Aralık’ta Çin’in Wuan kentinde hayvan pazarında başlayan ve Dünya Sağlık Örgütü’nün 12 Mart’ta pandemi ilan ettiği virüs, çok kişiye bulaştı, çocukları etkilemedi, yaşlılar için çok tehlikeli hele de kronik bir veya birden fazla rahatsızlıkları varsa maalesef vücuttan atılması zorlaşarak, ciğerlere iniyor ve zatüreye çevirerek can alıyor.

Corona virüsü salgını sebebiyle 114 ülkede 118 bin vakaya rastlandığı, 4 bin 291 kişinin ise hayatını kaybettiğinin açıklanmasının ardından DSÖ, Covid-19’un pandemik hastalıklar grubuna dahil edildiğini duyurdu.

PANDEMİ

Peki nedir bu Pandemi?

En basit tanımıyla dünyada eş zamanlı olarak çok yaygın bir şekilde çok fazla sayıda insanı tehdit eden bulaşıcı hastalıklara verilen isim.

2009 yılında domuz gribi, pandemik hastalık ilan edilmişti. Uzmanlar, domuz gribi nedeniyle yüz binlerce kişinin hayatını kaybetmiş olabileceğini söylüyor.

Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) tanımlamasına göre, bir hastalığın pandemi olabilmesi için kabaca üç kriter aranıyor:

  • Yeni bir virüs olması
  • İnsanlara kolayca geçebilmesi
  • İnsandan insana kolay ve sürekli bir şekilde bulaşması

Günlerdir Dünya Sağlık Örgütü, virüsün görüldüğü 180 ülkedeki hastaneler, doktorlar, hemşireler, bilim adamları herkes bir ilaç ve aşı bulmak için kolları sıvadı. Ülkelerin sağlık sistemleri çöktü. Hastanelerde yer kalmayınca spor salonlarına yataklar yerleştirildi, doktor ve hemşireler gibi solunum aletlerinin sayısı da çok yetersiz olduğu için her geçen gün tüm ülkelerde hayatını kaybedenlerin sayısı ne yazık ki çok fazla.

Bu olay dünyayı resmen durdurdu diyebiliriz.

Evren bize ‘durun’ dedi.

Sabah yürüyüşlerimizden işe yetişmek, işten eve gelip ailemizle olmak yerine, sosyal hayata karışmak, sanat, konser, yemek, kurs aktiviteler, haftasonu ilk fırsatta seyahate çıkmak, dünyayı görmek, şehir dışına gitmiyorsak alışveriş çılgınlığı, çocuklara spor saati, dersler, koşturmalar, bizlere haftasonu dahi çalışma ve tüketme ve yeme içme… Böyle hızlıca giderken, bugün çevremdeki kişilerin %90’ı 13 gündür evden dışarı sadece market, eczane ihtiyacı için çıkıyor. Herkes aynı eşofman veya pijamayla, virüs gözden de bulaştığı için lens bile takmayarak gözlüklerle evde oturuyor. Geçen hafta 65 yaş üstü kişilerin evden çıkması yasaklandı ve yakalanana 3.000.-TL ceza geldiği söylendi. Sağlık Bakanı her akşam televizyona çıkıp hasta sayısındaki artışı ve evde oturmanın önemini dile getiriyor. Camilerde 20 Mart’tan itibaren Cuma ve toplu namazlara gelmeyin denildi. Her akşam ezanından sonra hoca ‘üstünüze düşen vazifeyi yapın lütfen evden çıkmayın diyor.’ Çünkü kişiler kendinde virüs olduğunu anlamadan başkasına bulaştırabilir. Bu şekilde 1 – 10 – 100 – 1000 şeklinde çok kısa sürede çok hızlı yayılabiliyor. Hastanelerde sınırlı sayıda yer olduğu için herkese yatak ve makine düşmüyor. İran, İtalya, İspanya, Amerika çok hızlı ilerliyor. Doktor ve hemşireler insan üstü dinlenmeden çalışıyor, insanlığı ve dünyadaki insan hayatını kurtarmak için. Bitkiler ve hayvanlara bir şey olmuyor. Doğa devam ediyor.

Peki biz evde neler yapıyoruz?

Sabah 8:00'de uyanıyoruz. Güzel ve yavaş bir kahvaltının ardından 09:00’da bilgisayarı açıp günlük sabah ödevlerimizi yapıyoruz.

11:30 sınıf öğretmeni Zoom'dan çocuklarla konuşmaya başlıyor, ders anlatıyor. Fransız okulu olduğu için lisan bilmeyen ailelerin desteklenmesi için bu görüşmeler artacak. Çocuklar tüm sınıfı ve öğretmeni gördüğü için çok mutlu. Tüm okullar bizim kadar şanslı mı bilmiyorum. Uzaktan eğitim yapan ilk okullarla ilgili EBA TV çöktüğü ve internet sağlayıcı yetmediği için her sınıfı farklı saatlere almışlar.

Bize de öğretmen maille Pazar akşamı haftalık ödevleri atıyor. Her sabah ve öğleden sonra yapıyoruz. Ayrıca canlı bağlanıp çocuklarla sohbet etmesi sınıf ortamı sağlıyor. Arkadaşlarını görebildiği için çok mutlu oluyor oğlum. 17 gündür 3 kişi dışında kimseyi görmedi nerdeyse. Camdan bakınca kedi, köpek gezdiren veya yürüyüş yapan 2 kişi, apartman görevlisi yada bazı günler kargo elemanı. Ama evde rahat, dinleniyor, koşturuyor, ödev, televizyon, kutu oyunu, lego, puzzle, top, yakartop, istop, futbol, basket, survivor, bowling gibi aktiviteler yapıyor. Hatta bugün ilk kişisel fotoğraf sergisini halatla ve mandallarla odasına asıp sergiledi, instagrama yükledik, sergimi instagramdan gezebilirsiniz diye de demeç verdi. Hava ısınsa ve rüzgar olmasa bahçeye sokağa inicez ama soğukken nezle olmamak üşütmemek için inmemeyi doğru buluyorum.

Üst katta da tadilat devam ediyor ve bugün ustalar eşya taşıyorlar. Kimseyle karşılaşmamak için en iyisi evde oturmak.

Öpmek yok, sarılmak yok. Biz günde 3 kez birbirimizi görsek 3 kez öpen sarılan bir aileyiz. Fakat olanlar öyle garip ki, bize bile gayet normal gelmeye başladı öpüşmemek, sarılmamak, 2 metre mesafede uzakta durmak. Sadece oğlumu öpüp ona sarılıyorum bol bol. Sevgimi hissetsin, dünyadan ve olanlardan korkmasın diye.

Hava güneşli olunca bahçede top, frizbi oynuyoruz. Ardından sokakta yürüyoruz. İlerde 2-3 kişi sohbet ediyorsa, koca cadde ama korktuğumuz için oğluma hadi dönelim orası çok kalabalık diyorum. Yani 3 kişiye kalabalık denir mi İstanbul’da büyümüş insanlarız iğne atacak yer varsa dolu demeyiz, az kişi gelmiş bugün deriz. Ne hale geldik. Kendi çemberimizin içinde dönüp duruyoruz. Çembere kimseyi sokmadan. Diğer çemberlerle kesişmeden.

Aile büyüklerimizi ziyarete asla gitmemek çok önemli. Başından beri bizle evdelerse şanslıyız. Aksi halde bu dönemde görüntülü aramak ve hal hatır sormakla yetinmeliyiz. Dünyanın %80i atlatıyorsa kritik olabilecek kişileri korumamız lazım. Lütfen evde kal Türkiye. Zorunlu çıkanlar zaten sokakta, mecbur kalmadıkça çıkmaz ve dağıtmazsak, hastanelere, doktorlara yardımcı olmuş oluruz. Onların işi çok zor.

Bizim tek işimiz evde kalmak, çocukları rahatlatarak strese sokmadan bu dönemi geçirmek ve bol hijyen.

Bu arada ödevlerle ilgili lütfen rahat olun, stres olmayın, öğretmenleri de, çocukları da kendinizi de sıkmayın. Nasılsa bu dönemi sistem seneye telafi edecektir.

Huzulu, Mutlu, sağlıkla geçirmeniz dileğimle,

Sevgiler,

Hanen Nazlı Hayfavi