Linç

Hadi bu anneyi yerden yere vuralım!

Hiçbirimizin yabancı olmadığı bir şey. Gelin, hep beraber fotoğrafa bakarak sorumlu anneyi linç edelim.

- Bak sen, kendi uyumuş, çocuğun önünde tablet!

- Özentiye bak, çocuğuna ne takmış!

- Hem uyumuş, hem çocuğa ağırlığını vermiş!

- İzlediklerini kontrol ederim diyor, yalancı, güpegündüz uyumuş işte…

- Bencil, geç saatlere kadar çocuğuyla dışarıda. Hani uyku saati? Kendi uyumuş, çocuk hâlâ ayakta.

- Kadına gel, amma nemrut. Uyurkenki suratsızlığına bak.



Evet, uyudum. Fotoğrafı arkadaşım çekmiş. Hatta korkunç çıkmışım da o nasıl bir yüz ifadesiyse, ne yaparsa yapsın iyi çıkmam mümkün değildi sanırım.

Uyudum çünkü, bir önceki gece Irmak annemler kalmıştı, arkadaşlarımız bize gelmişti. Haliyle çok geç yatmıştık ve ertesi gün tüm gün çalışacaktım. Arkadaşımız yemeğe çağırmıştı, herkes orada olacaktı. Irmak çok istiyor diye “yorgunum, Arkın sen tek git” demedim, kalktım gittim. Sonra da koltuğa yapıştım, o ayrı… Yine geç yatsam, yine uyumasam çalışırken zorlanacaktım bu kez.

Çünkü yaş geldi 40’a Bir gece önce geç yatıp ertesi gün koşturmak ne haddime? Pilim bitmiş. Irmak herkesle oynadı, sohbet etti sonra da bana Youtube’da izlediği videoları göstermek istedi. Kıvrıldım yanına. İzlerken, sanırım slimeyapıyorlardı bir videoda, mışıl mışıl uyumuş, hatta horlamışım.

Nasıl iyi geldi size anlatamam.

Bir zamanlar koynunda uyuttuğun, kucağında salladığın, o uyanana kadar göğsüne yatırıp beklediğin çocuğunun omzuna yaslanarak uyumak zaten bambaşka bir his. “Anne kalk” da demedi, “video gösterirken uyudun” da demedi, onun da hoşuna gitti belli ki…

Gittiğimiz evde merdivenler beni tedirgin ettiği için uyurken bir yandan da çocuğunu hissetmek ayrı bir güven duygusu. Tavşan uykusu işte. Kalksa, ben de fırlayacağım. Hem derin uykuda hem de tetikteyim. Bu da ebeveynlere has bir özellik sanırım.

Aslında bana “git aşağıda yat” dediler ama kontrol delisi olduğum ve Irmak’ın merdivenlere yaklaşıp yaklaşmadığını göremeyeceğim için gitmedim. Boşuna yazmadım Manyak Anne – Ben Değil Hormonlarım Yaptı kitabını.

Toplam 15 dakika uyumuşum. Fakat resmen sabah kadar dinlenmiş etkisi yarattı.

Kalktım sonra, arkadaşlarımızla sohbet ettik. Irmak’ın yanımızda olan kutu oyununu oynadık. 

Ardından da bilin bakalım aklıma ne geldi?

Sosyal medyada gördüğümüz bir fotoğrafla nasıl da hemen yerin dibine batırıyoruz anneleri değil mi?

- O arkadaki şişe ne, çocuğun yanında içki mi içtiniz? (Bayramda arkadaşımın evinde oyun oynarken oyuna değil, arkadaki dolaba gelmişti yorumlar…)

- Bak bak, çikolata yediriyor!

- Ne mama mı? Ne biçim annesin sen…

- Ne kadar çok oyuncak var, şımarık olacak o çocuk.

- Bak bak, karı koca beraber dışarı çıkmışlar. Zavallı yavru, nasıl üzülmüştür.

- Size hiç yakıştıramadım bunu, o evin dağınıklığı ne?

- Ay bakamayacağım, yoksa tavuk mu yiyorrrrrrr?

- Paketli gıdalar o mutfaktan derhal çıksın!

- O ayakkabı ortopedik değil ki, yazık değil mi giydiriyorsunuz?


Gibi gibi gibi…

Bir fotoğrafla o annenin ne anneliği kalıyor, ne kadınlığı. Arka planı düşünmüyor kimse.

Çünkü yargılamak çok kolay.

Suçlamak daha kolay.

Sen kötüsün, kakasın, ben şahaneyim demek de çok kolay. Kendi eksiğini başkasında görmek de…

Zor olan, anlamaya çalışmak. Empati yapmak…Kendini onun yerine koymak, kıyaslamamak, “onda şu var bende yok” demek yerine kendindeki iyilikleri görmek.

Ancak ne yazık ki insanlar kolayı tercih ediyor. Sadece burada değil. Her yerde.

Hatta şu da oluyor.

- Tuzun kuru tabii, almış kocan.

Şu “kocan almış” lafı kadar beni sinir edeni yok. Yazmıştım daha önce. İlk arabamızı aldığımızda kredi benim adımaydı. “Taksitlerini ben ödüyorum” demiştim bir adam bir gün “Kocan almış arabayı sen içine et” diye bağırdıktan sonra. Bir de “yaklaşmayın, kaydırıyorum” notu asmıştım da o başka yazı konusu. 😊

İşte böyle fotoğrafa bakıp yargılayınca, kendimizdeki eksikleri görüyoruz aslında. Ya da bana öyle geliyor. Misal, ayağım kırıkken hep çocuğuyla dışarı çıkan anneleri gördüm. Algıda seçicilik. Ya da tatilde biz evdeyken, gezenleri. Ne lanet ettim, ne kusur aradım. “Ne güzel, ben yapamadım, onlar başarmış” dedim. Çok istediğim bir işi başkası kurunca “vay be aferin” dedim. İmrenmedim mi? Hem de nasıl! Ama kusur aradım mı? Hayır.

Şu fotoğrafa bakıp yargılamak olayı çok garibime gidiyor. Fotoğraf derken, “an”dan bahsediyorum. Sosyal medya ile sınırlı değil söylediklerim. Hatta sosyal medyadaki yorumlar bence buzdağının görünen kısmı. Dışarı daha fena. Arkadandan konuştuklarında cevap hakkın da olmuyor çünkü.

Irmak küçükken, hiç kahvaltı etmiyorken, ona bir gün güvendiğim yerde sucuklu tost yediriyordum. Ah bir teyze oturdu yanıma. Kendi torunlar her gün yumurta yiyormuş da ben beceremiyormuşum da yedirmeyi, çocuğumu ne biçim besliyormuşum da… Çene durur mu bende? Öyle birkaç cümle kurdum ki, teyze kalktı gitti yanımdan.

Sadece “o an”a bakarak beni öyle bir yargıladı ki!

Bu konuyu çok yazıyorum biliyorum fakat devam ettiği sürece ben de dile getirmekten vazgeçmeyeceğim.

Sadece anneleri, kadınları değil, kimseyi “o an” ile yargılamasınlar. Bir bebek önünde telefon yemek yiyor diye restoranda kimse fısıldamasın, bir adamla kadın konuşurken kadın ağlıyor diye de adama laf etmesin. Belki de o üzmemiştir, değil mi?

Ooo aldım yine elime sazı, susmak bilmiyorum.

Tamam. Sustum.

Ne güzel uyudum ama kızımın omzunda. Bu fotoğrafa bakınca sadece bunu görmek, bunu düşünmek istiyorum, başka hiçbir şeyi değil.

Fotoğraf için teşekkürler Kaan’a, davet için Nezih ve Pınar’a teşekkür ederim. Bir sonrakinde söz uykumu almış bir şekilde geleceğim. Öyle koltukta uyuyakalmak hiç bana göre değil biliyorum. Bir de yüzsüzce bir istek, şu merdivenlere bir çözüm bulsanız. 😊

 


kişi tarafından beğenildi      14773 kez okundu
  • Yorumlar(0)

 

 

Facebook Twitter Google+ Pinterest Share
Facebook Twitter Google+ Pinterest Share