Tesadüf o ki evet bu konuda da çok şanslıyım! İki çocuğum da iştahsız değil.

Asıl gerçek şu ki şanslı değilim. Tek yaptığım bebeğimin iradesine güvenmek, bebeğime-çocuklarıma saygı duymak, onları dinlemek.

Aç değil mi? peki. Sofraya oturmak istemiyor mu? peki, son kalan bir iki kaşığı bırakıyor mu? peki. Çocuklarımızla iletişimimiz çok önemli elbette. Örneğin sofraya oturmadığında bunun sonuçları ne olacak bunu anladığına emin olacak şekilde ifade etmeliyiz.

“Peki, şimdi sofraya gelmiyorsan, kararına saygı duyarım. Aç olsan zaten gelirdin. Ancak biliyorsun ki şimdi sofraya gelmezsen bir sonraki öğüne kadar yemek yiyemezsin. Acıkırsan sana özel sofra kurulmaz”

Hatta bu akşam yemeğiyse kahvaltıya kadar.

-Ne nasıl yani aç mı bırakıyorsunuz?

-Hayır, ben aç bırakmıyorum. Yemek yememeyi tercih eden kendisi.

Açlık olmadan yemeğin kıymeti anlaşılmıyor. Çocuklarıma da anlatıyorum”. Bu dünyada aç insanlar var. Yemek o kadar kolay bulunan bir şey değil. Susuzluk var dünyamızda suyumuzu ihtiyacımız kadar dikkatlice kullanmalıyız. Bizim fazladan kullandığımız su, fazladan yediğimiz ya da ziyan ettiğimiz yemek bir başkasının rızkı bunu asla unutmayın. Etrafımıza hep bakmalı, başka insanları da düşünmeliyiz.”

Eskiden yemeğe ulaşmak bu kadar kolay değildi. Öyle ana öğün, ara öğün bulup her fırsatta “aman çocuğum aç kalmasın” telaşıyla yemek dayamak çok da olası değildi. Avcılık vardı o zamanlardan bahsediyorum. Bir öğün çocuğunuz aç kalırsa sağlığı tehlikeye girmez ancak yemeğin kıymeti anlaşılır.

Ben çocuğuma sadece fırsat veriyorum. Kararları aldığında sonuçlarını görmesini sağlıyorum. Anne olarak görevim onu pamuklara sarmak değil, hayata hazırlamak. Şanslı değilim. İki çocuğum da yemeğin önemini yaşayarak öğrendi.

Asla “bir kaşık daha demedim”.

Yemek yemenin bazı kuralları olmalı. TV önünde yemek yemeleri işinizi kolaylaştırıyor gibi görünse de aslında son derece yanlış. Çocuk o anda yemekle ilgilenmediği için doyma sinyali geç ulaşır. Bu alışkanlık ileride yeme bozukluğunu tetikler. TV önünde atıştırma alışkanlığına zemin olup obeziteyle sonuçlanabilir.

Sofrada oyuncak olması, etrafta uyaranlar olması yemeğe olan dikkati dağıtır. Yemekle oyun oynanmamalı. Sofradan kalkıp tekrar oturup yemek yememeli.

Evet çocuğumuzun iradesi tamam ama bu her dilediklerini yapabilecekleri özgürlük değil. Böyle bir yanlış anlaşılma da olabiliyor. Evin bazı genel kuralları elbette olmalı. Nasıl ki gerçek hayatta uymamız gereken bazı kurallar var. Mesela trafiğin düzeni için ışıklar. Sizin özgürlüğünüz bir başkasını rahatsız ettiği noktada bitiyor. Japonya’da daha anaokulunda çocuklara ahlak dersi veriliyor. Genel kurallar öğretiliyor tabi eğlenceli şekilde. Ben bir örneğine denk geldim ve çok beğendim.

Konumuza dönecek olursak; çocuğunuzun zayıflığı sağlıksız bir boyuta ulaşmadıysa ( ki bu nedir? Uzmanlar algıları açık, hareketlilik açısından sorun yaşamıyorsa problem yok diyor) çocuğunuza yemesi için baskı yapmayın. Açıkçası baskı hiçbir koşulda işe yarayan bir yol olmuyor. Aksine tam tersi çocuk yemekten soğuyor. Bazen öyle tuhaf sahnelere şahit oluyorum ki anne tabii ki tamamen iyi niyetiyle “bu yenecek, yoksa…” diye tehditler ya da ödüller savuruyor. Tabak ellerinde peşlerinde “sadece üç kaşık” adeta çocuklarına yalvarır hale geliyorlar. Hatta bazen görüyorum ki bu ısrarla yemek yedirilmeye çalışılan çocuklar zayıf da değil. Annenin karar verdiği kadar yemezse içi rahat etmeyen anneler var. Doyma kararı çünkü annede. Bu olmamalı. “Doydum” kelimesine saygı duymalı. Vücudun açlık sinyaline zarar veriyor. Evet bir çok şeyi bilemiyor olabilirler ancak doymak bir histir, beyne ulaşan bir sinyaldir. Bu kararlarında saygıyı hakediyorlar. Doymadıkları halde doydum dediklerinde ise sonunun ne olacağını da görmeleri lazım. Akılları bir oyunda kaldığı için “doydum” diyor olabilirler. Sonraki öğüne kadar yemek olmayacağını, istedikleri zamanda yemek önlerine gelmeyeceğini bilmeliler. Sofradan kalkmak istediklerinde bu durum iyice anlatılmalı. “Bu seçim senin, sana saygı duyuyorum. Daha sonra yemek istersen bunu sana hatırlatacağım. Sonraki öğünde yine birlikte yemek yiyebiliriz” gibi ona durum iyice açıklanmalı. İçiniz rahat olsun. Önünde yemeği olup da açlıktan ölen olmadı. Bunu hep diyorum.

Bir de en büyük tehlike ebeveynlerin çocuklarını etiketlemesi. Çocuklarının yanında konuşurlar hatta “yemiyor, asla yemez, yok denedim biliyorum evet onu da denedim. Asla işe yaramıyor. Evettt onu da denedim imkansız” :) Lütfen bunu yapmayın. Çocuklar şaşırtır, çocuklar değişir, çünkü çocuklar gelişir. Çok sık duymaz mıyız “evde yemiyor ama kreşte yedi, başkasından görüyor tabi. Komşu da yedi, ablamlara gittiğimde onda yiyor ama” çünkü kimse “bu çocuk bunu asla yemez” demiyor. Çünkü baskı altında yemiyor. Yediğinde durum abartılmayacak gibi bir çok neden olabilir.

Bir örnek vereyim. Arkadaşımın çocuğu çok zayıf, Selim’le akran olmasına rağmen Ferit’ten bile zayıf o derece iştahsız. Çocuklarım ek gıdaya blw yöntemiyle başladılar yani kendi yemeklerini kendileri yiyor. Onu da sofraya oturttum. Önlerine çorba koydum. Kim sevmez ki tereyağlı yayla çorbasını. Bir baktım arkadaşım tepesinde kaşıkla bir yandan çorbayı karıştırıp arada kendi diline çalıp “ ımmm ne güzel bak ye, çok seveceksin, bak kardeşler de içiyor. Ohh çok güzelmiş ama” diyor. Elinden tuttum çaktırmadan yanıma çağırdım. Çok sevdiğim bir arkadaşım onu cidden anlayabiliyorum. Ancak yaptığı şey onun çocuğunun yemesine değil ancak yememesine sebep olacaktı. “Bırak bir bak, gözlemle bakalım neler yapacak. Gerilme dedim” İçti o çorbayı, hem de öyle içti ki bitirmeyenin tabağındakine salça oluyordu. Onu sevdi içti diye yine aynı çorba değil tabi ki sonraki yemeği verdim. Unutmuyorum yemeği bile. Onu da yedi. Bir çocuğun yemesi gereken kadar yedi gözlerimin önünde. Öyle sevindim ki… Arkadaşım çok bilinçli ancak farkında olmadan baskı uyguluyordu. Bu farkındalıktan sonra çok daha özgür bıraktı ve eskiye oranla yemesi çok daha iyi olduğunu söyledi.

Selim mesela hala bazı yemekleri tercih etmiyor. Ama görüyorum ki zamanla o tercihleri değişiyor. Saygı duymak çok önemli.

Bazı ebeveynler kendileri oldukça minyon olup bebeklerinin ortalama gelişim eğrisinde olmasını bekliyor.. Genetik faktörleri de dikkate almak gerektiğini belirtmek isterim.

Hep şu noktaya varmıyor muyuz? Her çocuk farklı ve özel. Bazı çocuklar evet yemeğe daha düşkün olurken bazısı için sadece doymak için beslenmedir. İhtiyaçları olduğunda hepsi mutlaka yer ama.

Bizim evde ekmek aslanın ağzında… Yedin yedin, yemezsen geçmiş olsun :)

Öyle olunca da yemek kıymete biniyor.  O zaman çocuklarımın  şansı yemeğin değerini öğrenmeleri diyebilirim.

Bir de bazı dönemler çocuklar çok daha fazla yer bir yetişkinden daha fazla hatta. O dönem aslında çocukların gelişim dönemleridir. Atak dönemi son bulup normal yeme düzenine geçtiklerinde ise ebeveynler çocuklarının iştahının kaçtığını söyler hemen. Çocuklar her zaman aynı seviyede beslenmezler, bu gibi faktörleri dikkate almak gerekir.

Sağlıklı beslenme düzenine sahip bireyler için bebeğinizin-çocuğunuzun iradesine saygı göstermeli diyorum. Sağlıkla kalın :)