Kendimi hep pozitif doğum hikayemi yazarken hayal ettim, güzel doğum hikayeleri okuyarak. Çok şanslıyım ki kendiminkini yazabiliyorum.

Hamilelik sürecim çok rahat geçti, süreç boyunca eşimin tam desteğiyle bir sürü eğitime, kursa gittik. Hamilelik sürecini ciddi ve titiz şekilde takip edecek, bebeğimizin sağlıklı dünyaya gelmesini ön planda tutacak prestijli bir hastane ve popüler bir doktor ile 8.aya geldik. Bu süreci bu şekilde geçirdiğim için çok memnunum.

Aldığımız eğitimlerde doğumu, doğumun doğallığını, bebeğimize ve anneye olacak pozitif etkisini öğrendikçe normal ve doğal doğum yapma isteğim arttı. Açıkçası hamile kaldığımdan beri normal doğurmak istiyordum ama çevremde ve/veya zamanında dinlediğim negatif doğum hikayelerinden dolayı içimde bir korku vardı. Eğitimler, okuduğum doğal doğum ve hypnobirthing kitapları sayesinde vücuduma, bebeğime güvenmeyi öğrenip, ciddi bir sağlık problemi olmadıkça sezeryana veya başkasının beni doğurtmasına teslim olmama kararı aldım.

Bu kararla beraber, doktorumu ve hastanemi irdeledikçe aslında maalesef doğal doğum yapma ihtimalimin ne kader düşük olduğunu fark ettim. Bu da beni alternatif doktor arayışına itti. Çevremdekiler bana 8.ayda doktor-hastane değiştirmenin riskli olduğunu söylese de, yine eşimin arkamda durmasıyla çalışmak istediğim doğuma beraber gireceğim ekibi buldum. Bu ekip, doktorumuz, ebem, doula’m ve de doğum psikoloğumdan oluşuyordu, ve yap-bozun parçaları gibi doğum sırasında hepsinin ayrı yardımını gördüm.

Doğumum 37. haftanın 3. günü gece 02:30’da suyumun gelmesiyle başladı. Bizim için önemi büyüktür çünkü o gece eşimle beraber bebeğimize artık her şeyimizin hazır olduğunu ve onu beklediğimizi söyledik. Bu konuşmamızdan 3 saat sonra bebeğimiz harekete geçti :) 

Suyumun gelmesiyle beraber ebemi aradım hemen, sıcak bir duşa girip, dalgaları takip etmemi istedi. Sonrasında doktorumuz ile konuşmuş ve doktorumuz suyum geldiği için hastaneye yavaştan geçmemizi söylemiş. Güzel bir duştan sonra, heyecanlı bir şekilde hazırlandık ve sabah 05:00’da hastanedeydik. Öğle saatlerine kadar aromaterapi ve müzik eşliğinde, eşimin desteğiyle dalgaları karşıladım. Öğle itibariyle dalgalar sıklaşmış, şiddeti artmıştı.

Ebem açılma kontrolü yapacağını söyledi. Açılmam 6cm olmuştu fakat ben biraz zorlanmaya başlamıştım. Doula’mın eşliğinde her bir dalgada farklı pozisyonlar deneyerek dalgaları karşıladık. Tüm kitap ve eğitimlerde suyun en doğal ve etkili ağrı kesici/rahatlatıcı olduğu söylenmişti. Gerçekten de öyleymiş! Doğumum 14 saat sürdü, herhalde 3-4 saatini duşta sıcak suyun altında, pilates topuna oturarak geçirmişimdir.

Neyse hikayeme geri dönecek olursak- ebem açıklığımı kontrol ettikten sonra dalgalar aniden şiddetlendi ve ıkınma hissi gelmeye başladı, ebeme söylediğimde biraz şaşırdı çünkü daha çok erkendi!

En iyisi duştan çıkalım dedi, duştan çıktığımda bir kanama geldi. Meğerse doğum çok hızlı ilerlemiş ve plasenta, bebeğimden erken ayrılma kararı almış:) Doktorum geldi ve apar topar doğumhaneye gittik. Hamilelik sürecinden beri hayalim ve hazırlanışım suyun içinde, şehir manzaralı pencereli doğum odasında doğumumu yapmaktı. Fakat doktorum kontrolden sonra suda doğum yapamayacağımı, kontrol altında olmam gerektiğini ve de ameliyathaneye inmemiz gerektiğini söyledi! Bir şeylerin olması gerekenden farklı gittiğini anlıyordum fakat tam olarak da ne olduğunu kestiremiyordum.

Ameliyathaneye girdik ve doktorum bana, her an doğumun sezeryana çevrilebileceğini söyledi, hem de genel anestezili sezeryan çünkü epidurale de vakit kalmamıştı! İçeri bir grup ameliyathane doktoru girdi. O sırada işlerin nereye gittiğini anladım ve bana öğretilen şekilde, ilk dalgada ıkınmaya başladım. İyi kalpli doktorum da doğal ve normal doğum yanlısı olduğu için, yeni gelen doktorlara hala birkaç yöntem denemek istediğini söylüyordu ameliyata alınmadan önce. Bu arada, meğersem benim ıkınmalarıma bebeğim de destek vermeye başlamış, ve doktorum bir anda- ameliyat iptal, doğuma devam ediyoruz dedi!

Sevgili eşim elimi tuttu ve ben ameliyathane masasında ıkınmaya başladım. Bir taraftan doktorum ve ebem çok güzel ıkındığımı, devam etmemi söyledi fakat artık enerjim kalmamıştı. Durdum doktoruma bakıp, daha çok devam edemeyeceğim, yapamayacağım ben dedim. Kendisi bana bakıp tebessüm etti (şimdi o tebessümün anlamını biliyorum. Eğitimlerde artık dayanamıyorum dediğin noktada, aslında doğumun sonuna yaklaştığını söylemişlerdi!)

Hemen sonrasında, bebeğine dokunmak ister misin dedi doktorum. İlk başta tereddüt etsem de, sonra ıslak yapışkan ve saclı kafaya dokundum, işte bu bana inanılmaz bir güç verdi. “Kızım geliyor!” diye düşünerek ıkınmaya başladım, bir taraftan da eşimin elini var gücümle sıkıyordum ve 3-4 ıkınma sonrasında canım kızım Pera kucağımdaydı:) Hemen tentene temasımızı yaptık, onu karşıladık babasıyla. 

Pera, 37+3’de 3340 gram doğdu. Doğumdaki hızlı ilerleme komplikasyonundan dolayı biraz kan yutmuştu. Temizlendikten sonra hemen göğsüme geldi. 

Son aşamalarında heyecan dolu olsa da, simdi dönüp hatırladığımda hiçbir müdahale yapılmadan gerçeklesen doğumumu sevgi dolu hatırlıyorum. Kendime, bedenime güvenmek, bebeğime güvenmek ve eşimin desteği, doğumumun en önemli parçalarıydı. Bir dahaki doğumumu bu sefer suda yapmak istiyorum:) 

Püren.