İyi Bir Ebeveyn Olma Baskısı

Hani bazen evden çıkarken içinizde “Kesin evde bir şey unuttum” hissi, ya da bir şey yaparken “Kesin bir şeyleri yanlış yapıyorum” hissi olur ya, benim için babalık da böyle. Nedense hep bir şeyleri kaçırıyormuşum, Melina’nın büyüme hızına yetişemiyormuşum ya da bir şeyleri yanlış yapıyormuşum hissiyatı var içimde. Sanki bir gün Melina büyüdüğünde “Bak zamanında bunları yanlış yaptık, çocuğa zarar verdik aslında” diyecekmişim gibi geliyor.

Bu hissiyatın kaynağını sorguluyorum bir süredir. Gördüm ki bu his temelde iki kaynaktan besleniyor. İlki ve doğal olanı, iyi bir şey yapmaya çalışırken gelen “en iyisini yapma isteği”. Herhangi bir şeyle uğraşıyorsam benim için önemli bir şey değilse “Olduğu kadar” deyip geçebiliyorum. Bazı insanlar bilgisayar oyunlarında dahi hırslıdır, hep en iyisini yapmak ister. Bunun kötü bir şey olduğunu söyleyemem, her alanda başarılı olmak isteyen insanlara çok saygı duyuyorum ama ben onlardan biri değilim. “Zaten kafamı dağıtmak için oynuyorum” derim, kazanmak için kendimi strese sokmam. Diğer yandan, çocuk büyütmek böyle “Olduğu kadar” deyip geçebileceğim bir şey değil. O yüzden daha iyisi için çabalamaktan başka yolumuz yok. Tabii bunu yaparken işin diğer ucunda da mükemmel olma baskısı olduğunu da unutmadan, onu da yöneterek bir denge kurmak lazım. Bunu anlamam ve bunu yönetmeyi kısmen de olsa başarmam epey zaman aldı.

Bu hissiyatın ikinci ve yapay kaynağı ise çevre baskısı. Kendi kendimize “iyi bir ebeveyn olma” baskısı yapmamız yetmiyormuş gibi bir de çevreden bu baskıyı görüyoruz. İşin kötüsü herkesin kafasındaki “ideal ebeveyn” tanımına tamamen uyan gerçek bir insan olmaması. Herkes farazi bir “süper ebeveyn” kavramı üzerinde anlaşmışçasına birbirini o olmaya zorluyor. 100 metre koşuda dünya rekoru 10 saniyenin biraz altında. Sanki birisi çıkıp “iyi bir ebeveyn olmak için 100 metreyi 5 saniyede koşmanız lazım” demiş, herkes de bunun için çabalıyor gibi hissediyorum çoğunlukla. Oysa ki dünya üzerinde 100 metreyi 5 saniyede koşabilen birisi yok. Bir de herkes bunun gerçek olduğuna o kadar inanmış ki, birçok ebeveyn sanki herkes 100 metreyi 5 saniyede koşuyormuş da bir tek o koşamıyormuş gibi bir yetersizlik hissine kapılıyor, sonra da kendini kötü hissetmemek için 100 metreyi 5 saniyede koşabiliyormuş gibi başkalarına anlatıyor ve başkalarını da bu cendereye sokuyor. Ebeveynlik dünyasına dönersek, süper ebeveynlik için o kadar çok kriter var ki, çocuğun beslenmesi, uyuması, giyinmesi, davranışları… Hepsi için birer kriter var.

Örneğin organik beslenme. Evet, çocuğumuzu sağlıklı gıdalarla beslemeliyiz. Mümkün olduğunca organik beslemekten de yanayım. Peki, diyelim ki çocuğunuzla markete gittiniz, markette organik muz yok ve çocuğunuz ağlayarak muz istedi. Çevre baskısı şunu diyor, çocuğa muz alıp verirseniz organik olmayan muz verdiğiniz için kötü ebeveynsiniz. Çocuğa muz almazsanız da çocuğun ağlamasına izin verdiğiniz için kötü ebeveynsiniz. Tek şansınız ise o anda organik muz satan bir yere ışınlanmak. Bu da günümüz teknolojisinde mümkün olmadığına göre, her halükarda çevre baskısına yenik düşeceksiniz. Buna benzer sayısız örnek verilebilir. O yüzden çevreyi yenmeye ve tam anlamıyla kusursuz bir ebeveyn olmaya çalışmak istemiyorum.

Siz elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışın. “Nasılsa kusursuz bir ebeveyn olamayacağım” rehavetine kapılıp boş vermeyin. Kendinizi geliştirmeye, günden güne daha iyi bir ebeveyn olmak için çabalamaya devam edin. Hatalarınızı kabullenin, düzeltmeye, telafi etmeye çalışın. Diğer yandan da kendinize ulaşamayacağınız bir hedef koyup anne babalığınızın tadını çıkarmaktan kendinizi mahrum etmeyin. Çünkü bu günler geri gelmeyecek. Bu günlerin tadını çıkarabileceğimiz tek zaman şimdi. Hazır fırsatınız varken tadını çıkarın.

 


kişi tarafından beğenildi      3324 kez okundu
  • Yorumlar(0)

 

 

Facebook Twitter Google+ Pinterest Share
Facebook Twitter Google+ Pinterest Share