YENİ NESİL SALDIRGAN ANNELER!

Anne olduğumdan beri düşünüyorum da; acaba anneler bizim çocukluğumuzda da egolarını, evlatlarını birbirleriyle yarıştırarak, kıyaslayarak mı tatmin ediyorlardı? Mutlaka vardı o yarış, en basiti evde kardeşler arasında vardı. Belki komşu çocukları arasında.. Vardı var olmasına da bugünkü gibi bu yarış bu kadar kanlı mıydı? Bu kadar acımasız mıydı? İşte düşünüp durduğum bu.

Ben tek çocuğum o yüzden evde bir kıyasa ya da yarışa maruz bırakılmadım. Pek tanımam öyle şeyleri. Yalnız iştahsız olduğum için "bak milletin çocuğu ne güzel yiyor sen neden yemiyorsun?" duymușluğum varken anne babam bana yemek vermemekle suçlanıyordu! Bunu söyleyen insanlara hala hasta gözüyle bakarım! Hiç düşünmeden üzdüler ailemi, o kadar para kazanıyorsunuz bir çocuğa bakamıyorsunuz diyerek. Zaten sadece parayla bakılır, bedenini ya da ruhunu, zihnini besleyerek değil! Yaa evet tatlım bakamadılar ve ben şu an ölüyüm!

Şimdi ben de anneyim ve benim de çocuğum iştahsız. Etme bulma dünyası sanırım! Gerçi Özgür benim kadar değil, ama yaşıtlarına göre zayıf. Zaten 2.5 ay anca emdi, ki ondan sonra tanıştım yeni nesil anne saldırganlığıyla! Saldırganlık diyorum çünkü resmen ailem hariç herkes her konuda uzman kesilip üstüme çullandı. Özellikle yeni anneler hele bir de emziriyorlarsa kesin harcamalılardı beni. Çünkü emmemesi ya da sütümün az olması benim suçumdu! Çünkü aklımdan zorum var çocuk aç kalsın diye uğraşıyorum, ya da sandıkları gibi mama yapmak kolayıma geliyordu. Çünkü daha ilk günden emzik vermiştim. Bu arada iyi ki vermişim, yine olsun yine veririm! Ama o acımasız anneler bilmiyor ki Özgür'e mama verdiğim an canımın nasıl yandığını! O biberonu nasıl kırmak istediğimi! Nerden bilecekler ki ya da benim hissettiklerim önemli mi? Tabii ki hayır! Akılları sıra emziremediğim için üzülmemi istemiyorlardı. Ama düşün bir bakalım ben bu konuyu konuşmak istiyor muyum? Hem ayrıca olan olmuş geçmişi düşünmenin ne anlamı dahası faydası var? Ya ikinciyi yaparsammış? Bak ona da karıştı! Annelik yolundaki ilk sınav emzirmekti ve ben beceriksiz anne olarak daha şimdiden çuvallamıştım, yani onların gözünde! Oysa ne oldu biliyor musunuz? Özgür aç olduğu için huysuzlanmadı, Özgür emdiği için sadece anneyle bağ kurmadı babaya da güven duydu. Özgür adının hakkını vererek bizden bağımsız uyumayı öğrendi. Saldıranlar iyi anne olurken ben beceriksiz oldum! Ve hiçbirine cevap vermedim, sadece kendimi ve tabi kii Can'ı tükettim. Ama kusura bakmayın kızlar bu bir savaşsa ilk raundu kazanan Özgür oldu!

Savaş bununla da bitmedi tabii ki. İkinci mücadele Özgür'ün kolik olmasıyla başladı. Allah biliyor ya  "bakamıyorsun sen bu çocuğa" diyen herkese "senin de çocuğun kolik olsun o zaman görüşürüz tatlım" dedim. Yüzlerine mi asla! Çünkü ben haddimi bilirim! Aa yine ben kötüyüm di mi, arkalarından konuştum! Kolik bir bebeğe sahip olmak gerçekten çok zor. Derdini biliyorsun, yapman gerekenleri iyi kötü öğrenmişsin ama olmuyor, ne yaparsan yap o çığlık çığlığa geçen saatlere engel olamıyorsun. Çünkü beceriksizsin, çünkü bakamıyorsun, çünkü herkesin çocuğu ağlıyor ama bir sen abartıyorsun. Yok anam sizin çocuklarınız öyle ağlamıyor. Etinden et koparcasına, morarana kadar ağlamıyor.

Özgür 3 haftalık olduğu günden beri her akşam aynı saatte yıkandı, masaj yapıldı. Ama "ayy işin mi yok, ben hayatta uğraşmam" diyenler en has anne olurken ben yine bir savaşı kaybetmiştim. Ve ne oldu, Özgür hiç banyodan, sudan korkmuyor, banyo saati gelecek diye tırnak yiyen biz değiliz. Yani kızlar bu raundu da Özgür kazandı.

Tabii tüm bu süreçte annem sağ olsun, ne zaman ihtiyaç duysak hep yanımıza geldi. Gurbetteyim ben, eşimin halasından başka yanımızda olan kimse yok. Ve annemin benden başka çocuğu, Özgür'den başka torunu yok. Ee emekli de kadın, neden dursun İzmir'de? Ama o da öyle olmadı. Ben bakamıyordum bu çocuğa, o yüzden annem yazık zavallı hep bize geliyordu, bir rahat vermiyordum kadıncağıza. Hatta öyle ki madem bakamıyordum bu çocuğa neden yapmıştım ki? Anneme mi güvenmiştim? Evet canım anneme güvendim, insan annesinden başka kime güvenir ki? Hem madem öyle sen neden güvenli bağlanma diye uğraşıyorsun? Annem,gerçekten yazık, önceleri açıklıyordu; "valla öyle bir ağlama geliyor ki çocuğa ben bile ne yapacagımı şaşırıyorum" "ben Rüya'ya bu yüzden kardeş yapmadım her ihtiyacı olduğunda koşabileyim diye". Ki tahmin edersiniz sanırım bu da benim suçumdu! Sonra yoruldu "ayy evet bana doğurdu bu çocuğu" demeye başladı.

Annem çok sık gelip Özgür'ü görebiliyor da babama zor oluyor diye bari buraya taşının dedik. Eminim bu niyetimize de " şimdiye kadar taşımadıkları hata!" demek varken "görüyor musun bakamadı el kadar çocuğa insanları yerinden yurdundan etti" derler. Ne düşünürlerse ne derlerse desinler çok da umrumda değil açıkçası! Çünkü desteksiz, yardımsız olmuyor böyle şeyler, ve ben yardım istemekten utanmıyorum, dahası gocunmuyorum.. Ve benim annemden başka kimsem yok! Üstelik annem sadece Özgür'e bakmaya değil bana arkadaş olmaya geliyor, insanların düşünmeden incittikleri kızını tamir etmeye geliyor. Onların dediklerine bozulmuyorum ben, dert ettiğim ya arkadaşım hanginize köstek oldum? Hanginizle öğrendiğim her bilgiyi paylaşmadım? "Şu süt yapıyormuş dene bak" demedim? Ya da "bak biz Özgür"ü böyle uyuttuk işe yaradı, sen de dene bakalım olacak mı?" diye? Peki bir soru daha, hanginiz eleştirmekten başka arayıp da önce "kaç kilo, ayy bizimki şu kilo" demeden "Rüya aferin kız sana bilmediğin yerde eşsiz dostsuz tek başına ne güzel çocuk bakıyorsun, evet zayıf biraz ama olsun sen sağlıklı besliyorsun kilo elzem değil" dediniz? Ona bakarsanız ben de derim ki, ya da demem yaa! O zaman ne farkımız kalır? O zaman nasıl saygı duyarım kendime? 

Çelmelendiğim başka bir konu da tüm hayatımızı Özgür'ün düzenine göre yaşamamız. Mesela akşam gezmeye gitmeyiz "Özgür uyuyor, siz gelin" deriz. Ya da Özgür arabada uyur inmeyiz, saati dolana kadar bekleriz. Özgür babaya fazla düşkün, hadi canım o ne anlar düşkünlüğü fazla anlam yüklüyoruz çocuğa çünkü hisleri yok bu arkadaşların o yüzden mesela doğar doğmaz ebeyi değil de anneyi emmek istiyor, ben İzmir'e gidemiyorum. Emin olun bu duruma benim kadar üzülemezsiniz! Ama bu söylediğiniz gibi çocuğumuzun kölesi olmak değil, biz bunun geçici bir süreç olduğunu bilip şu an sadece onun ihtiyaçlarına öncelik veriyoruz. Ve biliyoruz ki her şeyin zamanı var. Biraz sabır ve fedakarlık hepsi bu. Haa bu arada savaştaki son durum ne mi oldu? Belki bizim hayatımız sizce kısıtlı ama, Özgür'ün hayatı düzen içinde. Huzurlu, sakin, mutlu, ama en çok huzurlu ki bizi ilgilendiren bu.. Ağzında emzik avaz avaz bağıran, uykusuz, aç, sinirli bir çocuk değil.

Bu bir savaşsa kızlar üzgünüm ama fena kan kaybediyorsunuz!


kişi tarafından beğenildi      2015 kez okundu
  • Yorumlar(0)

 

 

Facebook Twitter Google+ Pinterest Share
Facebook Twitter Google+ Pinterest Share