PRENSİNİZ Mİ YOKSA PRENSESİNİZ Mİ VAR?

Bir prensiniz mi var yoksa prensesiniz mi?

Cinsiyetlerimizle birlikte üstümüze yapışmış etiketler vardır. Karşımızdaki ne yapabileceğimizi bilmeden, bizi tanımadan hunharca bu etiketleri yakıştırmaktan geri duramaz.

·         Elinin hamuruyla erkek işine karışma sen.

·         Biraz kadın ol geride dur.

·         Kız gibi ağlama.

·         Karı gibi kıvırma. 

·         Ev işi kız işidir. 

·         Erkek adam pembe giymez.

·         Kız çocuğun varsa prenses, erkek çocuğun varsa prens kıyafetleri, taçları seçilmelidir.


Uzar gider liste. Bu listenin hayata geçirilmiş bedenlerin büyüdüklerinde karşılaştıkları sorunlarda sebep aramak yerine çocukluklarına inilmesi gerekir…

·         Oğlumuzun karısına yardım etmesini, kibar davranmasını ve mutlu olmalarını istiyoruz. Ama küçükken kız kardeşinin abisine su götürmesi, abisinin yatağını toplaması gerektiğini, misafir geldiğinde sadece kızların anneye yardım edebileceğini söylemiştik. 

·         Kadının kocasından bir adım geride durması, kararlar verilirken ilk önce erkeğe sorulması şartı vardı.

·         Küçücükken oğlumuz ağladığında, her seferinde kız gibi ağlama diye tepki gösterdik hep. Ağlamak kızlara özgüydü. Verilen mesaj hep kızlar zayıf, erkekler güçlü karakterdi. Bilemedik erkeklerinde ağlamak istediğini, bilemedik kadının gücünü, kuvvetini, ağlamak istediği zaman bile içine akıttığını, fedakârlığını. Birinin yaradılışının hakkını yedik, diğerinin kaldıramayacağı yükler yükledik.

·         Dans etmek isteyen erkeğe ya da söylemek istediğini direk söyleyemeyen insana karı gibi kıvırma dedik. Kadını yerden yere vururken, bizi doğuranın, büyütenin de bir kadın olduğunu unuttuk.

·         Erkeğin, kızın rengini koyduk. Mavi – pembe. Yeni doğan çocuğu cinsiyetine göre bu iki renkle ayrıştırıp, boğduk. 

·         Prensesler gibi büyüttüğümüz, taçlar taktığımız kızımız günün birinde birine gönlünü kaptırdı ve karşısında da prensler gibi büyütülmüş bir adam vardı. İki cambazın bir ipte oynaması söz konusu olunca sorunların ardı arkası kesilmeyecekti. Evin içindeki taht kavgasından çocuklukları sorumluydu aslında…


Göktuğ henüz 20 günlüktü hastaneye rutin doktor kontrolüne götürdük. Renk cümbüşü, el emeği bir pike vardı üstünde. Renklerin arasında pembe ve sarılar vardı. Bekleyen bayanlardan biri, ilk önce Göktuğ’a, sonra pikeye eğildi baktı ve ‘kız mı?’ diye sordu. Çocuğun yüzünden anlayamadı, bir de pikesine baktı pembe var kesin kız diye düşündü muhtemelen. Hayır, erkek cevabını alınca da yine garip garip pikeye baktı ‘hımm’:)... Eminim aklından bir dolu senaryo geçti.

Kesin kız istiyorlardı, erkek oldu.

Muhtemelen doktor kız dedi hamileyken.

Bebeğin ablasından kalan pikedir.

Pratik zekâmızı genelde basit işlerde yormakta üstümüze yoktur. Anlık yaşıyoruz gibi geliyor bana. Kuşaktan kuşağa atladığımızı, her yeni doğan çocuğun daha teknolojik bir ortama geldiğini unutuyoruz.

Bir Eğitimpedia alıntısı:

Emory Üniversitesi tarafından 2017 yılında yapılan bir araştırmada, babaların kızlarına, oğullarına oranla daha fazla şarkı söylediği ve gülümsediği, daha “analitik” ve onların üzüntülerini onayladıklarını çok daha fazla gösteren bir dil kullandıklarını ortaya çıkardı. Oğullarına karşı kullandıkları kelimelerse (“kazanmak” ve “gurur” gibi) başarıya daha fazla odaklanıyordu. Araştırmacılar babaların dilindeki bu farklılıkların, kızların okul başarılarının oğlanlardan daha üstün olduğuna ilişkin tekrarlayan bulgulara katkı sağladığına inanıyor.

Gördüğünüz gibi yıl olmuş 2017 ve mantığımızı evirip çevirip farklılaştırıyoruz sadece. Cinsiyet gözetmeksizin sadece iyi bir insan yetiştirmek üstüne yoğunlaşıp taçlardan, tahtlardan, mavilerden, pembişlerden kurtulduğumuz gün bir şeyler yoluna girecektir.

Sevgiyle kalın.

http://birannebirkadin.blogspot.com.tr/


kişi tarafından beğenildi      4537 kez okundu
  • Yorumlar(0)

 

 

Facebook Twitter Google+ Pinterest Share
Facebook Twitter Google+ Pinterest Share