Hiçbir film beni bu kadar etkilememişti.

Kırmızı oda gerçekten herkesin seyretmesi, ders alması, niye, nasıl diye sorması, ne yapabilirim, nasıl değiştirebilirim, nasıl düzeltebilirim diye kendini hakikaten sorgulaması gereken fikirler ortaya sunuyor. Biz ebeveynler açısından değerlendirildiğinde her bölümde insanların çocukluğunda neler yaşadığını neler yaşamadığını, nerde eksik hissettiklerini ve tüm yaşadıklarının onların hayatlarını nasıl etkilediğini görmemizi sağlıyor.

Kısaca söylemek gerekirse çocuklarımızın anne ve babalarının yanlarında olmalarına, onlar tarafından sevilmeye, sevgi görmeye, SEVİLDİKLERİNİ duymaya, dokunmaya, sarılmaya, özel hissettirilmeye ihtiyaçları var. İlgisizlik kadar; şiddet, baskı, fiziksel kuvvet, psikolojik şiddet, bunların hepsini çocuklardan uzak tutmak gerekiyor. Hele ki ilgisizlik ileride çocukların evlenebilirlerse kendi eşleriyle, çocuklarıyla, çalışabilirlerse iş hayatında arkadaşlarıyla her alanda problem yaşamalarına sebep oluyor.

Sevgili anne babalar, anneanneler, babaanneler, dedeler, halalar, dayılar, teyzeler, çocukların akrabası olmasa bile onların devamlı yanında olan abiler, ablalar, herkes lütfen çocukları sevin, değer verin, telefonunuzu bilgisayarınızı televizyonu bazı zamanlar bir kenara bırakın ve sadece 15 dakika 30 dakika 1 saat çocuklarla ama sadece onlarla sohbet edin, oyun oynayın, karalama yapın, top atın, birbirinizle dövüşün, güreşin, ileri gitmediği sürece çocuğa zarar vermediği sürece onun istediği her oyunu oynayın.

‘Deliler gibi çalışıyorum, senin için senin her istediğini yapmak, her istediğini almak için…’ inanın yıllar sonra çocuğunuz size dönüp ben böyle bir şey istemedim, ben sadece yanımda olmanı bana sarılmanı beni sevdiğini söylemeni benimle ilgilenmeni benimle gurur duymanı istedim diyecek veya bunları bile söyleyemeyecek, bir mesafe oluşacak aranızda. Lütfen bu diziyi üzücü, melankolik, iç karartıcı bakış açısıyla değil, çocuklara ve topluma yararlı olmak için seyredin.

Gerçekten yapılacak şeyler çok basit… sevmek, dokunmak, değer vermek, anlamak… başkada hiçbir şey gerekmiyor bir çocuğu güzel büyütmek için.

O çocuk ileride güzel bir arkadaş, güzel bir evlat, güzel bir eş, güzel bir anne baba olsun diye sadece bunlar yeterli olacak. Deliler gibi çalışıp, iş stresi ile eve gelip sinirini çocuktan çıkarmak veya çocuğu akrabası bile olmayan hiç tanımadığınız insanların günlerce haftalarca aylarca yıllarca eline bırakmak tam tersine mutsuz, başarısız, ezik, kötü hisseden insanlar, barışçı değil savaşçı insanlar ortaya çıkmasına sebep olacak.

Her çocuk ve her insan mutluluğu hak ediyor, mutluluk hepimiz için, sevgi hepimiz içi, güzellikler hepimiz için, kendimizi mahrum hissetmemek çok önemli.

Bizim geçmişimizde iyiliği hak etmiyorum demek veya ‘bu aralar çok mutluyum’ ne kadar da garip bir duygu gibi gelir değil mi bazen? ama böyle bir şey yok. Tabii ki stresli zor günlerimizde oluyor, olacak da her zaman, fakat esas olan mutluluktur. Zamanı gelince o da gelecek ve bizi bırakmayacak…

Sağlıkla, sevgiyle kalın

Hanen N. Hayfavi