YENİ HAYATA KUCAK AÇMAK

Her şey beklenildiği gibi süregelir. Aşık olursun birlikteliğin sırasında 'ne zaman evleneceksiniz?' söylemleri her yanını sarar. Evlenirsin 'Eee çocuk düşünmüyor musunuz?', hatta sivri dillilerden 'Bir çocuk yapmayı beceremediniz gitti daha ne bekliyorsunuz!' Pufff klişeler peşi sıra dizilir.

Bizim hikayemiz mi? Hazır olun o zaman anlatıyorum :)

Eşim, ilkokul arkadaşım olur kendisi :) Birbirimizi ilkokuldan sonra hiç görmedik, görüşmedik.Taaa ki üniversite bitimine kadar. Üniversitedeyken facebook aracılığıyla ortaokul, ilkokul, lise arkadaşlarımı buluyorum. O yıllarda zaten facebook sayfasının yegane amacı bu olmaktaydı. Ardından sadece '-merhaba,-nasılsın?,-nerelerdesin şimdilerde?' gibi yazışmak dışına çıkmayan görüşmeler başlar (sanırım 2007 falandı). Mezun olup ben ÜDS-ALES gibi sınavlara hazırlanırken o askerliğe başlar. Artık görüşmeler artar (her haftasonu MSN de yazışmalar kameralı görüşmeler). Yine her şey ARKADAŞ çerçevesinde iken yavaş yavaş duygusal boyutlar kazanır. İlk yüzyüze görüşmemizde o duygusal bağ nasıl oluşur biz bile anlayamayız. Askerliği biter ve artık o-ben biz oluvermişizdir (2009 sonu). Evlilik üzerine hiç konuşmadan zamanın sürükleyişiyle gelişen bir birliktelik bizimkisi.

Ama o DIŞ SESLER hep peşimizde. 'Eee daha neyi bekliyorsunuz?-ne zaman evleneceksiniz?' vs. Neyse kısa keseyim evlendik evet (Haziran 2014).

Dış sesler sizce susar mı?

Ama kimseyi dinlemeden hazır olduğum(uz) anı bekledim(k). Araştırmalarım başladı. O makale, bu prof.,şu psikolog, öbür uzman vs vs.

Araştırmalarım sonunda ‘folikasit’in çok önemli olduğunu hatta hamile kalma planı içindeyken kullanılması gerektiğini keşfettim. Hamile kalmadan 3 ay ya da en en az 1 ay öncesinden başlanılmasının çok önem taşıdığıydı. Tabii sanki ayarlamışız gibi kullanmaya başlamamla hamile kalmam arasında 2 aydan biraz fazla zaman geçmişti :) Folikasit o kadar önemli ki hamileliğimin ilk 3 ayında da kullandım her hamiş gibi :)

Normalde regl düzensizliğim hiç yoktur. Hep zamanında geçen bi döngüdür benim için. Ancak o da ne, geciktim :) Ardından test trafiği başlar ve hep tek çizgi :( Nasıl yani??? 1 hafta oldu ama hala tek çizgi :( Sonra kan tahlili yapalım dedik. İlk tahlil negatif :( 3 gün sonrasında özel bir hastahenede çalışan arkadaşımız Kadın Doğum Uzmanı Dr. Mahmut Güden yeniden kan tahlili istedi. O da ne sonuç pozitif :) 

Hemen ümitlenmeyin dedi hormonların bir oyunu olabilir :) 4 gün arayla tahliller devam etti veeeee eveeettttt artık bende HAMİLEYİM :) :) :)

Veee yepyeni bi serüven başlar :)

Heyecandan ve arkadaşımızın da benim doktorum olmasından hemen her gün hastaneye gidiyoruz, ultrasonda bakıyoruz sanki bir şey görecekmişiz gibi :) 2 ay boyunca hiç ama hiç kimseye söylemedik ta ki kalp sesini duyana kadar.

Ve 2 ay sonunda artık ailemizle arkadaşlarımızla bu muhteşem olayı paylaşmaya gelmişti. DIŞ SESler susar mı sizce? Neyse takılmadan o seslere serüvenimizin tadını çıkarmaya devam….

Acı eşiğim çok yüksektir, zaten çıtkırıldım tipli hiç ol(a)madım. Hep MİNİK HERKÜL olmuşumdur. Acıyan ağrıyan bir yerim olsa şikayetlenmeden sızlanmadan kendi kendime telkinlerle atlatırım hep. Kolay kolay hastalanmam mesela hastalansamda o kadar hızlı atlatırım ki hiç kimse anlayamaz bile.

Peki hamileyken nasıldım sizce? :) Hergün işe giden, hiç yerinde durmayan, onu taşıyan bunu kaldıran sızlanmadan off’lanmayan puff’lanmayan, pamuklara sarılmayan.

O nazlı tuzlu hamişlere hep imrenmişimdir ama içimde yok ne yapabilirim olmadı, olmuyordu işte :)

İlk 3 ay sendromu varmış mesela sabah mide bulantıları, kusmaları….vs vs hiç yaşamadım. Aşermek denen bir şey de varmış o da ne ki??? Keskin yemek kokuları mide bulandırıyormuş balık kokusu, sucuk, sarımsak vs falan bende ne arar iştahımı arttırdı hep…

Neyse 6.aya kadar her ay 1 kilo aldım o kadar yiyiyor olmama rağmen :) Hamileliğim boyuncada toplam 13 kilo aldım. Doğumla birlikte 7 kilo gitti.

Çok uzatmadan gelelim doğum anımıza.

Her zaman NORMAL DOĞUMu savundum. Zaruri bir durum olmadığı taktirde kesinlikle NORMAL olmasını istedim. Burada doktor çok ama çok önemli bence. Çünkü birçok tanıdığım doktor ya da o DIŞ SESler hep ‘ne uğraşacaksın günü belli, saati belli olur, oluver sezaryen olsun bitsin’ diyordu :(  Ama hem arkadaşım hem de doktorum Mahmut Güden hep bana destek oldu. Son ana kadar eğer sorun olursa ya da 40 haftayı geçer ve kilosu da fazla olursa riske atmayıp sezaryen olursun dediğinde işte bu dedim.

34. haftadan itibaren NSTler düzenli aralıklarda yapılmaya başlamıştı. Ve tabi bizde hazırlıklarımızı bitirmeye başladık. Kıyafetleri yıkandı, ütülendi, beziydi, kremiydi...Hastane çantamız da hazır, artık OĞLUMuzun gelmesini bekliyoruz.

Veee 20 Ekim 2015 sabah uyandığım andan itibaren değişik bi ruh hali, enteresan duygular. Ama işe gitmek durumundayız çünkü siparişimiz çok fazla var hazırlanması, kolilenmesi, faturasının kesilmesi gerekiyor. Gün içinde ara ara nefesimi kesen tuhaf kasılmalar oluyor ama ben durmuyorum ki çalış, çalış, çalış.

Tabii ki doktorumu arayıp kasılmalarımın olduğunu söyleyince takibini yap ne sıklıkla olduğuna bakalım der. Akşam olunca gündüz 2 saatte bir olan kasılmalar yarım saate düşmüş, doktorumda ‘hadi gelin bi bakalım, NST çekelim durum nedir belli olur’ der. Bize hastane yolu görünür saat 9:30 - 10 civarı.

Ben son derece sakinken eşim bi panik :) NST çekilirken gülüyoruz eğleniyoruz falan hemşire bana ‘şu an şiddetli kasılmaların var sen nasıl bir şeysin sesin çıkmıyor’ demez mi. Eeee ben MİNİK HERKÜLüm acı eşiğim yüksek o yüzden acı denen şey vız gelirrrr tırıs giderrrr….Üstelik OĞLUM geliyorken anın tadını çıkarmak varken neden isyanlara bürünüp yaygara çıkarim ki.

Ablamla telefonda konuşuyorum ‘açılma var 6 cm ve sabaha kadar doğum gerçekleşirmiş’ derken bir anda sıvı hissettim suyum gelmiş :) hadiii bay bayy ablacığım doğuma gidiyoruzzzz dedim…

Hani videolar vardır yaa sedyede ya da sandalyede doğuma gider hamişler. Bende o da yok, yürüyerek, güle oynaya, hatta özçekim yaparak geçtim doğumhane kısmına.

Eşime ‘aman saatini dakikasını sakın kaçırma’ dediğimde karşımda duran saat 00.05 idi. Vee doktorumun ‘başlıyoruz hazır mısın? Ikın, ıkın, ıkın süpersin ıkın ıkın..’ deyişi hala kulaklarımda :) Veee saat tam 00.15'te 3.660 kilo, 52cm boyunda (38.Hafta+6.gün) Parçam, Dünyam, Meleğim doğdu hayatımıza. UZAY ASLAN’ımın ağlayışı hala beynimde…

Evet o muhteşem an o tarifsiz an oluverdi. Artık bir an önce onu kollarıma alıp sarmalamaya, koklamaya sıra gelmişti. UZAY ASLAN’ımla beraber odamıza geçtik. Böyle bir şeyin ne tarifi olabilirdi ki… Sözcükler anlatmaya yeter mi?

Sabaha kadar ona bakmaktan ona dokunmaktan uyuyamamıştım. (Halada ona bakmaktan uyabildiğim söylenemez :))

Buraya kadarki maceramız burada bir dursun istedim. Daha anlatacak o kadar çok şey var ki aslında… Mesela lohusalığın ne olduğunu hiç bilmeden geçen zaman, şu ana kadarki İLKlerimiz, her annenin ve anne adayının korktuğu ama aslında korkmaması gerekenler, bedensel değişimler mesela kilolar…

Kıssadan hisse eklemek isterim; her ne olursa olsun anın tadını çıkartın, korkularınızı bir kenara bırakmaya çabalayın, sakin olun, sabahlara kadar uyuyamıyorum demek yerine sabahlara kadar kitap okuyun, araştırın, bedeninizdeki o MUCİZEyi sevin, konuşun, müzik dinleyin. İnanın bedeninizdeyken siz ona nasıl davranmış ya da neler yapmışsanız dünyaya geldiği andan itibaren o sakinliği, uysallığı devam ediyor. Her türlü kötü/negatif söylemleri meşhur DIŞ SESLERi duymamaya, kulak arkası yapmaya çabalayın. Çevre etkenleri evet çok zorluyor kimi zaman ama siz biz çok güçlüyüz bunu unutmamak gerekiyor bence. Çünkü KADIN olmak ANNE olmak bu gücün kaynağı….

Benden bizden hikayemizden şimdilik bu kadar….

Sevmeyi, sarılmayı, umut etmeyi, öpüp koklamayı, gelişmeyi, geliştirmeyi unutmayalım. Çünkü geleceğin güzel olması bizim elimizde…

Tekrar görüşmek üzere en kısa zamanda…… :) :) :) 


kişi tarafından beğenildi      1256 kez okundu
  • Yorumlar(0)

 

 

Facebook Twitter Google+ Pinterest Share
Facebook Twitter Google+ Pinterest Share