Okullanmak

Okula başlama, (bizlerin değil elbette çocukların :) , oldukça kaygılı bir süreç. Çocuğunun yaşı kaç olursa olsun onu okulda bırakma hissi, ya ağlarsa ya istemezse duygusu sanırım bütün anneleri kaygılandırıyor. Bizim Arya’yı okula başlatma yaşımız pek çok zorunlu sebepten oldukça erken. 21 aylıkken okullu oldu. Şu anda iyi ki dememe sebep olan bir öğretmen ve kurum denk geldi bu süreçte, ama elbette çok farklı ve zor ya da olumsuz deneyimler de yaşayabilirdi. Bu kısmı en büyük şansımız sanırım. Bizim planımız bir sene daha evde durması ve sonrasında başlamasıydı ancak dedim ya şartlar bazen planları alt üst edebiliyor :)

Geçen akşam kızı kreşe başlayacağı için süreçle ilgili endişeli olan bir arkadaşımla konuştuk uzun uzuuuun. Sonrasında da biraz da onun da önerisiyle belki konuştuklarımızı yazarsam başkalarına faydası olur diye düşündüm. Daha önce bloğumda yazmıştım ama o zaman okula yeni başlamış 21 aylık bir kızın annesiydim, şimdi ise okulda üçüncü senesine başlayacak olan, kıdemli okullunun annesi olarak yazıyorum. Bütün çocukların süreçleri yaşayış şekilleri, üstesinden geliş biçimleri, süreçte verdiği tepkiler elbette birbirinden çok farklı ancak tüm bunlarda değişmeyen en önemli şey ebeveyn tutumunun bu süreçlere ya da tepkilere etkisi. Dolayısıyla hadi yaz tavsiyelerini deseniz birinci sıraya "rahat olun", nooolur "rahat olun", "lütfen rahat olun" gibi hepsi aynı kapıya çıkan cümleleri sıralarım. Demesi kolay, evet ben geçtim bu süreçten ama inanın hariçten gazel okumuyorum. Kaygılısını da gördüm, rahatını da, ikisinin çocuğa etkisini de. Öncelikle anne baba olarak ama sanırım özellikle anne olarak çocukları bir yere bırakıp gitmediğimizi iyice bir vurgulamak lazım. Çalışıyorsanız kimi zaman bir zorunluluk olmakla birlikte çalışsanız da çalışmasanız da çocukların sosyal gelişimi için okulların yeri ayrı. Bizlerin zamanındaki gibi-ki sanırım bu cümleyi kurabilecek kadar büyüğüm, yaş 35- sokakta çocuk büyütme şansınız yoksa arkadaşları olmasının en güvenli yollarından biri okullar. Nasıl bir okul seçileceği ise tamamen ebeveynlerin beklentilerine, taleplerine göre şekilleniyor elbette. Yani baktığınızda kıdemli okullu birinin annesi olarak diyebilirim ki cebinize rahatlığı bir koyun, bundan sonrası zaten kendisi gelecektir. Kreşe neden başlatıyorsunuz sorusunun cevabı belki size bu rahatlığı sağlayabilir. Sebebi ister bizim gibi yeni bir bakıcıyla tekrar başlamamayı tercih etmiş olun, ister artık geri dönmesi gereken bir anneanne/babaanne olsun ya da isterseniz artık yaşı geldi, arkadaş arıyor olsun  yani her ne olursa olsun kreşin o an için en iyi seçenek olduğuna karar verdiğiniz için kreşe başlatıyorsunuz. Bu başlı başına rahat olmanız için yeterli olmalı, aklınızı, kalbinizi ferahlatmalı :)

Peki o gün gelip de okula başladı ve ilk güne merhaba dediniz ama beklediğiniz ya da hayal ettiğiniz, umduğunuz gibi gitmedi ise neler yapabilirsiniz. İlk söylediğimi tekrar yazacağım. Önce siz RAHATLAYIN zaten neden bir beklentiyle gidiyorsunuz ki okula, neden, "alışır", "bence zorlanmaz", "benimki sosyaldir", "arkadaşları sever" vs  dediniz ki zaten. Bir hedef gibi görüp gerçekleşmeyince bozguna uğramaktansa, bakalım neler olacak, hiç girmediği bir ortam, bir şekilde hallolur ama süreci görelim demek daha güçlü başlatacak ve olası sıkıntılara daha rahat göğüs germenizi sağlayacaktır. Bunu “bence ağlamaz” deyip, sadece bir kere ağladı diye gözyaşı döken bir anne olarak söylüyorum :) Her okulun oryantasyon süreci farklı birbirinden, ama eğer ki orada oturmanıza izin veriyorlar ya da oturmanızı istiyorlarsa süreçte çocuğunuz belki bir kez belki de bin kere yanınıza gelip kontrol edecektir, hatta bazen geldikten sonra gitmek istemeyecektir. Lütfen o an git demeyin, hadi oyna demeyin, aaa arkadaşların oynuyor hadi sen de katıl demeyin. Bırakın, siz bir kitap alın okuyun, o arada gelip durmak istiyorsa elbette orada ikiniz yeni bir oyun da kurmayın ama istiyorsa otursun, ikna edecekse öğretmeni ikna etsin, sıkılıp kalkacaktır zaten, o gün kalkmayacaksa da mutlaka bir zaman kalkacaktır, RAHAT OLUN :)  Eğer bir şekilde baktınız oyuna daldı çocuk, her şey de yolunda, sizin yanınıza bile uğramıyor, adınız geçmiyor o derece :) o zaman gidebilirsiniz belki amaaaaa veda ederek. Çünkü o ana kadar yanınıza hiç uğramamış bir çocuğun bir anda sırf aklındakini sormak için geleceği tutarsa işte o zaman bırakıp gitmiş olacaksınız. Ağlayarak bırakmak benim için oldukça zor ve yaralayıcı ama bir noktada gitmek zorundaysanız ağlayarak bırakın ama vedalaşmadan gitmeyin derim :)  Giderken yapılması gerektiğini düşündüklerimden biri  de dönüş için somut bir zaman verilmesi, yani 1 de geleceğim değil de öğle yemeğinden sonra, uykudan önce vs gibi bir zaman söylenerek gidilmesi.

Daha önce çocuklara atfedilen sıfatların kendini gerçekleştiren kehanet misali daha da güçlü bir şekilde ortaya çıktığını yazmıştım. Eğer çocuğun duyabileceği yerde "zor alışır", "zor olacak", "ne yapsak" vs gibi konuşmaları yapacaksanız muhtemelen tam da tasvir ettiğiniz gibi olacaktır. O nedenle bunları mümkün olduğunca çocuksuz ortamda düşünüp konuşun, unutmayın daha ilk kez öyle bir yere giriyor ve kaygılı olması sizin kaygılı olmanızdan çok daha normal. Bununla beraber bence okul çıkışlarında çocuklara sürekli günün nasıl geçtiğiyle soru sormak da oldukça riskli. Eğer bir şekilde anlatmaya başlıyorsa elbette sorularla konuşma devam ettirilir ama anne/babalar kendi hayal ettikleri cevapları duymak için soruyorlar, sanıyorsunuz ki “ayyy anne bir eğlendim bir eğlendim ki sorma, X ile şunu yaptık, Y ile bunu yaptık, iyi ki de gelmişim” denilecek. Maalesef mümkün değil, o nedenle biraz süre tanımak gerektiğine inanıyorum çocuklara, alışsın zaten bir noktadan sonra sadece okulu anlatacaklar çünkü en fazla zaman geçirdikleri yer orası olacak. Bu soruların çocuklara yansıma “ayy noolur güzel de, bak güzel değilse ben de çok kötü olacağım, o kadar önemli ki noolur eğlendim de” şeklinde yani KAYGI olarak yansıyor çocuğa. Çok değil bir süre zaman tanıyın, çünkü eğlenmedim, sevmedim derse ne yapacaksınız, “tamam o zaman hadi gitme artık” mı diyeceksiniz ya da “hadi başka okul bakalım” mı?  Sanırım ikisi de değil, e onun da karşılığı “sevmedin ama gideceksin mıhahah” gibi bir şey oluyor işte o zaman da. O  nedenle lütfen RAHAT OLUN, o sorularınızın hepsine beklediğiniz cevaplar eni sonu gelecek.

Son olarak da küçük bir önerim var, çocuklarınızın baştan siz tanımlamayın. Demek istediğim şey şu. “yaramazdır bizimki”, “hırçındır”, “azıcık uyumsuzdur”,”ay bizimki hiçbir şeyini paylaşmaz”, “valla uykuda çok sorunludur” gibi tanımlamalarınız unutmayın ki siz ve sizin eviniz için geçerlidir. Bu tanımlamalarla giderseniz ve eğer çok ama çoook şanslı değilseniz bu tanımlamalarınız çocuğunuzun üzerine bir etiket gibi yapışacaktır ki bu da oldukça zor bir durum. Bırakın öğretmeni, arkadaşları kendileri tanısın çocuğunuzu. Sizin o uyumaz dediniz çocuk pıt diye uyuyuveriyor,  bir şey paylamaz dediğiniz de arkadaşını idare edebiliyor yeri geldiğinde.  O nedenle bırakın herkes kendi iletişimini de ilişkisini de kendi kursun. Nasıl ki aynı biz bir kişiyle farklı öbürüyle farklı ilişki kuruyorsak aynıları çocuklar için de geçerli. Bırakın onlar da kendi ilişkilerini kursun, bırakın öğretmenler de onları kendileri tanısın siz bilinmesi gerektiğini kesinlikle düşündüğünüz bir şey yoksa azıcık kenarda durun.

Diyeceksiniz ki sen hepsini yaptın mı inanması güç belki ama evet, sıkıntılı mı geçti süreç hayır, bunlara rağmen sıkıntılı geçebilir mi elbette. Çünkü çocuk bilinmez kutu, neye nasıl tepki verdiğini ancak tahmin ediyoruz ama öneri dediğinin kime zararı olmuş ki. Bir deneyin belki sizde de işe yarar ya da akut durumu azaltır belki de:) Hepinize bol şans...

Bir arkadaşımın dediği gibi okula gidecek her çocuk için bol kahkaha, çok eğlence az hastalık olsun :)

 


kişi tarafından beğenildi      3053 kez okundu
  • Yorumlar(0)

 

 

Facebook Twitter Google+ Pinterest Share
Facebook Twitter Google+ Pinterest Share