Merhaba Kitap

Herkese merhaba.

Ve merhaba kitap.

Söz konusu kitaplar olunca seçenek, yazar, yayınevi çok fazla, konu, tema, dil çok geniş, hiçbirinin ucu bucağı yok. Beğendiklerimiz, okuduklarımız, okuyacaklarımız hiç bitmez ve haliyle önerilerimiz de. Belki yaşımız, belki ruh halimiz, belki o an bulunduğumuz pozisyon, belki özel merakımız, belki ihtiyaçlarımız bizi kitap seçiminde yönlendiriyor. Mesela ben daha önce hiç çocuk gelişimi ile ilgili kitap okumamıştım, bu kitapları edinmeye ve okumaya beni teşvik eden annelik sıfatı.

Ebeveyn olarak da kızımıza aşılayacağımız en iyi alışkanlıklardan birinin kitap okumak olduğunu düşünüyorum. Tabii ona verebileceğimiz en güzel somut hediye de kitap.

İlke 2 yaşına yaklaşıyor. Şaşırtıcı bir hızda büyüyor, arada patlattığı kelimelerle, gösterdiği davranışlarla, değişen zevkleriyle, eline aldığı nesnelere daha farklı yaklaşımıyla her gün ama her gün şaşırtıyor.

Son zamanlarda boya kalemleri, defterler de hayatımıza girdi. Kitapları ilk aylarından beri vardı. Varsın anlamasın. Nesneleri kavrayabildiği andan beri tutuşturduk eline. Hatta kumaştan kitap almıştık ilk seferinde. Topu topu dört sayfalık, sayfa dediğime de bakmayın, bir sayfası basınca öten, diğerinde aslan kuyruğu sallanan, şu an cılkı çıkmış olsa da her zaman saklayacağım dışı cırtlı o ilk kitabı. Kitabın içindeki aynaya bakar, yüzüne yansıyan parlaklığa heyecanlanıp, sallayıp fırlatırdı kitabını. Kitapla tanışma böyle oldu:)

Bir sonraki aşamada dişlerin hayatımıza girmesi ile beraber kemirebileceği köpük kitaplar edindik. Elinde birkaç tur çevirip yine ağzına sokardı. O zaman da kitaplarla ilişkimiz sallayıp fırlatma seviyesinden dişleme seviyesine gelmişti.

Üçüncü seviye en sevmediğim yırtma seviyesiydi, o cicili bicili kitaplara kıyamadım, tarihi geçmiş dergileri koydum önüne, parçaladı da parçaladı. Hevesini aldı.

Ağzından tek tük kelimeler çıkmaya başladı. Kitabın kitap olduğunu öğrendi ama kitaba “kepat” dedi. Ve kitaplar “ukunur”. Kesin bilgi. :)

Hayvanlar kitabı aldım, şekiller kitabı aldım, sesli burun kitabı aldım, meslekler kitabı aldım; hepsi minik küp kitaplardı. Çizimleri hoşuma gitti aldım, renkleri hoşuma gitti aldım, seveceğini düşündüğüm kitapları aldım. Kriterlerim bunlar şimdilik. Kitaplara bakıp bakıp atıyor, söylediklerim havada kalıyor sansam da, yukarıda da yazdığım gibi yeri gelince öğrendiklerini öyle bir gösteriyor ki, bir şeylerin boşa gitmediğini görmek mutlu ediyor.

Hayvanlar kitabı bize baak’ı (balık), gooş’u (kuş), kakkak’ı (ördek), aiii’yi (eşek), ovov’u (köpek), daaşi’yi (tavşan) öğretti; sonra Ali Baba’nın Çiftliği’ne eşlik edebilmekten ve hayvan seslerini biliyor, sorulara cevap verebiliyor olmaktan keyif almaya başladı. Sesli Burunlar serisinden aslanları ve “roar” dediklerini öğrendi, ayrıca burnumuzun nerede olduğunu da o koca yuvarlak buruna basa basa öğrendi. Hepimizin burnu düğme oldu sonra hatta. Şekiller kitabı bize kalp kazandırdı. Anne-baba-meme dışında en düzgün telaffuz ettiği sözcüğü de kalp bu arada. Net. Meslekler kitabında ise elbette meslekleri öğrenmedik ancak kadınlar “abba” erkekler ise “abi” olarak kafasında kategorize edilmiş oldu. Yaptığımız, gösterdiğimiz hiçbir şey ama hiçbir şey boşa gitmiyor.

Bugün geldiğimiz seviye ise POFI seviyesi. Resimli ve aşırı basit ama yavaş yavaş hikaye ile anlatımın başladığı kitaplar. İlke Poşi’yi (Pofi Panda) çok sevdiği için Pofi seviyesi dedim. Resimlere bakarak yemek yediğini, dişlerini fırçaladığını, uykusu geldiğini, yanındakilerin annesi, babası olduğunu kendince ifade ediyor, yani “ukuyor”.
 



Bu süregelen gelişimden mütevellit sosyal medyada da çocuk kitaplarını daha bir alıcı gözle incelemeye başladım. Ve hatta son iki keredir kendime kitap alışverişi yaparken yanında birkaç adet de çocuk kitabı sipariş etmeye başladım. Şimdiden biriktirip okumayı öğreninceye dek ona bir çocuk kütüphanesi oluşturmayı hedefliyorum.

Benim kendi çocukluğumdan aklımda kalan ve mutlaka İlke’nin de arşivinde olmasını, okumasını arzu ettiğim: Küçük Prens, Çocuk Kalbi ve Şeker Portakalı. Ama bu seviyeye ulaşana dek daha çok seviye atlamamız, pek çok şirin minik kitaplar keşfetmemiz gerek. Annelerin yorumları, paylaşımları benim için önemli. Bu konuda okuyananneler oldukça aktif bir hesap mesela, bir bakmanızı öneririm.

İşte bu önerilerden yola çıkarak İlke’nin kitaplığının ilk kitaplarını aldım. Peter H. Reynolds’ın Altın Kitaplar’dan çıkan Mış Gibi, Nokta ve Benden Bir tane Daha Olsa serisini, sonra da “Yüreğinin Götürdüğü Yere Git” diyen Susanna Tamaro’nun çocuk kitabı Kitaplardan Korkan Çocuk’u aldım. Can Yayınları’ndan çıktı. Reynolds’ın setini belki seneye, belki 4 yaş döneminde, Tamaro’yu da 5 yaş döneminde okumayı hedefliyorum.

 


Sıradaki siparişim Roger Hargreaves kitapları. Şimdiden sevebilir ve ilgilenebilir diye düşünüyorum, eğer severse tıpkı Pofi gibi arka arkaya 37 kez filan okutur bana.

Kitaplara merhaba derken, kendi önerilerim dışında, sizlerin değerli önerilerine de açık olduğumu belirtip, başka bir konuya da değinmek istiyorum. Geçtiğimiz günlerde instagramda bumblebeesbook adında bir sayfa keşfettim. Hesap sahibi ile kısa bir diyalog geçti aramızda. Yurtdışında yaşayan ve kreş öğretmenliği yapan bir anne. İngilizce kitap almak isteyenlere yardımcı olacak ve kendisine katkıda bulunacak çok güzel bir şey yapıyor. Kızına aldığı ve okuyup bitirdikleri İngilizce kitapları satıyor. Türkiye’de bu kitaplar kıyasla daha pahalı ya da bulunmadığı için almak istediğinizde bir de shipping ödüyorsunuz. İlgilenenlere yardımcı olacağını düşünüyorum.

Miniklerinizi de kendinizi de okumaktan mahrum bırakmayın.

Yeni kitaplarla yeniden görüşmek dileği ile.

 


kişi tarafından beğenildi      595 kez okundu
  • Yorumlar(0)

 

 

Facebook Twitter Google+ Pinterest Share
Facebook Twitter Google+ Pinterest Share