Kaçın Salgın Var!

Herkese merhaba,

Dört gözle karın gelmesini ve mikropları kırmasını beklediğimiz, etrafımızdaki on kişiden yedisinin salgından dolayı öksürüp durduğu şu günlerde hepimiz için her zamankinden daha çok sağlık diliyorum.

Aslında bu dönemde en çok annelerin sağlam kalması lazım. Çünkü biz hastalandığımızda bize bakan olmuyor, ayakta geçiriyoruz; hele bir de bizden birine bulaşırsa, o halde kendimiz dışında birini iyileştirmekle uğraşıyoruz. Hadi herkes öyledir demeyelim ama çoğu aile için geçerli acımasız bir gerçek bu.

Çocuk ateşlenince uykuyla vedalaşıyorum, sık sık ateşi ölçmek için alarm kursam da alarmdan birkaç dakika önce kendiliğimden uyanıp, çocuk alarmın sesine uyanmasın diye önden kapatıyorum. O minicik ciğerlerinden köh köh öksürünce benim daha çok canım yanıyor ve benim bu durumda tek avuntum çocuğun hastalıkla savaştığı için direncinin artması, bağışıklığının güçlenmesi oluyor.

Babalar kısmına hiç değinmiyorum bile, o nazı niyazı, o yorgun savaşçı edalarını bilmeyen yoktur; buradan eşime de selamlar, sevgiler (kızmasın şimdi).

Velhasıl biz de salgından nasibimizi aldık, o kadar dikkat etmemize rağmen.

Zaten ne kadar dikkat edebiliriz ki, temiz hava alsın diye açık alanı olan bir parka gidiyoruz mesela, kaydırağa tırmanırken tutunduğu noktada, kendisinden bir önceki taşıyıcı çocuk oracığa virüsü bıraktıysa ve temas ettiysen olay bitti zaten. O minik eller trabzanlarda, salıncak zincirlerinde, kumların içinde, sonra salise içinde ağızda, burunda. Sen elini ona götürüp müdahale edene kadar o bir güzel yüzüne bulamış oluyor bile.

Kaldı ki bu havalarda parklar ıslak, çamur içinde, salıncağa binemeyeceğini anlatamıyorsunuz, o da boş salıncak görüp neden binmemesi gerektiğini anlamıyor, saçma buluyor ve tabii ki aşırı tepki gösteriyor. Gitmiyoruz. Evde çok bunalıp- ki zaten hafta içi çocuk evde- kapalı açık ne olursa olsun enerji atacak bir yere gitmek istiyor, yağış varsa kapalı alan arayışına giriyoruz. En az kalabalık olan parktaki iki çocuktan biri burnunu çekiyorsa ya da öksürüyorsa zaten şimdiden geçmiş olsun.

Muhtemelen biz de o şekilde hasta olduk.

Ne değişik bir gripmiş bu böyle.

Pazar günü parkta uzun uzun oynadıktan sonra pazartesi hiçbir belirti görmeyince sevinip, iyi bari hasta olmadan bu hafta sonunu da atlattık diye düşünürken Salı günü gün içinde annemin “Kızın burnu akıyor. Keyfi de yok” demesi benim de bütün keyfimi aldı götürdü.

Böyle anlarda “çalışan anne olmak” çok zor işte. Öyle her an ofisten çıkıp gidilemiyor eve ve aklın, ruhun, ilgin, dikkatin evladının yanında oluyor, bedenin hariç her şeyin yani.

Burun akıntısında en büyük sıkıntı burnunu temizlemeyi bilmemesi ve aspiratörlerden kaçarak uzaklaşması. Şırınga yöntemini çok duydum ancak henüz denemedim. Açıkçası o an aklıma gelmedi ve edinmedim de henüz bir şırınga. Akşamları duşa girdik, suyla oynarken anlamıyor, rahat rahat temizliyorum. Ayrıca duş gerçekten rahatlatıyor çocukları. Kısa vadede de olsa burun akıntısı duruyor duş sonrası. Tabii duştan sonra önemli olan, onu çok hızlı kurulamak ve giydirmek. Giyinene kadar üşüyüp bir kere bile hapşırdığında bir anlamı kalmıyor.

Burun akıntısından daha beteri, burun tıkanıklığı. İlk gece rahat nefes alamadığı için çok zor uyuttum, yastığına biraz cold-mix damlattım, içinde okaliptüs yağı olduğu için damladığı anda keskin bir mentol kokusu alıyorsunuz. Bizim doktorumuz ilaca karşı, yani “doğalcı” denen doktorlardan ve kendisi önermişti bu damlayı. Bu damla böyle kriz anlarında yardımcı oluyor.

İki gün süren nezle sonrasında – nezle diyorum çünkü iki gün boyunca burnumuzla problemimiz vardı- her şey normale döndü. Ya da biz öyle sandık. Sakin geçen koca bir günün ardından hafif ateş başladı. Annem gün boyunca hafif kıyafetler giydirerek düşmesini beklemiş. Tabii gündüz ve gece birbirinden farklı oluyor. Ben gece yatmadan önce calpol verdim hem rahat uyusun hem de ateşi düşsün diye. Vermeyelim dedikçe dönüp dolaşıp şuruba sarılıyoruz.

Ateşi de atlattık derken son taksit geldi önümüze: öksürük. O nedenle az önce “ne değişik bir gripmiş bu böyle” dedim. Taksit taksit yaşadık, biri bitti diğeri başladı.

Daha önce burun akıntısı ve ateşi sık sık yaşadık ve alışkındım ama kızımın şu 23 aylık kişisel tarihinde ilk kez ciddi anlamda öksürdüğünü duydum. O öksürdü, benim boğazım yırtıldı, o öksürdü popom sızladı, içim acıdı.

O ilk dolu öksürüğü duyduğum an sosyal medyadan sormuştum ne yapabilirim diye. Öksürük şurubu hariç tüm önerilere açıktım. Öksürük şurubunu neden istemedim, çünkü şurup öksürüğü kestiğinde ciğerlerini boşaltamayacak, içindekileri atamayacak. Sil baştan yaşayacağız her şeyi.

Beni şaşırtacak kadar çok mesaj geldi öksürükle ilgili, meğer bunların tüm jenerasyon yıkılıyormuş! Herkes aynı dertten mustarip. Doğal yolla yapılacak çözümlerin hammaddesi karabiber yalnız. Tüm öneriler karabiber etrafında dönüyor. Kimi tülbente döküp boynuna sarmamı önerdi, kimisi zeytinyağına döküp göğsüne sürmemi önerdi karabiberi. Kimisi balla karıştırıp içirmemi önerdi, ki bu benim de annemden öğrendiğim bir yöntemdir, az sonra geleceğim, kimi ayaklarına vicks sürmemi önerdi ancak bununla ilgili çok korkunç haberler okumuştum, vickse karşı çok temkinliyim o haberlerden beri, nitekim uzak durdum. Ilık süt içine hatmi (ilk kez duydum), aktardan nöbet şekeri (ilk kez duydum), ayva yaprağı ve çekirdeğini çubuk tarçın, karanfil ve ıhlamurla kaynatıp ılıtma, kırmızı elma kabuğu kaynatma, karabiberle keçiboynuzu (harnup) pekmezi içirme, soğanın suyunu salmasını bekleyip üzerine bal dökme, zencefil ve yeşil çay kombinasyonu, buhar desteği, keçiboynuzu özüne limon sıkma, kaynamış sütün içine yumurta sarısı kırıp içirme, bilumum zencefil kombinasyonları bana gelen öksürük kesme önerileriydi.

İyiydi hoştu da bunu çocuğa içirme kısmı vardı bir de. Sıktığım portakal ve mandalina suyuna bile yüz buruşturan çocuğa gel de bunları içir.

Ihlamurun içine evde ne varsa koydum resmen. Kabuk tarçın koydum, ayva dilimi, elma dilimi, hadi bir dilim limon da atayım dedim, demledim. Ilınınca da balla karıştırdım tadını sevsin ve boğazını yumuşatsın diye. Sevmedi. Tek avantajımız şurubu bayıla bayıla içmesi. Sarmaşık özlü bitkisel bir şurup var, bilirsiniz, Prospan. Onu çok seviyor mesela. Onu da doktorumuzdan öğrenmiştik. Ayrıca eczacıya sordum öksürüğe ne yapalım diye, prospan yeterli olur dedi.

Size bir tüyo vereceğim ama sonrası daha da hüsran olabilir, uyarıyorum.

Çocuğunuz sevdiği boş şurup şişelerini atmayın. Böylece içine onun için demlediğiniz bitki çaylarını doldurup şurup diye içirebilirsiniz.

Ama çocuklar da aptal değil ya, iki kaşıktan sonra reddedecek ve bu sefer normal şurubu da içmemeye başlayacaktır. Kendimizden biliyorum.

Çayı da eledik, geriye macun kaldı. Hamileyken de ağır gribimi bu macunla atlatmıştım ben, o zaman da ilaç kullanamıyordum. Küçük bir sos kasesi içine bir tatlı kaşığı toz tarçın, bir tatlı kaşığı zerdeçal, yarım çay kaşığı karabiber koyup önce tozları karıştırıyoruz. Sonra da yavaş yavaş bal ekleyip karıştırıyoruz. Macun kıvamına gelinceye kadar. Yani bal o bütün tozu emmeli. Tatlı olsun diye çok bal koydum ben bu sefer. Ne olduğunu anlamadığı için ve ben “ay çok güzel”, “ay çok tatlı”, “aynı çikolata” diye macunun önden bolca reklamını yaptığım için şaşkın ve tereddütle ağzını açtı, yüzünü buruştura buruştura yuttu. Evvet, dedim. O yutana kadar da içimden dualar ettim tükürmesin diye.

Bir kaşık bir kaşıktır. Zaten emin olun bir kaşık bir kaşık olarak kalacak. İkinci seferi veremedim. Krep yapıp üzerine sürdüm, belki tahin pekmez zannedip yer diye ama onu tükürdü.

Bu şekilde düzenli olarak prospanla, akşamları yaptığımız duşlarla, cebren ve hile ile içirdiğimiz gıdım gıdım da olsa doğal karışımlarla üç günün sonunda öksürükle de vedalaştık.

Umarım bu yöntemler sizde de işe yarasın ve daha çok umarım ki hiç hastalık kapınızdan uğramasın.

O kar buraya gelecek, o virüsler ölecek. İşte o kadar!

Sevgiyle, sağlıkla kalın.

Şeyma


kişi tarafından beğenildi      8324 kez okundu
  • Yorumlar(0)

 

 

Facebook Twitter Google+ Pinterest Share
Facebook Twitter Google+ Pinterest Share