordum. Ay dur oynayalım, ay dur şuraya gidelim. Gündüz yapmam gerekenleri geceye bırakıyor, sonra uykusuzluktan aksi – mutsuz biri oluyordum. Aaa sonra benim işler bir yoğunlaştı, geceye sarkıtamıyorum, baktım çocuk oyalanamıyor. Tablet arıyor. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. İyi bir şey yapayım derken neye yol açmak üzereydim?

Ne yaptım?

Tıpkı uzmanların dediği gibi sıkılmasına izin verdim. Gerektiğinde ağladı da. Ama yok, kalkmadım bilgisayarın ya da işimin başından. Zamanla baktım, resim yapıyor, oyuncaklarını konuşturuyor, Legolarıyla oynuyor. Yani kendi kendine oyalanıyor.

Şimdi de çok istiyorum bir spor bir de sanatla ilgili bir şey yapsın. Tutuyorum kendimi. “Voleybola gidiyor. Daha ne?” diyorum aklımın bir köşesinde bir de modern dans varken. Kendi istedi mi? Hayır. “Anne ben dans kursuna gitmek istiyorum dedi mi?” Valla, billa demedi. Yok ama ben istiyorum ya, aklımın köşesinde işte.

Bize yapılmayanı çocuklara yapmak istiyoruz ya, hata bu biliyorsunuz değil mi? Çok istemiştim dans kursuna gitmek, olmadı. Şimdi sanki o istiyor gibi geliyor bana. Kitabımda #bendeğilhormonlarımyaptı diyorum da, neredeyse sekiz sene olacak, o hormonlar halen devrede sanırım.

Sizce de çok abartmadık mı? Geçen hafta ara tatildi. Bekledi ki her gün bir yerlere gidelim. Dedim “Mümkün değil. İşim var. Hem hafta sonu Eskişehir’e gideceğiz, yorulacağız. Önden dinlenelim.” Şaşırdı. Şaşırır tabii, oradan oraya koşturan anneden bilgisayar başındakine dönüştüm. Olsun. Oturduk da evde kaç gün. Dinlendik. Film izledik. Evde bir koltuktan diğerine yayıldık. Ben iş yaparken o kitap okudu… Gayet de geçiyormuş zaman. Bire bir yaşadı.

Mesela bir etkinliğe gidiyoruz ya da arkadaş doğum gününe. İçeri adım atıyoruz, tam eğlenecekler bir soru: “Buradan nereye gidiyoruz?” Başlarda kızıyordum, “anı yaşa” diyordum. Sonra yine kendime batırdım çuvaldızı. “E ama çocuk haklı.” Ne zaman buluşsak arkadaşlarla tam gün takılıyoruz. O partinin ardından bir şey yapmayınca da bozuluyorlar. Beni de öyle alıştırsan, ben de bozulurum.

Bunu nasıl yendim peki? Devamında bir yere gitmeyerek. Mutsuz oldu mu? Belki birkaç dakika. Sonra o da alıştı.

Her zaman uygulayabiliyor muyum? Tabii ki hayır. Bir devam ediyoruz, bir başka şey yapıyoruz. Söylemeye çalıştığım, en azından her çıkışımızda, her buluşmamızda saatlerce kalmayacağımızı biliyor mu? Biliyor.

Demem o ki, çocukların bir kabahati yok. Bunun sorumlusu biziz. “Nasıl alıştırırsak öyle gider” cümlesinin cuk oturduğu durumlardan biri bu işte.


Doymuş çocuk sendromu değil aslında, doyan çocuğu görmeyip iyice doyurmaya çalışan anne sendromu vardır belki.

Neden olmasın? Suçu çocuklara atmak kolay. Önce bir kendimize bakalım… Baktım, bakıyorum, bakacağım da!

Not: Uzman değil, okudukları, dinledikleriyle doğru yolu bulmaya çalışan bir anneyim. Yaptıklarım doğru ya da yanlış demiyorum. Bize göre çözüm buydu. Herkesin yöntemi farklıdır elbet…


kişi tarafından beğenildi      14081 kez okundu
  • Yorumlar(0)

 

 

Facebook Twitter Google+ Pinterest Share
Facebook Twitter Google+ Pinterest Share